Pazartesi, Haziran 29, 2026

St. Pauli Sığınağı (Green feldstrasse Bunker) , Hamburg

Hamburg'da ilginç bir bina.. 
II. Dünya Savaşı sırasında inşa edilen bu bina dev bir beton uçaksavar sığınağıdır. 1990'lara kadar medya ve müzik sektörü için kullanılmış. Daha sonra bu devasa beton binanın iklim değişikliğine uyum sağlaması için bir proje geliştirilmiş. Örneğin çatıya yapılan ekleme ile 23.000 bitki eklenmiş. Bu bitkiler toplanan yağmur suları ile sulanmaktadır. 560 metre uzunluğunda patika gibi kıvrılan bir yolla bu halka açık şehir bahçesi içinde gezebiliyorsunuz. Ayrıca bu bina Hard Rock otele, spor salonu, etkinlik alanları ve restoranlara da ev sahipliği yapıyor. 
Savaştan kalma soğuk sevimsiz bir beton bina ancak bu kadar güzel dönüştürülebilirdi. 
 2025'de Cannes'da "en iyi dönüşüm" ödülünü almıştır.

Vatikan Müzesi'nin Muhteşem Merdivenleri- Bramante Merdiveni

Bu sarmal merdivenler Vatikan'da Pio Clamentin Müzesinin içinde.  Mutlaka görmelisiniz. Eğer dikkat etmezseniz başka bir çıkışa yönlendirebiliyor sizi. 
Bu merdivenler 1932'de Giuseppe Momo tarafından tasarlanmış. İkili sarmal merdiven sayesinde çıkanlar ve inenler birbiriyle karşılaşmıyor. 
İlk rampa 1505 yılında Donato Bramente tarafından yapılmış. Şimdiki sarmal merdivenler yapıldığı zaman Bramante'ye saygı için bu ad verilmiş. 
Bu merdivenler dünyanın en çok fotoğrafı çekilen merdiveniymiş.



 

Cuma, Haziran 26, 2026

Cafe Paris, Hamburg


Hamburg'daki bu ikonik cafe Rathaus'un (belediye binasının) hemen yanında yer alır. Bina 1882'de inşa edilmiştir. 1960'dan bu yana Paris Cafe buradadır. Tıpkı 1890'lar Paris brasserielerine uygun dekore edilmiş. Menüsü ağırlıkla Fransız yemeklerinden oluşur. Biz rezervasyonsuz gittiğimiz için bar kısmında yer bulabildik. Dekorasyonu, çalışanların mesafeli ilgisi, ve yiyecekler çok güzeldi. 






 

Kuru Kahveci Han

 


Kuru Kahveci Han (kitabesinde Kourou Kahvedji Han yazıyor) Mısır Çarşısının arka kapısının tam karşısında bulunuyor. Bulunduğu sokağın adı Tahmis sokak. (Tahmis, kahve çekirdeklerinin kavrulup öğütüldüğü yerdir.)

1912'de bir kahve tüccarı tarafından yapılmış . (oğlu İhsan Kurukahveci adına kayıtlı)  Beş katlı bir han burası. Kurukahveci ailesinin işletmesi halen hanın içinde. Alt katlarda dükkanlar üst katlarda depolar mevcut. İçeriden çektiğim fotolarda zemindeki karolar ve trabzanlarla birlikte alt katlar güzel bir görüntü veriyor. 

Bu handa ilgi çekici bir başka ayrıntı ise giriş kattaki çaycının ipin ucuna bağladığı çay tepsisini, makaraya bağlayıp asansör gibi bir sistemle  ile üst katlara kolayca taşıması.  

Bina 1993 yılında korunması gereken tarihi eser olarak tescillenmiş.

Salı, Haziran 23, 2026

Evren Avucunda, Christophe Galfard

 


Karmaşık fizik konularını basit bir dille günlük hayattan örneklerle anlatan bir kitap arıyorsanız bu size göre. Benim en az ilgimi çeken ve haliyle en az bilgi sahibi olduğum "evren ve fizik" hakkında böyle bir kitap okumaya ihtiyacım vardı. 

Şu soruları basitçe yanıtlamaya çalışıyor; Büyük patlama nasıl gerçekleşti? Işık nedir ve neden sınırlı bir hıza sahiptir? Yıldızlar, galaksiler ve kara delikler nasıl oluşur? Zaman neden görecelidir? Kuantum nedir?

Bunları açıklarken buzdolabındaki magnetten kahve içtiğin fincana kadar günlük nesnelerden örnekler veriyor. Stephen Hawking kitapları seviyorsanız bunu da çok seversiniz bence.

Taş Kağıt Makas, Alice Feeney

 

Belki sonda söylemem gerekeni başta söyleyeyim; konu güzel ama dil ve anlatım baya vasat. 

Gerçekten merak uyandıran bir hikayesi var. Sonuna kadar merakla okuyorsunuz ama dili o kadar basit ki adeta 12 yaşında bir çocuk yazmış gibi. Romanın konusu bay ve bayan Wright. Adam "yüz körü" yani çok nadir görünen yüz tanımama hastalığı var. Kadın da hayvan barınağında çalışıyor. Bir gün kadının iş yerindeki çekilişte iki günlük İskoçya tatili kazanıyorlar. Evlilikleri sıkıntıda. Belki bu tatil iyi gelecek diye düşünüyorlar. Yolculuk ve tatil oldukça gerilimli geçiyor. Bir ara kim kimdi neler oluyor diye kafanız karışıp önceki sayfalara göz atma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Devamını anlatmayayım ama edebi kaygım yok konuyu merak ettim diyorsanız okuyabilirsiniz. 

