Salı, Eylül 01, 2026

Meltem Gürle, İrlanda Defteri

 

Bu deneme kitabına bayıldım. 4-5 aydır okuma listemdeydi. Aldım ve iki gün sürmedi bitirmem. Bayıldım. Hayatımda çok az yazarla tanışmak istemişimdir. Ama Meltem Hanımla tanışmayı çok isterim. Arada bir kitap ile ilgili söyleşiler yapıyor en azından bunların birini yakalamayı umuyorum.

Kitabın daha ilk sayfasında kendimi gördüm. James Joyce'un Ulysses'ini ben de okurken çok zorlanmıştım. İki kez 150. sayfalara gelip bırakmıştım. Sonra Ulysses Sözlüğünü alıp onun eşliğinde okuyup bitirmiştim. Bu roman tek bir günü anlatıyor ve o gün de benim doğum günüm.(tabi 69 yıl sonra)  Her yıl o gün Dublin'de Bloomsday olarak kutlanıyor ve ben elimde Ulysses ve İrlanda Defteri ile Dublin sokaklarını gezmek istiyorum. 

Yazarın dili, anlatımı, olaylar ve durumlar arasında kurduğu bağlantı harika. Kaldığı ev ve Mary'yi, Arp hikayesini, Lady Dufferin, Bavyeralı kemancı ve diğerleri çok sevdim. Pek çok yerin altını çizdim. Bahsi geçen kitapların bazılarını alıp okumayı, Clandeboye yoğurdunu yemeyi, ve Merkez Kütüphaneye gitmeyi, National Gallery'deki Kule Merdiveninde Buluşma tablosunu görmeyi çok istiyorum. 

Meşher'deki İki Muhteşem Eser

 

İstiklal 'de bulunan Meşher'in Mayıs 2027'ye kadarki sergisi "Seyahat Sanatı" ile ilgili. 

Geçen hafta burayı gezdik. Her şey çok iyiydi ancak bu iki kitabı gördüğüme çok sevindim. İkisi de özel koleksiyondan alınıp burada sergileniyor. İlki en basit matbaanın ilk kullanılmaya başladığı zamanlarda basılmış resimli dünya tarihi. Almanya'nın Nürnberg şehrinde basıldığı için Nürnberg Kroniği olarak biliniyor. Basım yılı 1493. Ömer Koç koleksiyonundan alınmış. Yaratılıştan itibaren basıldığı tarihe kadar zengin resimlere sahip bir kronik. Metin ve ahşap baskı illüstrasyonları bir arada kullanılmış. İçinde yüzden fazla şehrin panoraması var. Seride açık bir şekilde sergilenen sayfalardaki illüstrasyon İstanbul'un Osmanlı fethinden önceki döneme ait. Keşke elime alıp bütün sayfalarını inceleme şansım olsaydı. 


İkinci eser de Katip Çelebi'nin İbrahim Müteferrika Matbaasında basılan ünlü coğrafya ve astronomi kitabı Cihannüma. Sayfada yer alan daire şeklindeki minyatürler takımyıldızlarını ve burçları resmetmektedir. Kitap 1732'de İstanbul'da basılmış. 

Kolay Mantı

 

Geçen aylarda popüler olan bu mantıyı ben de denedim. Ancak bence buna mantı demek pek doğru değil. 

Normal mantı içi hazırladım. Kıyma, rende soğan ve tu-karabiber ile. Biraz buzdolabında soğuttum. Sonra geniş bir kaseye su, başka bir kaseye un koydum. Bir tencerede kaynattığım suya tuz ekledim ve mantıları yapmaya başladım. Küçük toplar yapıp önce una sonra suya sonra tekrar una batırıp süzgeç yardımı ile çıkardım ve kaynar suya atıp 7-8 dakika pişirdim. Burada püf noktası su ve un için ayrı süzgeç kullanmanız. Bu işlemi 4-5 kez yapanlar var ama ben 3 kez yaptım. Sarmısaklı yoğurt ve tereyağı sosu döküp afiyetle yedik. Tadı güzel oldu. Şimdi fırsat bulduğumda başka bir yöntem öğrendim onu deneyeceğim.

Eski bir kanaviçeden kolye

 


Günümüzde kanaviçe ve danteller pek kullanılmıyor. Benim evimde 3 poşet dolusu eski dantel ve kanaviçe var. Bunlarla ne yapacağını bilemeyenler bana teslim ediyor. "Sen yapacak bir şeyler bulursun" diyerek. En son yengem Antalya'dan bir poşet dantel getirdi. Dantellerle ilgili bir planım var fakat annemin kendi çeyizi için işlediği, bizim bebekken ve çocukken kullandığımız yastık veya çarşaf kenarı olan bu işlemeleri bugün de kullanabileceğim bir ürün haline getirmek istedim. Elimde bol miktarda boncuk, renkli ip ve keçe zaten vardı. Ben de kolye yapmak istedim. Kanaviçeleri kare veya dikdörtgen kesip bir keçenin üzerine dikip boncuk ve kumaşlarla süsledim. Yaz için daha kullanışlı olabilecek bu kolyeleri çok sevdim. Ayrıca daha önce bu kanaviçelerden duvar süsü nazarlık da yapmıştım. 






