Cuma, Haziran 26, 2026
Cafe Paris, Hamburg
Kuru Kahveci Han
Kuru Kahveci Han (kitabesinde Kourou Kahvedji Han yazıyor) Mısır Çarşısının arka kapısının tam karşısında bulunuyor. Bulunduğu sokağın adı Tahmis sokak. (Tahmis, kahve çekirdeklerinin kavrulup öğütüldüğü yerdir.)
1912'de bir kahve tüccarı tarafından yapılmış . (oğlu İhsan Kurukahveci adına kayıtlı) Beş katlı bir han burası. Kurukahveci ailesinin işletmesi halen hanın içinde. Alt katlarda dükkanlar üst katlarda depolar mevcut. İçeriden çektiğim fotolarda zemindeki karolar ve trabzanlarla birlikte alt katlar güzel bir görüntü veriyor.
Bu handa ilgi çekici bir başka ayrıntı ise giriş kattaki çaycının ipin ucuna bağladığı çay tepsisini, makaraya bağlayıp asansör gibi bir sistemle ile üst katlara kolayca taşıması.
Bina 1993 yılında korunması gereken tarihi eser olarak tescillenmiş.
Salı, Haziran 23, 2026
Evren Avucunda, Christophe Galfard
Karmaşık fizik konularını basit bir dille günlük hayattan örneklerle anlatan bir kitap arıyorsanız bu size göre. Benim en az ilgimi çeken ve haliyle en az bilgi sahibi olduğum "evren ve fizik" hakkında böyle bir kitap okumaya ihtiyacım vardı.
Şu soruları basitçe yanıtlamaya çalışıyor; Büyük patlama nasıl gerçekleşti? Işık nedir ve neden sınırlı bir hıza sahiptir? Yıldızlar, galaksiler ve kara delikler nasıl oluşur? Zaman neden görecelidir? Kuantum nedir?
Bunları açıklarken buzdolabındaki magnetten kahve içtiğin fincana kadar günlük nesnelerden örnekler veriyor. Stephen Hawking kitapları seviyorsanız bunu da çok seversiniz bence.
Taş Kağıt Makas, Alice Feeney
Belki sonda söylemem gerekeni başta söyleyeyim; konu güzel ama dil ve anlatım baya vasat.
Gerçekten merak uyandıran bir hikayesi var. Sonuna kadar merakla okuyorsunuz ama dili o kadar basit ki adeta 12 yaşında bir çocuk yazmış gibi. Romanın konusu bay ve bayan Wright. Adam "yüz körü" yani çok nadir görünen yüz tanımama hastalığı var. Kadın da hayvan barınağında çalışıyor. Bir gün kadının iş yerindeki çekilişte iki günlük İskoçya tatili kazanıyorlar. Evlilikleri sıkıntıda. Belki bu tatil iyi gelecek diye düşünüyorlar. Yolculuk ve tatil oldukça gerilimli geçiyor. Bir ara kim kimdi neler oluyor diye kafanız karışıp önceki sayfalara göz atma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Devamını anlatmayayım ama edebi kaygım yok konuyu merak ettim diyorsanız okuyabilirsiniz.
Ayrıca şunları da söylemeliyim; karakterlerle pek bir bağ kuramadım, kim nasıldır? gözümde canlandıramadım. Sanki romanın sonu ters köşe olsun diye fazla uğraşılmış gibi.
Baş Belaları ve Başyapıtları, Yiğit Aydın
Yiğit Aydın'ı İbrahim Selimle beraber sundukları Youtube programı Eller Kadir Kıymet Bilmiyor programında tanıdım ve çok sevdim. Sanat Tarihi hocası. Bu programda Medicilerden Ortaçağ sanatına Leonardo'dan Ai Weiwei'ye,Velazquez'den Dante'ye pek çok sanatçı veya sanata yön verenleri ve dönemi anlatıyor. Yiğit hocanın kitabı da çıktı. Duyar duymaz aldım. 10 sanatçı var bu kitapta. Bence bu kitapların devamı da gelecek. Hem eğlenceli hem ilginç bilgiler var. Resim veya heykellerin çözümlemeleri var ki bu kısma bayılıyorum. Azıcık da ilgisi olanlara tavsiye ederim.
Pazartesi, Haziran 22, 2026
Bir At Bara Girmiş, David Grosman
Bir yazarın ilk okuduğun kitabı böyle olmamalı.
Nedense adını ve arka kapak yazısını sevip almıştım ancak hiç bana göre değil. O kadar çok satırı okumadan atladım ki kitabın belki 40 sayfasını hızla geçmiş olabilirim.