Ayrıca şunları da söylemeliyim; karakterlerle pek bir bağ kuramadım, kim nasıldır? gözümde canlandıramadım. Sanki romanın sonu ters köşe olsun diye fazla uğraşılmış gibi. 

Baş Belaları ve Başyapıtları, Yiğit Aydın

 


Yiğit Aydın'ı İbrahim Selimle beraber sundukları Youtube programı Eller Kadir Kıymet Bilmiyor programında tanıdım ve çok sevdim. Sanat Tarihi hocası. Bu programda Medicilerden Ortaçağ sanatına Leonardo'dan Ai Weiwei'ye,Velazquez'den Dante'ye pek çok sanatçı veya sanata yön verenleri ve dönemi anlatıyor. Yiğit hocanın kitabı da çıktı. Duyar duymaz aldım. 10 sanatçı var bu kitapta. Bence bu kitapların devamı da gelecek. Hem eğlenceli hem ilginç bilgiler var. Resim veya heykellerin çözümlemeleri var ki bu kısma bayılıyorum. Azıcık da ilgisi olanlara tavsiye ederim. 

Pazartesi, Haziran 22, 2026

Bir At Bara Girmiş, David Grosman

 

Bir yazarın ilk okuduğun kitabı böyle olmamalı.

Nedense adını ve arka kapak yazısını sevip almıştım ancak hiç bana göre değil. O kadar çok satırı okumadan atladım ki kitabın belki 40 sayfasını hızla geçmiş olabilirim. 

Üstelik Man Booker Ödülü almış. Bu ödülü alıp benim sevmediğim bir kitabı henüz hatırlamıyorum. Bu ilk oldu. 

Romanın nerdeyse tamamı bir gece kulübünde Dovaleh'nin stand-up gösterisi sırasında geçiyor. 

Başlangıçta mizahi ögeler varken zamanla çocukluk, acılar, anılar devreye gidiyor ve rahatsız edici bir boyuta ulaşıyor. Masalarda oturanlar da rahatısz olup mekanı birer ikişer terk ediyor. İnsanlar eğlenmeye gelmiş ama eğlenceli değil. Dovaleh de sanki bunun için uğraşıyor. 

Üslubu rahatsız edici. Bu yüzden sevmedim. Amacı buysa amacına ulaşmış. 

Neden ödül almış? Romanın neredeyse tamamı bir mekanda geçiyor, özgün bir fikri var, mizah ve trajedi birlikte, tek mekanda gerilim yaratabiliyor. Karakterin çocukluk yalnızlığı yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor ve okur sürekli karakter hakkındaki fikrini değiştiriyor. Çok doğru. Yine de sevmedim. Monologlar çok uzun geldi sık sık koptum ve satır atladım. Verilen kısa olaylar bende çocukluk travmasına dair bir etki yaratmadı. Maalesef böyle...

Descartes'in Yanılgısı, Antonio Damasio

 

Yazar hakkında son zamanlarda iyi şeyler duymaya ve okumaya başlayınca bu kitabı almak istedim. 

Bu kitap nörobilim, psikoloji ve felsefe dünyasında oldukça fazla etki yapmış. Akıl ile duygu arasındaki ilişkiyi bilimsel verilere dayanarak yeniden tanımlıyor. Kitabın temeli filozof Rene Descartes'ın zihin ve bedeni birbirinden tamamen ayrı düşünmesi, ayrı yapılar üzerine kurulu olarak görmesi üzerine kurulu. Bunu çürütüyor. Descartes mantıklı kararlar almak için duyguları bir kenara bırakmak gerekir diyordu, Damasio ise rasyonel ve mantıklı kararlar duygular olmadan alınamaz tezini savunuyor hatta ispatlıyor. 

Örneğin Pineas Gage diye bir adamın 19.yy da yaşadığı bir kaza var. Beyninin bir kısmı tahrip olan bu adam fiziksel olarak tamamen iyileşirken duygusal yetilerini kaybeder. Günlük basit kararları bile alamaz hale gelir. Bu kitap psikoloji, felsefe, nörobilimi harmanlayarak insan bilincini ve karar verme mekanizmasının gerçekte nasıl çalıştığını çok ilginç örneklerle açıklıyor. Merakınız varsa tavsiye ederim.

Denizin Ötesinde, Paul Lynch

 

Paul Lynch'in Peygamberin Şarkısı romanından çok etkilenmiş hemen bir kitabını daha okumalıyım diyerek bunu almıştım. Bu da çok çok iyi. 

Kısa romanda fırtınada kaybolan iki balıkçının öyküsü anlatılıyor. Hayatta kalma mücadelelerinin yanı sıra kendi iç hesaplaşmaları da çok yoğun verilmiş. 
Deneyimli balıkçı Bolivar yanına toy ve dindar Hector'u yanına alarak fırtınanın yaklaştığının belli olduğu bir günde denize açılır. Teknenin motoru bozulur ve rotadan çıkarlar. yanlarında neredeyse hiç yiyecek ve temiz su yoktur. Fiziksel zorluklar zamanla yerini zihinsel zorluklara bırakır. İki karakterin çatışmasını okursunuz. 
Romanda aksiyon azdır. Zaten bir kayığa sıkışmış iki insan var. Ama duygusal, zihinsel yoğunluk çok fazladır. 
Çok beğendim.