Guinness birası ve Guinness rekorlar kitabı

 Guinness birası İrlanda'nın ünlü birasıdır. Peki rekorlar kitabı ile bağlantısı nedir? Guinness'i üreten şirketin yöneticileri özellikle av ve atıcılık yapan kişilerin barlarda uzun uzun tartıştıklarını gözlemlerler. Örneğin en son "Avrupa'nın en hızlı av kuşu hangisidir?" gibi bir soru hakkında tartışır dururlar ve bu konuda başvurabilecekleri bir kaynak olmadığını fark ederler. Barlarda içki içen insanların bu tür iddialar yüzünden tartışmalar yaşadığını sıkça görünce "en"lerin yazılı olduğu bir kitap çıkarmayı düşünürler. İlk kitap 1955'de yayınlanır ve çok ilgi görür. 

Annie Ernaux, Seneler

 


Annie Ernaux Fransız yazar ve Edebiyat profesörüdür. 2022 yılında Nobel aldı. Daha önce Olay adlı romanını okuyup çok beğenmiştim. Romanlarında genelde kadının özgürlüğü, evlilik, kürtaj, cinsellik gibi konulara değiniyor. Bu kitabı kitap grubumuzla okuduk. Dil ve anlatım çok iyi ama kitabın bazı sayfalarında sıkılmadım desem yalan olur. Bunun nedeni bence şu; Yazar 1940 doğumlu ve Fransa'da büyümüş. Anı/otobiyografi gibi görünen bu kitapta aşağı yukarı şimdi 80'lerinde bir Fransız kadını kendinden çok şey bulabilir bu romanda. İlk gençlik yılları, teknoloji ve modanın gelişimi ile aile ve toplumda meydana gelen değişimler, siyasi bazı olaylar, meslek sahibi olup evli çocuklu biri olunca yaşadığın farklılıklar... Bunları çok güzel vermiş. Ancak bazı terimlerin, kişilerin, olayların bizim hayatımızda karşılığı yok. Sürekli kitabın en arkasına verilen dipnotlara bakmak zorunda kalıyorsunuz. Pek çok duygu ortak aslında. Ama dediğim gibi bazı sayfaları sıkılarak okudum. Kitabın üzerinde "roman" yazıyor ama bu anı kitabı bence. Bir kurgu yok, belli başlı karakterleri takip edemiyorsunuz. Belki de bu nedenle bazı yerlerde sıkıldım. Anı-anlatı türünü sevenler için bence uygun.

Cumartesi, Ağustos 29, 2026

Şeftali Melba Tartı

 Melba tatlısı Avusturalyalı soprano Nellie Melba'dan alır adını. Ünlü bir Fransız şef Melba'nın onuruna bu tatlıyı yapmış. Hafif pişirilmiş şeftalili ahududu sosu ve dondurma birlikte yeniliyor. Yani Peşmelba. Bunun altında tart hamuru olanı da şeftali melba tartı olarak biliniyor. 

Ben tarat hamuru yerine milföy ile yapılanı görüp denedim.

Tepsiye yağlı kağıt serdim. Üstüne milföy hamurunu bir kat olarak serdim. Çatalla delikler açıp fırında pişirdim. Önceden şeftalileri 8 parça olacak şekilde dilimledim. Üzerine 3 kaşık şeker, biraz su, biraz limon kabuğu rendeleyip pişirdim. Soğuyunca kabuklarını soyup suyunu süzdüm. Bu suyu kullanacağız sonra. 
Pastacı kreması yaptım. (benim tarifim göz kararı; 3 bardak kadar soğuk süt kaynamaya başlayınca kenarda karıştırdığım şu malzemeleri yavaş yavaş karıştırarak ekliyorum; 1yk un, 2 yk pirinç unu, 2 yumurta sarısı, vanilya, 3-4 yk şeker, bir parça tereyağı, 1 çay bardağı krema) Koyulaşınca altını kapatıp arada bir havalandırarak karıştırıyorum. 
Şeftaliyi süzerek elde ettiğim suyu tavaya alıp üzerine 1 tatlı kaşığı pirinç unu ve bu minik meyvelerden ekleyip hafif kıvam alınca altını kapatıp soğutuyorum.
Tepside soğuyan milföyün üzerine oda ısısına gelen pastacı kremasını yaydım. Şeftali dilimlerini dizip soğuyan sosu da üzerinde gezdirip buzdolabında en az iki saat dinlendirdim. Bence şeftali bu tatlıya çok yakıştı. 

