Pazartesi, Eylül 28, 2026
Rebecca, Daphne Du Maurier
Pazar, Eylül 20, 2026
Evde kolay şöbiyet
Bizim ailenin bayram tatlıcısı benim. Bizde el açması börek çok yapılır ama aile kültürümüzde ev baklavası yoktur. Her bayramın arefe gününde kalburabastı veya şekerpare gibi tatlılar yapardım. Bir gün hazır baklava yufkası ile şöbiyet neden yapmayayım dedim.
Tarifim şöyle;Muhabbet, Virginia Evans
Salı, Eylül 08, 2026
Gyoza Yaptım
Aslen Çin'deki Jiaozi adlı mantının Japon uyarlamasına Gyoza deniliyor. Denemezsek olmazdı.
Hamuru kolay 2 bardak un, bir çay kaşığı tuz ve el yakmayacak sıcaklıktaki suyu karıştırıp 40 dakika dinlendiriyorsunuz.
İç harcı sebzeli, tavuklu, kırmızı etli veya karidesli olabiliyor. Ben ince ince lahanayı kıyıp tuzla biraz ovdum, soğan, yeşil biber, havuç ve sarımsak, tuz ve zencefil ekledim. Kıyma ile karıştırdım. Bir yemek kaşığı susam yağı ve soya sosu ekleyip kenarda beklettim. Hamuru açıp bardak yardımı ile kestim. (Yapışıyorsa nişastadan yardım alın)
İç harcını bir tatlı kaşığı ile koyup kenarlarını su ile hafifçe ıslatıp kapadım. Burada değişik kapama şekilleri var ben biraz hıngel gibi yaptım sanırım.
Daha sonra bir yemek kaşığı susam yağı (veya zeytinyağı da olur bence) tavaya döküp mantıları üzerine diziyorsunuz. 5-6 dakika ocakta mantıların altı kızarana kadar tutup bir çay bardağı kaynar su ekleyip kapağını kapatıyorsunuz. Böyle de 6-7 dakika kalacak. İşte gyoza hazır.
Orijinali daha büyük olmalı. Ben ilk kez yaptığım için kendime güvenemeyip küçük yaptım. Bir dahakine daha büyük deneyeceğim. Tadı çok güzel oldu.
Bu arada fazla yapmışım. Kalan bir porsiyonu pişirmeden derin dondurucuya koydum. Çıkarıp hemen tavaya almak mümkün yazıyor tariflerde.
Cuma, Eylül 04, 2026
Birey olmak ya da olmamak
Son zamanlarda okuduğum kitaplar veya dinlediğim podcastlerden dolayı bu konuya dikkat etmeye başladım. Türkçeye çevrilmesini hevesle beklediğim bir kitabın detaylı bir podcastini dinlememle bu konu hakkında düşünmeye başladım. Kitap Joseph Henrich'in The Weirdest Pepole in the World idi. Kitaptaki bir tespiti çok beğendim; Katolik kilisesi yüzyıllar önce akraba evliliğini (kuzen evliliği), çok eşliliği ve evlat edinmeyi yasaklar. Böylece geniş aile bağlarını çökertmeyi planlar. Aileler zamanla çekirdek aile olur. Bu şekilde hükmetmek daha kolay olsa gerek. İnsanlar zamanla hayatta kalmak için aile bağlarına, kuzenine, dayıoğluna güvenmek yerine yabancı birine güvenmeyi öğrenirler. Bu beraberinde şunu da getirir; gönüllü yardımlaşma organizasyonları kurulur. Bence en önemlisi de o geniş sülaleler yerini küçük ailelere bıraktıkça içinde bulunduğun gruba değil topluma karşı sorumlu hissedersin kendini. Bireyselleşme de artar. Aşiret için değil kendin için yaşarsın. Yazar Batı'nın neden Doğu toplumlarından daha ileri olduğunu temelde bu bireysel özgürleşmeye bağlar.
