Pazar, Mart 29, 2026
Yazar ve sanatçıları gerçekten tanımak ister miyiz?
Pazartesi, Mart 16, 2026
Ove Diye Biri, Fredrik Backman
Kitap grubumuzla Macar edebiyatından birkaç roman okuduktan sonra İsveç'e geçtik. Yazar Fredrik Backman'ı böyle bulduk. Meğer Türkçeye çevrilmiş başka romanları ve çok seveni varmış.
Kitabı daha birkaç sayfa okudum ki bir anda farkına vardım ki ben bunun filmini daha yeni izledim. Tom Hanks'in başrolünde oynadığı A Man Called Otto (Çevirisi Hayata Röveşata Çeken Adam). Bu nedenle romanın sonunu bilerek okudum. Ama roman kesinlikle çok daha güzel bir tat veriyor. Filmdeki bazı ayrıntıları roman sayesinde daha iyi anlıyorsunuz. Hatta romandaki bazı detaylar filmde hiç yok.
Ayrıca bu romanın İsveç versiyonu filmi de var Oscar'a aday olmuş. Onu da ayrıca izleyeceğiz.
Romanın konusu Ove diye oldukça huysuz bir adam. Altı ay önce eşini kaybetmiştir. Asla ödün vermediği prensipleriyle, katı rutinleriyle aksi adamın tekidir. Mahalleye yeni taşınan komşular (Amerikan versiyonu filmde Güney Amerikalı ama kitapta İranlı komşular) ile düzeni bir anda altüst olur. Bir de kedi musallat olur ona. Aslında Ove intihar edip eşine kavuşmak istemektedir. Bunu birkaç kez farklı şekillerde dener ama başaramaz. Romanın mizahi bir dili var. Özellikle Ove'nin karşısındaki insanın araba markasına göre değer biçmesi çok iyiydi. Kendi İsveç markası olan Saab kullanıyor. Geri kalan markaları kullanan herkes sorunlu ona göre.
Sonja, Ove'nin "kindar" olduğunu söylerdi. Mesela 1990'ların sonunda atıştırmalık bir şeyler alırken yanlış para üstü verdiler diye sekiz yıl boyunca o pastaneye adım atmayı reddetmişti. Ove buna "prensiplerine sıkı sıkıya bağlı olmak" diyordu. Kelimeler ve anlamları konusunda hiçbir zaman tam olarak anlaşamadılar..
Romanda pek çok detay ve karakter var. Okuması çok zevkli. Ove diye bir karakter hayatımızda olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyor insan.
Bence mutlaka okuyun... Sonra da filmleri izleyin...
Son Akşam Yemeği, Rachel Cusk
Rachel Cusk'ın Diğer Ev adlı romanını arkadaşım verdiğinde bu yazarı daha önce duymamıştım. Okudum ve çok beğendim. Geçenlerde kitapçıda bu yazarı bir daha görünce arka kapağı okuyup "tam bana göre " diye düşünüp aldım. Gerçekten öyleymiş. Yemek ve gezi.... Ayrıca çevirmenin Roza Hakmen olduğunu görünce ayrı bir mutlu oldum. Ben bazen çevirmenleri takip edip ona göre de roman seçebiliyorum.
Aslında bu bir roman değil gezi kitabı. Yazarın eşi ve iki kızıyla İngiltere'den ayrılıp üç ay kadar İtalya'ya yaptıkları yolculuğu anlatıyor.
Arka kapakta şöyle yazıyor; İngiltere'nin kasvetinden ve düzenli yaşamlarının tekdüzeliği ve öngörülebilirliğinden bunalan bir aile, evini satıp İtalya yolculuğuna çıkar. Burada, sanatın hakikati ve sade bir gündelik varoluşun ritmi sayesinde, anlamı önceden belirlenmemiş bir hayatın önlerinde belireceğine inanırlar. Burada gelecek daha açık uçlu, yol sürprizlere gebedir.
Rachel Cusk'ın ailesiyle çıktığı üç aylık İtalya yolculuğunun anlatısı olan Son Akşam Yemeği, belli bir edebi türün kalıplarına sığmayan, sonunda tür kavramını da önemsizleştiren o ender ve özel kitaplardan. Rönesans sanatçılarının minyatür biyografilerinden Hıristiyanlık üzerine gözlemlere, İtalyan mutfağının dünyada kazandığı popülerliğe dair düşüncelerden yeni bir dilin labirentlerinde düşe kalka yolunu bulma çabalarına, birçok yan yola saparak gerçekleştirilen bu seyahatin pusulası ise, Cusk'ın insanlar ve mekânlar üstünde gezinen keskin bakışı ve manzarayı ölümsüzleştiren dilidir. Son Akşam Yemeği, İtalya üstüne bir kitap olmanın ötesinde, sanatın tesellisi, hayatta anlam arayışı, yola koyulma ve kaçış arzusu üzerine benzeri olmayan bir kitaba dönüşür sonunda.