Cuma, Ağustos 21, 2026

Efes Antik Kenti Hakkında İlginç Bilgiler

 Efes Antik kentini mutlaka gezmişsiniz veya en azından duymuşsunuzdur. Ben daha önce dört kez gitmiştim. Bir kez de kızımla gece turu yaptık. Bazı küçük ayrıntıları bilerek gezmek daha zevkli olur diye düşünüyorum.

Mesela zafer tanrıçası Nike'ı görmeden geçmeyin. Elinde defne çelengi tutan tanrıça aynı zamanda kanatlıdır. Nike markası simgesini ve anlamını buradan alır. 











Kuretler caddesi üzerinde pek çok heykel var. Bunlar genelde önemli kişilere şükran göstergesi için yapılmış. bunlardan biri de bir doktor için yapılmıştır.











Celsus kitaplığına sırtınızı verdiğinizde sol çaprazdaki girintide buraya tuvaletini yapan lanetlenir yazısını mutlaka görün. (Tanrıça Hekateyi de çizmişler)













Tarihin ilk reklam panosunu da mutlaka görün.











Ve tuvalatler:











Son olarak da tavlanın atası sayılan ve zar atılarak oynan bu oyun agorada bulunuyor.



Sarmısaklı tereyağlı ekmek

 Bu ekmek tarifini @pastacıözgeköse nin sayfasında gördüm ve kaydettim. 

Bana farklı gelen tarafı Yudane (yudan) hamuru diye bir hamurla başlamaktı. İlk defa duyduğum bu teknik hamurun daha nemli ve yumuşak olmasını sağlıyormuş.

Öncelikle 50 gr un ve 50 gr kaynar su ile hamur hazırlayıp dinlenmesi için en az 3-4 saat bekletiyorsunuz. (ben bir gece önce yaptım)
-6-7 diş sarımsak, zeytinyağı ve azıcık suyu sos tenceresine alıp sarımsaklar yumuşayana kadar pişirip bir kenarda ılımaya bırakıyorsunuz. (ılıyınca sarımsakları ezip, içine kekik ve erimiş 2 kaşık tereyağını koydum. Tarifte bol maydanoz ve dereotu da vardı. Bir dahakine öyle deneyeceğim.)
Sonra 50 gr un, 80 gr ılık süt, 1 tatlı kaşığı instant mayayı karıştırıp kabarcık çıkarana kadar bekliyorsunuz.
Sonra 150 gr un, 70 gr süt, 40 gr erimiş tereyağı, 5 gr tuz, 10 gr şekeri Yudan hamuru ve mayalı hamurla en az 6-7 dakika karıştırıp yoğuruyorsunuz. Üzerini örtüp en az 1 saat bekletiyorsunuz.






Bezelere ayırıp en az yarım saat yine bekletiyorsunuz.
Sonra yumuşacık bezeleri elle ya da merdane ile açıp sarımsaklı, otlu karışımın yarısını bu bezelerin içine sürüyorsunuz. Rulo yapıp veya istediğiniz şekli verip fırın kabına yerleştiriyorsunuz. Burada yine 1 saat mayalanacak. Epeyce şişti gerçekten. Sonra yarısını kullandığınız sarımsaklı karışımın kalanının yarısını fırça ile ekmeğe sürüp fırında 180 derecede iyice kızarana kadar pişiriyorsunuz. Çıkarınca kalan sosu da üzerine sürüp en az yarım saat dinlendirip afiyetle yiyorsunuz.
Muhteşem kokulu yumuşacık ekmek oldu. 




Cumartesi, Ağustos 08, 2026

Bisikletle Türkiye Turu, Thomas Stevens

 

Bu kitabı yarısına kadar okuyup tatile giderken başka bir kitap almıştım yanıma. Döndükten epey sonra yarım bıraktığımı hatırlayıp tamamladım. Aslında Bisikletle Dünya Tarihi kitabının Türkiye ile ilgili kısmı bu kitap.

Baştan söyleyeyim moral bozucu bir kitap. Ama detaylar ilginç ve bilgi verici.
Thomas Stevens bisikletiyle dünyayı dolaşan ilk kişi. Aslında tam bir tur atmış değil ama Nevada'dan yola çıktığında yıl 1880. Dört yıl sonra da Anadolu topraklarında. Avrupa'yı geçtikten sonra Trakya'dan Osmanlı topraklarına giriyor ve Ağrı'dan çıkıyor. Sanırım sonra İran'a geçiyor. Moral bozucu olan kısım Anadolu'nun sefilliği ve halkın yoksulluğu, cahilliği. Pek çok köyde yıkık dökük toprak evler var. Yazar kuru ekmek dışında bir lokma yiyecek bulamamaktan bahsediyor. İnsanlar sefalet ve pislik içinde, üstlerinde yırtık kıyafetler. Çoğu yerde toprak ve bozuk yollar var. Anadolu insanının bu sefalet içindeki kurnazlığını da çok iyi yansıtmış. Çeviri çok iyi ama kitapta dizgi sırasında gözden kaçmış bazı hatalar var. Pozitif yayınları bunu gözden geçirse iyi olur bence.