Onlara göre biz oldukça Doğu bir toplumuz. Kitapta Türkiye örnekleri de var zaten. Ülkemizde 1960'lardan itibaren köyden kente göç artmış. Tarımda makinalaşma ve toprakların miras yolu ile bölüşülüp yetersiz kalması buna en büyük neden. İnsanlar ilçe bile görmeden şehre taşınıp yaşamaya başlamış. Bu nasıl olmuş? Bir amca oğlu bir kuzen desteği ile tabi ki. Bizde henüz bir şehir kültürü oluşmadan bu hızlı büyüme gecekondu kültürünü doğurmuş. İstanbul'da o kadar çok köy derneği var ki. 4883 adet. Bir de il ve ilçe dernekleri eklenince bu sayı 7 bini geçiyor. Bireyselleşemeyen insanımız hemşehrisi ile aynı düzeni şehirde de devam ettiriyor. Vatandaş olma bilinci, birey olarak hak ve sorumluluk anlayışı gelişmiyor. Kendini köylüsüne karşı sorumlu hissediyor. Öyle var oluyor. Ben Fenerbahçeli olma, Rizeli olma veya bilmem hangi cemaatten olma durumunu da böyle görüyorum. İstanbul'da biriyle tanıştığınızda bazı insanlar hemen nereli olduğunuzu sorar mesela. Seninle bir yakınlık kurup kuramayacağını öğrenmeye çalışır. Ben bir doktor randevusu için hastane koridorunda otururken yanımdaki kişilerin hangi cemaatten olduklarını sorup muhabbet etmeye başladıklarını gördüm. Kıyafetten de anlaşılıyor bu.
Bireyselleşme bu anlamıyla kötü bir şey değil. Bu kelimeyi bencillik olarak görenler var. Ama yanlış. Bireyselleşmek bize iyi gelebilir. Kendimizi herhangi bir grubun üyesi olmadan tanımlayamaz mıyız?
Kalan iplerden çanta yapımı
Salı, Eylül 01, 2026
Meltem Gürle, İrlanda Defteri
Bu deneme kitabına bayıldım. 4-5 aydır okuma listemdeydi. Aldım ve iki gün sürmedi bitirmem. Bayıldım. Hayatımda çok az yazarla tanışmak istemişimdir. Ama Meltem Hanımla tanışmayı çok isterim. Arada bir kitap ile ilgili söyleşiler yapıyor en azından bunların birini yakalamayı umuyorum.
Kitabın daha ilk sayfasında kendimi gördüm. James Joyce'un Ulysses'ini ben de okurken çok zorlanmıştım. İki kez 150. sayfalara gelip bırakmıştım. Sonra Ulysses Sözlüğünü alıp onun eşliğinde okuyup bitirmiştim. Bu roman tek bir günü anlatıyor ve o gün de benim doğum günüm.(tabi 69 yıl sonra) Her yıl o gün Dublin'de Bloomsday olarak kutlanıyor ve ben elimde Ulysses ve İrlanda Defteri ile Dublin sokaklarını gezmek istiyorum.
Yazarın dili, anlatımı, olaylar ve durumlar arasında kurduğu bağlantı harika. Kaldığı ev ve Mary'yi, Arp hikayesini, Lady Dufferin, Bavyeralı kemancı ve diğerleri çok sevdim. Pek çok yerin altını çizdim. Bahsi geçen kitapların bazılarını alıp okumayı, Clandeboye yoğurdunu yemeyi, ve Merkez Kütüphaneye gitmeyi, National Gallery'deki Kule Merdiveninde Buluşma tablosunu görmeyi çok istiyorum.
Meşher'deki İki Muhteşem Eser
İstiklal 'de bulunan Meşher'in Mayıs 2027'ye kadarki sergisi "Seyahat Sanatı" ile ilgili.
Geçen hafta burayı gezdik. Her şey çok iyiydi ancak bu iki kitabı gördüğüme çok sevindim. İkisi de özel koleksiyondan alınıp burada sergileniyor. İlki en basit matbaanın ilk kullanılmaya başladığı zamanlarda basılmış resimli dünya tarihi. Almanya'nın Nürnberg şehrinde basıldığı için Nürnberg Kroniği olarak biliniyor. Basım yılı 1493. Ömer Koç koleksiyonundan alınmış. Yaratılıştan itibaren basıldığı tarihe kadar zengin resimlere sahip bir kronik. Metin ve ahşap baskı illüstrasyonları bir arada kullanılmış. İçinde yüzden fazla şehrin panoraması var. Seride açık bir şekilde sergilenen sayfalardaki illüstrasyon İstanbul'un Osmanlı fethinden önceki döneme ait. Keşke elime alıp bütün sayfalarını inceleme şansım olsaydı.
