Cumartesi, Ocak 24, 2026
Fikir birliği yapmak şart mı? Farklı olamaz mıyız?
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, Olga Tokarczuk
İlginç bir kitap. Kitap grubumuzla "Doğu Avrupa edebiyatından neler okuyabiliriz?" diye düşünürken bulduğumuz yazarlardan biri Olga Tokarczuk. 2018'de Nobel almış, Polonya'da en fazla okunan yazarlardan biri ve aynı zamanda kitapları 40'dan fazla dile çevrilmiş. Kendisi çevre ve insan hakları için mücadele eden de biri.
Roman kahramanı Jannina, yaşadığı ücra kasabada biraz kaçık yaşlı bir kadın olarak görünen biri. Eskiden köprü yapımında çalışmış bir mühendis. Şimdi kışın sadece üç kişinin yaşadığı bu köyde uzun ve karanlık kış günlerini astroloji haritalarına bakarak ve zengin Varşovalıların yazın kullandıkları evlerine kış boyunca göz kulak olarak vaktini geçiriyor. Bir de bazı günler bir okulda çocuklara İngilizce dersi veriyor. Görüştüğü çok az kişi var. Bazen kasabaya iniyor. O, insanların doğumunda takılan isim yerine kişilerde ne his uyandırdığına göre bir isim verilmesi gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle romanda bazı kişilerin adlarını pek öğrenemiyorsunuz; Garip, Koca Ayak, Siyah Palto veya Müjde gibi isimler kullanıyor.
Roman aslında bir cinayet-polisiye roman. Kasabada esrarengiz cinayetler işleniyor. Baş karakter Jannina bu ölümlerin hayvanlar tarafından intikam almak için gerçekleştirildiğini iddia ediyor ama pek kimseyi inandıramıyor. Ayrıca Jannina ölen kişilerin doğum günlerini bulup onların haritalarını da yorumluyor. Ayrıca romanda sık sık William Blake'in şiirlerinden dizeler de var. Zaten romanın adı da bu dizelerden biri. Roman hakkında daha fazla detay veremeyeceğim, çünkü sonu hakkında ipucu vermekten çekiniyorum. Okuması kolay, akıcı bir roman. Biraz gizem de var, merak ediyorsunuz yani.
Çeviren; Neşe Taluy Yüce, Timaş Yayınları
Bu kitap Spoor / Pokot isimleriyle filme de çekildi.
Çarşamba, Ocak 07, 2026
Valençay Peynirinin Napolyon ile Ne İlgisi Var?
Fransa'da Loire Vadisinde bir kasaba adı Valençay. Fransa'da hem şarabı hem peyniri AOC etiketi almış ilk yerdir burası (Fransa'nın coğrafi işaret etiketi)
Keçi sütünden üretilen ve üstü kesik piramit şeklindeki Valençay peyniri buraya özgüdür. Dışı odun külü ile kaplanmıştır.
Salı, Ocak 06, 2026
Lezzetli Dünya Tarihi ve Lezzetli Fransa Tarihi
İki harika kitap tavsiyem var. Tarih ve yemek tutkunlarına. Bazı tarihsel olayların yiyeceklerle ilişkisine veya bazı yiyeceklerin tarihsel hikayesine meraklıysanız bu iki kitabı mutlaka okuyun. Altını çize çize okudum. Dönem dönem bazı konulara takılıp o konu ile ilgili derinlemesine okumayı seviyorum. Yeme içme tarihi de bunlardan biri oldu. Burada bahsedeceğim iki kitap da Say Yayınlarından çıkmış. Lezzetli Fransa Tarihi'nin yazarları Stephane Henaut ve Jeni Mitchell. Lezzetli Dünya Tarihi'nin yazarı ise J.M. Mulet.
Cumartesi, Aralık 27, 2025
Utanmak mı pişman olmak mı?
