Bizim ailenin bayram tatlıcısı benim. Bizde el açması börek çok yapılır ama aile kültürümüzde ev baklavası yoktur. Her bayramın arefe gününde kalburabastı veya şekerpare gibi tatlılar yapardım. Bir gün hazır baklava yufkası ile şöbiyet neden yapmayayım dedim.
Tarifim şöyle;Pazar, Eylül 20, 2026
Evde kolay şöbiyet
Muhabbet, Virginia Evans
Salı, Eylül 08, 2026
Gyoza Yaptım
Aslen Çin'deki Jiaozi adlı mantının Japon uyarlamasına Gyoza deniliyor. Denemezsek olmazdı.
Hamuru kolay 2 bardak un, bir çay kaşığı tuz ve el yakmayacak sıcaklıktaki suyu karıştırıp 40 dakika dinlendiriyorsunuz.
İç harcı sebzeli, tavuklu, kırmızı etli veya karidesli olabiliyor. Ben ince ince lahanayı kıyıp tuzla biraz ovdum, soğan, yeşil biber, havuç ve sarımsak, tuz ve zencefil ekledim. Kıyma ile karıştırdım. Bir yemek kaşığı susam yağı ve soya sosu ekleyip kenarda beklettim. Hamuru açıp bardak yardımı ile kestim. (Yapışıyorsa nişastadan yardım alın)
İç harcını bir tatlı kaşığı ile koyup kenarlarını su ile hafifçe ıslatıp kapadım. Burada değişik kapama şekilleri var ben biraz hıngel gibi yaptım sanırım.
Daha sonra bir yemek kaşığı susam yağı (veya zeytinyağı da olur bence) tavaya döküp mantıları üzerine diziyorsunuz. 5-6 dakika ocakta mantıların altı kızarana kadar tutup bir çay bardağı kaynar su ekleyip kapağını kapatıyorsunuz. Böyle de 6-7 dakika kalacak. İşte gyoza hazır.
Orijinali daha büyük olmalı. Ben ilk kez yaptığım için kendime güvenemeyip küçük yaptım. Bir dahakine daha büyük deneyeceğim. Tadı çok güzel oldu.
Bu arada fazla yapmışım. Kalan bir porsiyonu pişirmeden derin dondurucuya koydum. Çıkarıp hemen tavaya almak mümkün yazıyor tariflerde.
Cuma, Eylül 04, 2026
Birey olmak ya da olmamak
Son zamanlarda okuduğum kitaplar veya dinlediğim podcastlerden dolayı bu konuya dikkat etmeye başladım. Türkçeye çevrilmesini hevesle beklediğim bir kitabın detaylı bir podcastini dinlememle bu konu hakkında düşünmeye başladım. Kitap Joseph Henrich'in The Weirdest Pepole in the World idi. Kitaptaki bir tespiti çok beğendim; Katolik kilisesi yüzyıllar önce akraba evliliğini (kuzen evliliği), çok eşliliği ve evlat edinmeyi yasaklar. Böylece geniş aile bağlarını çökertmeyi planlar. Aileler zamanla çekirdek aile olur. Bu şekilde hükmetmek daha kolay olsa gerek. İnsanlar zamanla hayatta kalmak için aile bağlarına, kuzenine, dayıoğluna güvenmek yerine yabancı birine güvenmeyi öğrenirler. Bu beraberinde şunu da getirir; gönüllü yardımlaşma organizasyonları kurulur. Bence en önemlisi de o geniş sülaleler yerini küçük ailelere bıraktıkça içinde bulunduğun gruba değil topluma karşı sorumlu hissedersin kendini. Bireyselleşme de artar. Aşiret için değil kendin için yaşarsın. Yazar Batı'nın neden Doğu toplumlarından daha ileri olduğunu temelde bu bireysel özgürleşmeye bağlar.
Onlara göre biz oldukça Doğu bir toplumuz. Kitapta Türkiye örnekleri de var zaten. Ülkemizde 1960'lardan itibaren köyden kente göç artmış. Tarımda makinalaşma ve toprakların miras yolu ile bölüşülüp yetersiz kalması buna en büyük neden. İnsanlar ilçe bile görmeden şehre taşınıp yaşamaya başlamış. Bu nasıl olmuş? Bir amca oğlu bir kuzen desteği ile tabi ki. Bizde henüz bir şehir kültürü oluşmadan bu hızlı büyüme gecekondu kültürünü doğurmuş. İstanbul'da o kadar çok köy derneği var ki. 4883 adet. Bir de il ve ilçe dernekleri eklenince bu sayı 7 bini geçiyor. Bireyselleşemeyen insanımız hemşehrisi ile aynı düzeni şehirde de devam ettiriyor. Vatandaş olma bilinci, birey olarak hak ve sorumluluk anlayışı gelişmiyor. Kendini köylüsüne karşı sorumlu hissediyor. Öyle var oluyor. Ben Fenerbahçeli olma, Rizeli olma veya bilmem hangi cemaatten olma durumunu da böyle görüyorum. İstanbul'da biriyle tanıştığınızda bazı insanlar hemen nereli olduğunuzu sorar mesela. Seninle bir yakınlık kurup kuramayacağını öğrenmeye çalışır. Ben bir doktor randevusu için hastane koridorunda otururken yanımdaki kişilerin hangi cemaatten olduklarını sorup muhabbet etmeye başladıklarını gördüm. Kıyafetten de anlaşılıyor bu.