İkinci eser de Katip Çelebi'nin İbrahim Müteferrika Matbaasında basılan ünlü coğrafya ve astronomi kitabı Cihannüma. Sayfada yer alan daire şeklindeki minyatürler takımyıldızlarını ve burçları resmetmektedir. Kitap 1732'de İstanbul'da basılmış.
Kolay Mantı
Geçen aylarda popüler olan bu mantıyı ben de denedim. Ancak bence buna mantı demek pek doğru değil.
Normal mantı içi hazırladım. Kıyma, rende soğan ve tu-karabiber ile. Biraz buzdolabında soğuttum. Sonra geniş bir kaseye su, başka bir kaseye un koydum. Bir tencerede kaynattığım suya tuz ekledim ve mantıları yapmaya başladım. Küçük toplar yapıp önce una sonra suya sonra tekrar una batırıp süzgeç yardımı ile çıkardım ve kaynar suya atıp 7-8 dakika pişirdim. Burada püf noktası su ve un için ayrı süzgeç kullanmanız. Bu işlemi 4-5 kez yapanlar var ama ben 3 kez yaptım. Sarmısaklı yoğurt ve tereyağı sosu döküp afiyetle yedik. Tadı güzel oldu. Şimdi fırsat bulduğumda başka bir yöntem öğrendim onu deneyeceğim.
Eski bir kanaviçeden kolye
Günümüzde kanaviçe ve danteller pek kullanılmıyor. Benim evimde 3 poşet dolusu eski dantel ve kanaviçe var. Bunlarla ne yapacağını bilemeyenler bana teslim ediyor. "Sen yapacak bir şeyler bulursun" diyerek. En son yengem Antalya'dan bir poşet dantel getirdi. Dantellerle ilgili bir planım var fakat annemin kendi çeyizi için işlediği, bizim bebekken ve çocukken kullandığımız yastık veya çarşaf kenarı olan bu işlemeleri bugün de kullanabileceğim bir ürün haline getirmek istedim. Elimde bol miktarda boncuk, renkli ip ve keçe zaten vardı. Ben de kolye yapmak istedim. Kanaviçeleri kare veya dikdörtgen kesip bir keçenin üzerine dikip boncuk ve kumaşlarla süsledim. Yaz için daha kullanışlı olabilecek bu kolyeleri çok sevdim. Ayrıca daha önce bu kanaviçelerden duvar süsü nazarlık da yapmıştım.
Guinness birası ve Guinness rekorlar kitabı
Annie Ernaux, Seneler
Annie Ernaux Fransız yazar ve Edebiyat profesörüdür. 2022 yılında Nobel aldı. Daha önce Olay adlı romanını okuyup çok beğenmiştim. Romanlarında genelde kadının özgürlüğü, evlilik, kürtaj, cinsellik gibi konulara değiniyor. Bu kitabı kitap grubumuzla okuduk. Dil ve anlatım çok iyi ama kitabın bazı sayfalarında sıkılmadım desem yalan olur. Bunun nedeni bence şu; Yazar 1940 doğumlu ve Fransa'da büyümüş. Anı/otobiyografi gibi görünen bu kitapta aşağı yukarı şimdi 80'lerinde bir Fransız kadını kendinden çok şey bulabilir bu romanda. İlk gençlik yılları, teknoloji ve modanın gelişimi ile aile ve toplumda meydana gelen değişimler, siyasi bazı olaylar, meslek sahibi olup evli çocuklu biri olunca yaşadığın farklılıklar... Bunları çok güzel vermiş. Ancak bazı terimlerin, kişilerin, olayların bizim hayatımızda karşılığı yok. Sürekli kitabın en arkasına verilen dipnotlara bakmak zorunda kalıyorsunuz. Pek çok duygu ortak aslında. Ama dediğim gibi bazı sayfaları sıkılarak okudum. Kitabın üzerinde "roman" yazıyor ama bu anı kitabı bence. Bir kurgu yok, belli başlı karakterleri takip edemiyorsunuz. Belki de bu nedenle bazı yerlerde sıkıldım. Anı-anlatı türünü sevenler için bence uygun.