Yanlış bir şey yapan kişi bunu henüz kimse fark etmeden, anlamadan üzülüp pişmanlık duyuyorsa bu değerlidir. Kendi kendine iç hesaplaşma yapmıştır ve davranışının yanlış olduğunu kabul etmiştir. Kaynağı içseldir. Bahanelere sığınmıyordur. Muhtemelen de bir daha yapmaz. Telafi etmeye çalışır. Ama birileri fark ettiğinde duyduğu his artık pişmanlık değildir. Utanmadır. Yaptığım ortaya çıktı, ne yapacağım şimdi, rezil oldum duygusu yani. Pişmanlık hissi tek başına hissedilir, utanma toplumsal bir durumdur. Dışsaldır. Başkalarının gözünde nasıl göründüğünle ilgilidir. Hiç yoktan iyidir yine. Ama ortaya çıkan bu yanlış davranışa rağmen ne pişman oluyor ne utanıyorsa bu yüzsüzlük gibi görünen, kendini toplum içinde kurtarma çabasıdır. Hatasından ders almamıştır, hatta kendini küçük detay yalanlarla haklı çıkararak ve karşı tarafı abartmakla suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışır. Bu kişiler hep böyledir değişmezler. Onlarla konuşmak laf anlatmaya çalışmak anlamsızdır. Çünkü kişisel imajlarını kurtarmak için her şeyi yaparlar. Sizi yalancı veya abartan taraf olarak göstermek için her yalanı uydururlar. Siz temizlemekle uğraşırsınız. Çevredekileri inandırma çabaları vardır zaten. O yakın çevresi de ona "yanlış yapmışsın" demediyse ihtiyaç duyduğu onayı almıştır artık.
Utanmak insanı küçültebilir pişmanlık ise olgunlaştırabilir. İyi arkadaşlar kişilere olgunlaşma imkanı vermelidir. Burada yanlış yapmışsın diyebilmelidir.
Uçurtmalar, Romain Gary
Çarşamba, Aralık 24, 2025
Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası
En sevdiğim yerdeyim. Bu yapı beni neden bu kadar etkiliyor? Muhtemelen detayları, hikayesi ve önemi... İki kez gittim bir kez daha gitmek görmek istiyorum.
Çok popüler bir yer değil belki ama bilinmesini çok istediğim bir yer; Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası. 800 yıllık yapıdır. Mengücekler zamanında yapılmıştır.
Eleştiriye Açık Olmak
Böyle bir şey var hayatımızda; eleştiriye açık olmak. Neden? Kimin eleştirisi? Nasıl eleştiri?
Bu konudaki düşüncelerim;
Kişileri değil davranışları veya sözleri eleştirebiliriz. Ama nasıl? Hiç tanımadığın veya az tanıdığın veya tanıdığın sandığın kişiyi eleştiremezsin bence. Eleştiri sandığın şey kendi dünyana ve bakış açına göre karşısındakini yargılamaksa zaten bundan hiç bahsetmiyoruz. Ama genelde böyle yapılıyor.
Ben herkesin eleştirisine açık değilim mesela. Beni, benimle çok zaman geçirmiş, yıllardır tanıyan dostlarım ve ailem eleştirebilir. Diğerleri ise ne anladılar ki eleştiriyorlar diye düşünürüm. Genelde de yanlış anlarlar ya da anlamak istedikleri kadarını anlayıp eleştiri yaparlar. Bunu umursamam. Bunu bildiğim için davranışı bana zarar vermedikçe ben de başkasını eleştirmem.