Kitapta bir şey dikkatimi çekti; başlangıçta yazar eşinden bahsederken kitabın ortalarına doğu eşi silikleşiyor, sona doğru eşi hiç yok "biz" diye bahsettiği iki kızı ve kendisi aslında. Acaba eşi bir noktadan sonra onlardan ayrıldı mı yoksa aralarında bir kopuş başladı diye onun varlığı kendiliğinden silindi mi diye düşündüm. Biraz webde arama yaptım. Bu durum pek çok kişinin dikkatini çekmiş. Zaten bir süre sonra eşinden ayrılmış yazar. Hatta bazıları kitabın adının "son akşam yemeği" olmasını buna bağlıyor. Yani bir ailenin birlikte olduğu son sakin dönem gibi. Bu yaz ailenin eski halinin son dönemidir.
Bu tür kitapları sevmeyenler için biraz sıkıcı gelebilir ama gezi , sanat, mimari ve yemekse ilginiz bence beğenirsiniz.
Pazar, Mart 15, 2026
Kediler hakkında
Kediler yaklaşık 12 000 yıldır insanlarla birlikte yaşayan canlılardır. Seveni de çok sevmeyeni de, hatta nefret edip kedi sevgisini anlamsız bulanı da..
Kediler köpekler gibi eğitilemeyen, bir sürü halinde gezmeyen veya hiyerarşi kabul etmeyen canlılardır. Sizinle bağ kurar ama bağımlı kalmazlar.
Yerleşik yaşamın başlamasıyla köpek, koyun, at veya sığır evcilleştirilirken kedilerin insanlara yanaşmaya başlaması kendiliğinden olmuştur. Tarımsal ürünün saklandığı depolar arttıkça fareler de çoğalmış ve kediler de insanlara yakın yerlerde yaşamaya başlamışlardır. Ne de olsa insanların olduğu yerde yiyecek de boldur.
İnsanların hayvanları insan merkezli, insansı özelliklerle anlamlandırma çabası bana hep garip gelmiştir. Kediler nankördür, köpekler sadıktır, tilkiler kurnazdır, aslanlar cesurdur, yılanlar soğukkanlıdır gibi. Oysa bunlar insanlara ait özelliklerdir. Böyle bakacak olursak köpekler itaatkar, gurursuz insanlar gibidir öyle değil mi? Hatta dilimizde "köpek gibi" deyimi hakaret olarak kullanılır. Bu da garip bence. Mesela kedilerin ne nankörlüğünü görmüş olabilirsiniz? Sahibi ölünce mezarında bekleyen köpek örneği verilir hep. Çünkü onun kokusunu en son aldığı yerdir orası. Ama böyle köpek çok azdır ve sanki hepsi böyle olacakmış gibi inanılır. Ölen sahibini yiyen leşçil köpekler de vardır. Onu ne yapacağız?
Kediler Antik Mısır'da kutsal kabul edildiler, Ortaçağ'da siyah kediler şeytan yerine konuldu, veba salgınında onlara yeniden değer verildi. Günümüzde ise komik kedi videoları ile yeniden popüler oldu.
Kediler bakımı kolay, zahmetsiz, çok ilgi istemeyen, yalnız bırakılmayı dert etmeyen hatta bazen yalnız takılmayı seven hayvanlardır. Bu nedenle insanlar için ideal eşlikçidir. Mamasını suyunu veren kişiyle ayrı bir bağ kurarlar. Kucağınıza gelip o muhteşem iyileştirici gırrr sesini çıkarırlar. Bir de tüylerini biraz okşayıp ona sarıldınız mı günün yorgunluğunu atmanıza yardımcı olurlar. Üstelik gerçekten çok komiktirler. Yüz ve vücut ifadeleri, tekrarlayan davranışları çok komiktir. Örneğin çarşaf ya da masa örtüsü sererken altına girip dakikalarca çıkmazlar, koridorun bir köşesinde sizi sabırla bekleyip bir anda önünüze atlayıp heyecanlanırlar, tülün /perdenin arkasında bekleyip patilerinin göründüğünden habersiz saklandığını sanırlar. Kuş veya sinek görünce dört nala koşup garip sesler çıkarırlar. Küçücük kutuların içine sığmayı becerirler. Yeni yapılmış yatağa veya katlanıp üst üste konulmuş nevresimlerin üstünde uyumaya bayılırlar. Evde uyuyan biri varsa onu asla yalnız bırakmaz kıvrılıp uyurlar. Eve gelen her yeni şeyi koklamaya bayılırlar. Çok meraklı olan bu hayvancıklar yaptığınız her işe burunlarını sokarlar.
Modern dünyada küçülen evler, yalnızlaşmayı tercih eden insanlar için en ideal canlıdır kediler. Bunu anlamayan insanlar "kedi manyağı kadın" benzetmesine de bayılırlar. Ben her şeyin fazlasını ve abartılmasını zararlı buluyorum. Kedileri de köpekleri de çok severim ama takıntı durumunda bir davranış geliştirmem. Geliştirenlere de engel olmam. Kimseye zarar vermiyorlarsa bana ne?
Bir kitap önerisi; Doris Lessing, Kedilere Dair, Metis Yayınları