Cumartesi, Ağustos 29, 2026
Şeftali Melba Tartı
Melba tatlısı Avusturalyalı soprano Nellie Melba'dan alır adını. Ünlü bir Fransız şef Melba'nın onuruna bu tatlıyı yapmış. Hafif pişirilmiş şeftalili ahududu sosu ve dondurma birlikte yeniliyor. Yani Peşmelba. Bunun altında tart hamuru olanı da şeftali melba tartı olarak biliniyor.
Ben tarat hamuru yerine milföy ile yapılanı görüp denedim.
Tepsiye yağlı kağıt serdim. Üstüne milföy hamurunu bir kat olarak serdim. Çatalla delikler açıp fırında pişirdim. Önceden şeftalileri 8 parça olacak şekilde dilimledim. Üzerine 3 kaşık şeker, biraz su, biraz limon kabuğu rendeleyip pişirdim. Soğuyunca kabuklarını soyup suyunu süzdüm. Bu suyu kullanacağız sonra.Cuma, Ağustos 21, 2026
Efes Antik Kenti Hakkında İlginç Bilgiler
Efes Antik kentini mutlaka gezmişsiniz veya en azından duymuşsunuzdur. Ben daha önce dört kez gitmiştim. Bir kez de kızımla gece turu yaptık. Bazı küçük ayrıntıları bilerek gezmek daha zevkli olur diye düşünüyorum.
Mesela zafer tanrıçası Nike'ı görmeden geçmeyin. Elinde defne çelengi tutan tanrıça aynı zamanda kanatlıdır. Nike markası simgesini ve anlamını buradan alır.
Kuretler caddesi üzerinde pek çok heykel var. Bunlar genelde önemli kişilere şükran göstergesi için yapılmış. bunlardan biri de bir doktor için yapılmıştır.
Celsus kitaplığına sırtınızı verdiğinizde sol çaprazdaki girintide buraya tuvaletini yapan lanetlenir yazısını mutlaka görün. (Tanrıça Hekateyi de çizmişler)
Tarihin ilk reklam panosunu da mutlaka görün.
Ve tuvalatler:
Son olarak da tavlanın atası sayılan ve zar atılarak oynan bu oyun agorada bulunuyor.
Sarmısaklı tereyağlı ekmek
Bu ekmek tarifini @pastacıözgeköse nin sayfasında gördüm ve kaydettim.
Bana farklı gelen tarafı Yudane (yudan) hamuru diye bir hamurla başlamaktı. İlk defa duyduğum bu teknik hamurun daha nemli ve yumuşak olmasını sağlıyormuş.
Öncelikle 50 gr un ve 50 gr kaynar su ile hamur hazırlayıp dinlenmesi için en az 3-4 saat bekletiyorsunuz. (ben bir gece önce yaptım)Cumartesi, Ağustos 08, 2026
Bisikletle Türkiye Turu, Thomas Stevens
Bu kitabı yarısına kadar okuyup tatile giderken başka bir kitap almıştım yanıma. Döndükten epey sonra yarım bıraktığımı hatırlayıp tamamladım. Aslında Bisikletle Dünya Tarihi kitabının Türkiye ile ilgili kısmı bu kitap.
Cuma, Ağustos 07, 2026
Yekpare Kırılganlıklar, Dinçer Yurttaş
Bu blogda pek şiir kitabı paylaşmadım. Şiirlerin sahibi Dinçer'i iki yıl önce kaybettik. Bu kitabı eşi yayınlattı. İlk baskısına yetişemedim tükenmişti. İkinci baskısını aldım. Şiirleri çok beğendim. Keşke yaşasaydı ve bu kitaptaki şiirleri ne kadar beğendiğimi ona söyleyebilseydim.
...Ah, kendini müjdeleyenler
yapboz kutusunda kaderini bekleyenler
böyle dümdüz kim kesti sizi?
Oysa bilmez misiniz
yaraları içe kanamayanlar
tamamlayamaz kendini...
...Aynalara bakıyorum,
keşke diyorum tüm yaraları yüzünde olsa insanın
hatırlaması ne kolay olur.