Neyi eleştirmeyi kendimde hak görürüm; sonucu beni de etkileyen bir sözü veya davranışı eleştiririm. Hatta bunu bile bazen (değiştirebileceğim bir şey yoksa) sinirimi daha da bozmamak için yapmam. (Tabi ki sevdiklerimi, ailemi üzecek, onlara zarar verecek davranışları da eleştiririm bunu söylemeye gerek yok)
İnsanlar birbirinin kıyafetini, tavrını, yaşam şeklini acımasızca eleştiriyor. Bu ego tatmininden başka bir şey değildir. Kendisini daha üstün, daha akıllı görerek bu eleştiriyi yapıyor ve rahatlıyor. Hatta akıl verir gibi, soru sorar gibi görünüp alttan alta eleştirenler var. Örneğin; evinizdeki kedi mutfak tezgahına çıkmıyor mu? Bu cümle meraklı bir soru gibi görünse de eleştiri.. Hem de hadsiz bir eleştiri. Senin hiç kafanın çalışmadığını, bunu daha önce hiç düşünmediğini ve kendisinin daha akıllı ve titiz olduğunu düşünerek aslında hiç bilmediği, yaşamadığı ve asla anlamayacağı bir deneyimi eleştiriyor. Komik duruma düşüyor sadece. Hayatta pek çok şeyi anlamak zorunda değiliz. Zaten anlayamayız da.
Anlatmak istediğim eleştiri sandığımız şeylerin çoğu eleştiri değil. Bir işi benden daha iyi bilen ve yapan bir kişi benim yaptığımı eleştirebilir. Hatta ben isteyebilirim bunu "neyi yanlış yapıyorum" diye yardım isteyebilirim. Ancak hiç deneyimi yok, az bilgiyle başkasını eleştiremez.
Sosyal medyada herkes bir birini eleştiriyor. Aslında eleştirdikleri şey zevkler ve yaşam biçimi.. Bize ne?
Sonuç olarak kimse beni benden daha iyi tanıyamaz, neyi niye yapıyorum kimse benden daha iyi bilemez, anlamak isterse anlatırım ama anlamak istemiyorsa bir gün boyunca konuşsam anlamaz. Ona nefesimi tüketmem. Eleştirse de umursamam. Davranışım ona zarar vermişse, üzmüşse bunu eleştirebilir.
Ian McEwan, Kefaret
Perşembe, Aralık 18, 2025
Kişisel gelişim kitapları kişileri geliştiriyor mu?
Ben yıllar önce kişisel gelişim kitaplarıyla alay etmiş biri olarak son birkaç yılda bazı kişisel gelişim kitaplarından çok faydalandığımı itiraf etmeliyim. Kınamamak lazım. Ama yine de çoğunun çöp olduğunu düşünüyorum. Tabi deneye yanıla vardım bu sonuca. Faydalandıklarımdan sonra bahsedeceğim.
Mesela şikayet etmekten büyük oranda bu kitaplar sayesinde kurtuldum. Şanslı olduğuma odaklanmayı, elimdeki onca değerli şeye, hayatımdaki insanlara şükretmeyi bu kitaplar sayesinde öğrenip alışkanlık haline getirdim. Bir de bazen yapamasam da hala gayret edip anda kalmaya anı yaşamaya çalışmayı da. Bunun tadını alınca bırakmak zor oluyor. Ayrıca her şeye takılmamayı boş vermeyi de bu kitaplar sayesinde pratik yapmaya başladım. Bazı şeyler hep söylenir; anı yaşa, kafana takma, şikayet etme, şükret diye. Ama nasıl ve neden? İşte işin özü bu kitaplarda. Bu kitapların bazıları psikolojik kitaplar. Ben psikoloji kitaplarını başkalarını değil kendimizi anlamak için kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir insan psikoloji kitapları okuyup kendini anlamak yerine başkalarının davranışlarını kategorize edip çözümlemeye çalışıyorsa arkasında büyük bir ego vardır. Önce kendini anla diye düşünen taraftayım ben. "Her insan bir dünya" gerçekten buna inanıyorum.