Üstelik Man Booker Ödülü almış. Bu ödülü alıp benim sevmediğim bir kitabı henüz hatırlamıyorum. Bu ilk oldu.
Romanın nerdeyse tamamı bir gece kulübünde Dovaleh'nin stand-up gösterisi sırasında geçiyor.
Başlangıçta mizahi ögeler varken zamanla çocukluk, acılar, anılar devreye gidiyor ve rahatsız edici bir boyuta ulaşıyor. Masalarda oturanlar da rahatısz olup mekanı birer ikişer terk ediyor. İnsanlar eğlenmeye gelmiş ama eğlenceli değil. Dovaleh de sanki bunun için uğraşıyor.
Üslubu rahatsız edici. Bu yüzden sevmedim. Amacı buysa amacına ulaşmış.
Neden ödül almış? Romanın neredeyse tamamı bir mekanda geçiyor, özgün bir fikri var, mizah ve trajedi birlikte, tek mekanda gerilim yaratabiliyor. Karakterin çocukluk yalnızlığı yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor ve okur sürekli karakter hakkındaki fikrini değiştiriyor. Çok doğru. Yine de sevmedim. Monologlar çok uzun geldi sık sık koptum ve satır atladım. Verilen kısa olaylar bende çocukluk travmasına dair bir etki yaratmadı. Maalesef böyle...
Descartes'in Yanılgısı, Antonio Damasio
Yazar hakkında son zamanlarda iyi şeyler duymaya ve okumaya başlayınca bu kitabı almak istedim.
Bu kitap nörobilim, psikoloji ve felsefe dünyasında oldukça fazla etki yapmış. Akıl ile duygu arasındaki ilişkiyi bilimsel verilere dayanarak yeniden tanımlıyor. Kitabın temeli filozof Rene Descartes'ın zihin ve bedeni birbirinden tamamen ayrı düşünmesi, ayrı yapılar üzerine kurulu olarak görmesi üzerine kurulu. Bunu çürütüyor. Descartes mantıklı kararlar almak için duyguları bir kenara bırakmak gerekir diyordu, Damasio ise rasyonel ve mantıklı kararlar duygular olmadan alınamaz tezini savunuyor hatta ispatlıyor.
Örneğin Pineas Gage diye bir adamın 19.yy da yaşadığı bir kaza var. Beyninin bir kısmı tahrip olan bu adam fiziksel olarak tamamen iyileşirken duygusal yetilerini kaybeder. Günlük basit kararları bile alamaz hale gelir. Bu kitap psikoloji, felsefe, nörobilimi harmanlayarak insan bilincini ve karar verme mekanizmasının gerçekte nasıl çalıştığını çok ilginç örneklerle açıklıyor. Merakınız varsa tavsiye ederim.
Denizin Ötesinde, Paul Lynch
Paul Lynch'in Peygamberin Şarkısı romanından çok etkilenmiş hemen bir kitabını daha okumalıyım diyerek bunu almıştım. Bu da çok çok iyi.
Profesör Andersen'in Bir Gecesi, Dag Solstad
Saygın bir edebiyat profesörü olan Andersen, Noel gecesi Oslo'daki evinde tek başına pencereden bakarken bir cinayete tanık olur. Katili gördüğü halde polisi aramaz. Bundan sonrası iç hesaplaşmalar, merak, korku, suçluluk psikolojisi, ahlaki değerler üzerine varoluşsal bir krizdir.
17 Haziran, Alex Schulman
Yazarın Hayatta Kalanlar kitabını çok beğenince 17 Haziran'ı da merak edip aldım. Bazen yeni bir yazar keşfetmek çok iyi olabiliyor.
Dil ve kurgu çok iyi. Önceki kitap gibi son sayfalara kadar merakla okuyorsunuz. Sanıyorum iki roman da yarı otobiyografik. Çocukluk travmaları üzerine bir roman.
Vidar bir okulda öğretmendir. Bir kavgayı ayırmaya çalışırken suçlanır. Başına başka bazı olaylar gelir. Bir yandan da çocukluğuna dair ilginç gelişmeler olur. Örneğin 1980'lerde yazlık olarak kullandıkları evin telefon numarasını çevirerek çocukluğunun bir gününe 17 Haziran'a gider. Bir yanda hakkında polis soruşturması yürütülürken bir yanda çocukluğunda, o günde ne olduğunu çözmeye çalışır. Buradan sonrasını anlatmayayım. Ama çok ilginç. Muhteşemdi. Çok beğendim.


.jpeg)
.jpeg)




.jpeg)