Yoko Ono'nun Sabancı Müzesindeki Sergisi
Çoğu İnsan İyidir, Rutger Bregman
Kitabın adı pek kabul edilebilir değil galiba değil mi?
Yazar bunu ispatlamaya çalışıyor. Bize empoze edilmeye çalışılan kötülük çoğu zaman doğru değil diyor. Ayrıca kapakta da yazdığı gibi insanlık tarihinden pek çok olayı inceleyerek ve gerçek belgelere ulaşarak bunu yapmaya çalışıyor. Kitabın bazı yerlerindeki görüşlerine katılmadım ama çoğunlukla aynı fikirdeyim.
Kitabın başlarında Sineklerin Tanrısı romanı ele alınmış. O romanda bir adaya düşen bir grup çocuğun nasıl zamanla vahşileştiğini okursunuz. Oysa gerçekte böyle bir olay olmamıştır. Hatta tem tersi olmuştur bu roman yazıldıktan yıllar sonra. Bir adada mahsur kalan 6 çocuk ve onları kurtaran kaptan arasında yıllardır süren dostluk ve yardımlaşmayı anlatır yazar. Sineklerin Tanrısında olduğu gibi değil yani.
İkinci Dünya Savaşındaki Nazi soykırımından ateş etmeyen askerlere, Kitty Genovese cinayetinden Paskalya Adası'nın halkına kadar pek çok olayı incelemiş. Kötü insanların da neden kötülük yaptığını açıklamaya çalışmış.
Akıcı bir kitap. İnsan psikolojisini incelemeyi, sosyolojiyi ve tarihi merak ediyorsanız sıkılmadan okursunuz bence.
Cuma, Temmuz 31, 2026
Çinili Köşk'teki Selsebil Çeşmesi
İstanbul Arkeoloji Müzesine gidip de bu çeşmeyi görmeden dönmeyiniz. Restorasyon bitip de yeniden açıldığında hemen Eski Şark Eserleri binasına gidip detaylıca gezdim. Daha sonra bu çeşmeyi bir daha görmek için Sırça Saray (Çinili Köşk) binasına gittim. Fatih Sultan Mehmet'in yaptığı düşünülen bu köşk şimdi çok güzel çinilerin sergilendiği bir bina. İçerdeki çiniler çok güzel ancak be selsebil çeşmenin olduğu odaya mutlaka zaman ayırın. Böyle kademeli duvar çeşmelerine selsebil deniliyor. Bina yapılırken bu çeşme yok, sonradan ekleniyor. Kitabesinde yazana göre 1591'de III. Murat yaptırıyor (Kanuni'nin torunu).
Bu çeşmenin bir adı ab-ı hayat çeşmesi diğer adı da tavuslu çeşme. Tavus kuşu açıkça görülüyor. Tavus cenneti, güzelliği ve ölümsüzlüğü simgeliyor. Süslemelerde kalem işçiliği ve altın yaldız kullanılmış.
Bu çeşmeden Osman Hamdi Bey de çok etkilenmiş. 1904'de çeşmenin önünde fotoğrafını çektirmiş. Ayrıca çeşmenin önünde Ab-ı Hayat Çeşmesi tablosunu yapmıştır. Köşk'ün bu bölümünde Osman Hamdi Bey'in tablosunun canlandırması da var.
Böyle çeşmelerde su küçük çıkıntılardan akıp süzülürken çıkardığı sesle mekana huzur veriyordu. Ayrıca sıcak yaz günlerinde odaya bir serinlik de katıyordu.
Stiller, Max Frisch
Uzun zamandır okumayı istediğim bir romandı. (uzun zamandır okumayı istediğim belki 40 roman vardır bu arada, liste azaldıkça eklemeler oluyor). Yazarın Homo Faber kitabını okuyup beğendikten sonra başka neler var diye bakınca bunu görmüştüm. Üstelik eleştiriler de iyi yöndeydi. Yazarın en iyi romanı kabul ediliyor. Roman 1954'de yayınlanmış.
Roman yavaş ilerliyor, içsel diyaloglar ve uzun cümleler okumayı zorlaştırıyor. Konu ilginç olduğu için ilerleyebiliyorsunuz. Ama günde 100 sayfayı rahatlıkla okuyan ben bu romanda 50'lere ulaşamadım.