Aynı tip insanların veya aynı tip olayların tekrar tekrar karşımıza çıkmasının nedenini bu kitaplar sayesinde öğrendim. Frekansımız ister istemez aynı döngüleri yaşatıyor bize ve bunu anlamadıkça kurtulamıyoruz. Ve son anladığım şey hayat kendi zıddınla sınıyor seni. Sabırsızım dedikçe sabretmeyi gerektiren şeyler yaşatıyor, adalet ve dürüstlük benim için çok önemli dedikçe yalancı ve hırsızlar çıkıyor karşına. Ben güçlüyüm hallederim dedikçe daha bir sallıyor hayat seni. Tüm bunları huzurla atlatabilmem bu kitaplardaki belki birkaç cümle sayesindedir. Bu arada kitapların her sayfası da değil, belki bir kitaptan üç cümle diğerinden 4 cümle etkiledi beni ve bir şeyler öğretti. Okuduklarımdan etkilendiklerimi arada bakıp hatırlamak için bir deftere not ettim ..
Mesela şikayet etmek insanın enerjisini gerçekten çok düşürüyor. Çözüm için yapabileceğim bir şey varsa yaparım. Yoksa şikayet etmek moral bozucu. Ancak bazen elinde olmadan bulunduğunuz ortamlarda örneğin pahalılıktan, geçinmenin zorluklarından şikayet ediliyor. Bazen ben de yapıyorum bunu ama sonra farkına varıp uzun süre tutabiliyorum kendimi. Ya da kötü bir yöneticiyi, despot bir kayınvalideyi şikayet etmenin fayda sağlamadığını aksine senin enerjini düşürüp uykunu bile kaçırdığını fark ettim.
Bir de unutuyordum, "en kötü ne olabilir "diye düşünmeyi de bu kitaplardan öğrendim. Mesela işinle ilgili şikayetin mi var en kötü ne olur? İşten çıkarsın/çıkarılırsın. Tamam, dünyanın sonu değil. Başka iş yaparım. Hatta belki daha iyi olur benim için.....diyebiliyorum.
Kitaplara gelecek olursak; Kitaptan önce Serpil Ciritci'nin Youtube'daki videolarını izlemenizi tavsiye ederim. Pek çoğu bakış açımı değiştirdi.
-Joe Dispenza'nın Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak; Bu kitapta olaylar karşısındaki tepkilerimiz ve günlük rutinlerimiz tek tek sorgulanıyor. Kendini mercek altında inceliyorsun. Çok masum ve sıradan gelen alışkanlıkların neye sebep olduğunu görüyorsun.
-Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü; Gerçekten de bu bilinçaltı nasıl bir şey ve nasıl iyi yönde kullanırsınız bunu daha net anlıyorsunuz.
-Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, Anda kalmak nedir, ne işe yarar, şimdide neler oluyor ve şimdiden başka gerçek yok, güzel anlatmış. Pratikler de var.
-Ruhun Yaralı Şifacısı ve Dört Arketip, Carl Gustav Jung'un kitapları. Ruhun Yaralı Şifacısı onun ruhsal yolculuğunu anlatıyor, Dört Arketip Jung'un psikolojik tiplemeleri günümüzde hala geçerli. İçinden kendi adıma pek çok cümle çekip çıkardım.
-Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar, Engin Gençtan... Bu kitap yıllardır kütüphanemde durur arada açıp okurum. Normal diye bir şeyin pek olmadığı öğrendim. Hangi çocukluk travmaları veya korkular neye sebebiyet veriyor , hangi davranışın altında hangi psikolojik sebepler var? güzel anlatılmış.
Tavsiye üzerine alıp okuduğum ve attığım kitaplar da oldu. Ben daha iyisini yazarım diye düşündüm. Çok basit ve hep birbirinin tekrarı olan, bir temele oturmayan kitaplardı bunlar.
Sonuç olarak almaya niyetin varsa kişisel gelişim adı altında satılan kitapların bir kısmının faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Yani bazı kişisel gelişim kitaplarının işe yaradığını söyleyebilirim.