Neyse konuyu kısaca özetleyecek olursam, Amerika pasaportuyla seyahat eden bir adam (romanın anlatıcısı) İsviçre'ye giriş yapınca Stiller diye biri olduğu zannedilerek tutuklanır. Ama adam ısrarla ben Mr. White'ım der durur. Hatta onu yıllardır görmeyen eşi ve erkek kardeşi bile "evet bu Stiller" der. Hapiste bir defter tutması ve o deftere her gün bir şeyler yazması istenir. Stiller olmadığını ısrarla söyleyen adam pek kimseyi inandıramaz. Romanın ortalarına doğru ben de şüphelenmeye başladım. Sonunu söylemeyeceğim. Ama roman boyunca Stiller ve White'ın geçmişlerini okuruz. Son yüz sayfada biraz çözülmeler olur ama yine de net değil.
Yazarın dili çok iyi ama hikaye durağan. Yine de okumaya değer.
Pazartesi, Temmuz 27, 2026
İstanbul Arkeoloji Müzesi'ndeki İştar Kapısı
İstanbul Arkeoloji Müzesinin 4 yıldır restorasyonda olan iki binası; Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk yeniden açıldı. Eski Şark Eserleri bölümünü çok beğendim. Sadece iki eleştirim olacak; Birincisi vitrindeki eserlerin açıklaması alttaki bantta yazıyor ama örneğin 10 numaralı eserin açıklaması 1,5 metre ötede sağda, tam altına denk düşmüyor. Ne olduğunu okuyabilmek için vitrinin önünde sağa sola gidip gelmek zorunda kalıyorsunuz ki başkaları varken bu pek mümkün olmuyor. Açıklamalar tam altına gelen bölümde olsa daha pratik olurdu. İkinci eleştirim de pek çok kişinin heykelleri ellediğini gördüm, ne uyaran var ne uyarı tabelası var. Günde 100 kişi ellese ki bence daha fazla, elinizin yağı, kiri ve ısısı o esere/heykele zamanla zarar verir, siyahlaşır. Bunun için bir çözüm bulunması gerekir.
Müzenin bölümlerinden biri Babil'deki İştar Kapısı ve tören yolu bölümü. MÖ 575'de boyalı pişmiş topraktan yapılan aslan, at, boğa gibi betimlemelerden oluşan tuğla duvar çok güzel. Babillerde her yıl mart/nisan aylarında kutlanan yeni yıl bayramının 10 gününde İştar Kapısı ve tören yolundan geçilerek tapınağa gidilirdi. Bu bayram günümüzde Nevruz'a ilham olmuştur.
İştar Kapısı Babil kentinin dört kapısından biriydi. Alman arkeologlar Babil'deki kazıyı 1899'da başlatmış ve ele geçirdikleri tuğlaların çoğunu tek tek numaralandırıp Berlin'e (Pergamon Musemum) götürmüşler ve orada yeniden inşa etmişlerdir. Bu çalınan parçalardan geriye Arkeoloji Müzemizde sergilenen bu bölüm kalmıştır.
Salı, Temmuz 14, 2026
Paris'in Geniş Bulvarları
Paris'e gittiğimde cetvelle çizilmiş gibi düzgün ve geniş bulvarlar çok ilgimi çekti. Görüntü güzel ama bende hafif bir rahatsızlık hissi uyandırdı. Biraz araştırdığımda III.Napolyon'un şehir plancısı Baron Eugenne Haussmann'ı bunun için görevlendirdiğini öğrendim. (Hatta Haussmann Bulvarı adında bir bulvar da var)
Bırak Yapsınlar Teorisi
Evet böyle bir teori varmış. Hatta Mel Robbins'in bu adla bir kitabı da var. Let Them teorisi. (teori dediğine bakmayın bilimsel değil elbette) Geçenlerde bir kitapçıda kitapları karıştırırken gördüm. Yemyeşil kapağı ile ön taraflardan sırıtıyordu. Ayaküstü birkaç dakika inceledim. Daha sonra bir youtube kanalında bir psikolog bu kitap hakkında konuşuyordu, onu dinledim. Son yıllarda uygulamaya çalıştığım bazı şeylerin kitapta anlatıldığını fark ettim. Kısaca şöyle; başkalarının davranış ve düşüncelerini kontrol edemezsin ve hatta değiştiremezsin. O halde umursama. Kendi seçimlerini yap ve onaylanma beklentisini bırak.
Doğduğumuz ve büyüdüğümüz şehir, mahalle, aile farklı, genlerimiz, doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz, korkularımız, eğitimimiz farklı. Okuduklarımız, karakterimiz, izlediklerimiz ve yaşadığımız iyi/kötü olaylar farklı. Biz nasıl aynı olalım? O yüzden eşini, arkadaşını, çocuğunu, anneni-babanı, kardeşini, komşunu bir dereceye kadar anlamaya çalışabilirsin ama değiştiremezsin. Hatta bazı insanların psikolojik sorunları varken... O halde neden kendimizi üzelim? Bunları yaşayarak öğrendim. Mesela kızımın odası ve gardırobu her zaman çok dağınıktı. Topluyorum bir gün sonra aynısı oluyordu. Konuşuyorum, sitem ediyorum ama değişmiyor. Sonra neden bunu takıyorum? dedim. Kendi odası. Zararı kendisine. Benim söylememle değil yaşayarak öğrenmesi daha önemli. Söylenmeyi bıraktım. Bu duruma takılmamaya çalıştım. Başardım da. Sonra zamanla arkadaşları gelmeden odasını toplamaya başladı. Yavaş yavaş düzene girdi. Girmeyebilirdi de.
Günlük hayatta sıklıkla markette, trafikte, apartmanda birilerine sinir olabiliyoruz. Bunları kafaya takmak, düzeltmeye çalışmak, eleştirmek çoğu zaman bir işe yaramıyor. O sırada yapabileceğimiz bir şey varsa tamam yapalım, söyleyelim. Ama savaşmaya gerek yok. Bunu takmadan hayatımıza devam etmek gerek. Çoğu zaman bunu uyguluyorum. Tabi ki başaramadığım zamanlar oluyor.
Psikolog kitabı anlatırken, "bırak ne düşünürlerse düşünsünler" den de bahsetti. Bunun bizim toplumumuzda uygulanması biraz zor. Bazı durumlarda benim için de uygulaması zor. Yıllar önce çalışma hayatımın ilk yıllarında dedikoduyu çok seven, boşboğaz bir kadının hakkımda bir dedikodu yaptığını tam 15-16 yıl sonra öğrendim. Açıkça bana bir iftira atmıştı. Hiç yapmadığım ve yapmayacağım bir şeyi ima etmiş. Diğer kişi de bu imadaki durumu yapmışım gibi bir kaç kişiye söylemiş. Hatta sonraki çalıştığım kuruma bile ulaşmış bu laf. Tabi beni iyi tanıyan ve buna inanmayan biri hafifçe ağzının payını vermiş. Ama ben bunu çok uzun zaman sonra öğrendim. Çok üzüldüm. Kim bilir kimlere söylemişti. İnsanlar hakkımda ne düşünmüştü? Telefon numarası bende yoktu. Zaten sadece bir yıl beraber çalışmıştık ve samimi de değildik. Önce "amaan ne düşünürse düşünsün" dedim. Ama dedikodumu yaptığı insanlar söylediğini doğru zannedebilirdi. Bırak yapsınlar teorisi burada bende işe yaramadı. İnstagramdan buldum kadının hesabını ve ona ağır bir mesaj attım. Gördü, cevap yazmadı. Sonra engelledim. İçim rahat etti mi evet etti. Bu bana ders olsun dedim, gözümle görmediğim veya birinci kişiden duymadığım, hele hele güvenmediğim kişilerin hiçbir söze inanmayacağım dedim. Çünkü benim başıma geleni ben başkasına yapmak istemem.
Pek çok konuda anlatacaklarım, deneyimim, bir fikrim hatta bilgim varsa da bunu çoğu zaman anlatmayı istemiyorum. Çünkü çoğu sohbet ego tatmini gibi oluyor günümüzde. Bırak öyle sansınlar diyorum.
Bazı insanlar "bu konuda sizin haberiniz olmayan çok şey biliyorum, ooo ben neler biliyorum neler" gizemini seviyor. Önemli hissediyor.. Bırak öyle hissetmeye devam etsin diyorum.
Bu gerçekten her şeyi kontrol etmeye çalışma sıkıntısını da bitiren bir şey. Fark ettikçe yapmaya çalışın bence.
Algernon'a Çiçekler, Daniel Keyes
İlginç bir roman. Hem düşündürücü hem de duygu yüklü. Bir yerinde gözlerim doldu hatta.
Yazar psikoloji eğitimi almış bir editör. Bu roman önce bir dergide bölüm bölüm yayınlanır ve çok ilgi görünce genişletilmiş hali kitaplaştırılır. İlk basım yılı 1966. Bilim kurgu türünde yayınlanır.
Yazar Keyes bir dönem lisede zihinsel engelli çocuklarla çalışırken bu romanı yazma fikri aklına gelir.
Roman IQ seviyesi 70'lerde olan Charlie'yi anlatmaktadır. Roman aslında Charlie'nin ilerleme raporu notlarıdır. İlk sayfalarda yazım hatalarıyla dolu kısa cümleler vardır. Sonra Charlie'ye bir beyin ameliyatı yapılır ve yavaş yavaş IQ'su 180'lere çıkarken yazı şekli de değişir. Ondan önce bu ameliyat bir kobay fareye uygulanmıştır. İsmi Algernon. Fakat zamanla farede gerileme görülür. Aslında bu deney ilk kez bir insana uygulanmıştır ve sonuçları tam belli olmadan medyaya sunulur.
Romanın bence en etkileyici kısmı Charlie'nin düşük zeka seviyesine sahipken eğlendiği ve çok mutlu olduğu arkadaşlarının, zeka seviyesi artınca onunla alay ettiklerini anladığı sayfalar. Ailesi ve hatta annesi de çok sorunlu bir ilişkisi var. Charlie'nin yaşadığı başka bir sorun da zekası birkaç hafta içinde artarken duyguları ve tecrübeleri 12-13 yaşındaki bir çocuk gibi kalmıştır ve hızla gelişemez. Detay vermeyeyim ama güzel bir kitap bence. Zeka mutluluk getiriyor mu? Fazla şey bilmek veya düşünmek ne kadar iyi? Bunları sorguluyorsunuz.
Cuma, Temmuz 03, 2026
Tarihteki İlk Reformlar, Uru-KA-gina Reform Kanunları
Fotoğraftaki pişmiş topraktan koniler çivi yazısı ile yazılmış, Sümer şehir devleti Lagaş kralı Urukagina'ya ait kanunlardır. Yaklaşık MÖ 2400 yıllarına aittir. Tarihte bilinene en eski sosyal reform kanunlarıdır. Metinde kralın yoksulları, kimsesizleri ve dulları güçlülerin zulmünden korumak için aldığı önlemler anlatılır. Tarihte özgürlük ya da kurtuluş anlamına gelen Sümerce ama-gi kelimesinin geçtiği ilk yazılı metindir. Kanunlarda din sömürüsünü engelleme, kölelik, ticaret, mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemeler de vardır.
Canelé keki
(Canneles de denir)
Salı, Haziran 30, 2026
Hamburg'un Kanalları, Speicherstadt
İlyada, Homeros
Homeros'a atfedilen İlyada dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. MÖ 8. yüzyılda yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir. Eser, 10 yıl süren Truva Savaşı'nın son birkaç haftasına odaklanır.
Truva antik kentine ayrı bir ilgim var. Yıllar önce İlyada'yı bölüm bölüm okumuştum. Şimdi baştan okumak istedim. Şiirsel bir kitap. Çok sayıda tanrı ve mitolojik karakter vardır. Bu biraz zorlayıcı olabiliyor. Bu isimleri kısa notlar alarak okudum. Sık sık dönüp baktım. Normal bir roman gibi akıcı değil. Tarihe merakı olan herkes bu kitabı okuyup Truva'yı öyle gezmeli bence.




.jpeg)

.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)




.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)


.jpeg)
.jpeg)



.jpeg)
.jpeg)




.jpeg)

.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)