Bireyselleşme bu anlamıyla kötü bir şey değil. Bu kelimeyi bencillik olarak görenler var. Ama yanlış. Bireyselleşmek bize iyi gelebilir. Kendimizi herhangi bir grubun üyesi olmadan tanımlayamaz mıyız?
Kalan iplerden çanta yapımı
Salı, Eylül 01, 2026
Meltem Gürle, İrlanda Defteri
Bu deneme kitabına bayıldım. 4-5 aydır okuma listemdeydi. Aldım ve iki gün sürmedi bitirmem. Bayıldım. Hayatımda çok az yazarla tanışmak istemişimdir. Ama Meltem Hanımla tanışmayı çok isterim. Arada bir kitap ile ilgili söyleşiler yapıyor en azından bunların birini yakalamayı umuyorum.
Kitabın daha ilk sayfasında kendimi gördüm. James Joyce'un Ulysses'ini ben de okurken çok zorlanmıştım. İki kez 150. sayfalara gelip bırakmıştım. Sonra Ulysses Sözlüğünü alıp onun eşliğinde okuyup bitirmiştim. Bu roman tek bir günü anlatıyor ve o gün de benim doğum günüm.(tabi 69 yıl sonra) Her yıl o gün Dublin'de Bloomsday olarak kutlanıyor ve ben elimde Ulysses ve İrlanda Defteri ile Dublin sokaklarını gezmek istiyorum.
Yazarın dili, anlatımı, olaylar ve durumlar arasında kurduğu bağlantı harika. Kaldığı ev ve Mary'yi, Arp hikayesini, Lady Dufferin, Bavyeralı kemancı ve diğerleri çok sevdim. Pek çok yerin altını çizdim. Bahsi geçen kitapların bazılarını alıp okumayı, Clandeboye yoğurdunu yemeyi, ve Merkez Kütüphaneye gitmeyi, National Gallery'deki Kule Merdiveninde Buluşma tablosunu görmeyi çok istiyorum.
Meşher'deki İki Muhteşem Eser
İstiklal 'de bulunan Meşher'in Mayıs 2027'ye kadarki sergisi "Seyahat Sanatı" ile ilgili.
Geçen hafta burayı gezdik. Her şey çok iyiydi ancak bu iki kitabı gördüğüme çok sevindim. İkisi de özel koleksiyondan alınıp burada sergileniyor. İlki en basit matbaanın ilk kullanılmaya başladığı zamanlarda basılmış resimli dünya tarihi. Almanya'nın Nürnberg şehrinde basıldığı için Nürnberg Kroniği olarak biliniyor. Basım yılı 1493. Ömer Koç koleksiyonundan alınmış. Yaratılıştan itibaren basıldığı tarihe kadar zengin resimlere sahip bir kronik. Metin ve ahşap baskı illüstrasyonları bir arada kullanılmış. İçinde yüzden fazla şehrin panoraması var. Seride açık bir şekilde sergilenen sayfalardaki illüstrasyon İstanbul'un Osmanlı fethinden önceki döneme ait. Keşke elime alıp bütün sayfalarını inceleme şansım olsaydı.
İkinci eser de Katip Çelebi'nin İbrahim Müteferrika Matbaasında basılan ünlü coğrafya ve astronomi kitabı Cihannüma. Sayfada yer alan daire şeklindeki minyatürler takımyıldızlarını ve burçları resmetmektedir. Kitap 1732'de İstanbul'da basılmış.
Kolay Mantı
Geçen aylarda popüler olan bu mantıyı ben de denedim. Ancak bence buna mantı demek pek doğru değil.
Normal mantı içi hazırladım. Kıyma, rende soğan ve tu-karabiber ile. Biraz buzdolabında soğuttum. Sonra geniş bir kaseye su, başka bir kaseye un koydum. Bir tencerede kaynattığım suya tuz ekledim ve mantıları yapmaya başladım. Küçük toplar yapıp önce una sonra suya sonra tekrar una batırıp süzgeç yardımı ile çıkardım ve kaynar suya atıp 7-8 dakika pişirdim. Burada püf noktası su ve un için ayrı süzgeç kullanmanız. Bu işlemi 4-5 kez yapanlar var ama ben 3 kez yaptım. Sarmısaklı yoğurt ve tereyağı sosu döküp afiyetle yedik. Tadı güzel oldu. Şimdi fırsat bulduğumda başka bir yöntem öğrendim onu deneyeceğim.
Eski bir kanaviçeden kolye
Günümüzde kanaviçe ve danteller pek kullanılmıyor. Benim evimde 3 poşet dolusu eski dantel ve kanaviçe var. Bunlarla ne yapacağını bilemeyenler bana teslim ediyor. "Sen yapacak bir şeyler bulursun" diyerek. En son yengem Antalya'dan bir poşet dantel getirdi. Dantellerle ilgili bir planım var fakat annemin kendi çeyizi için işlediği, bizim bebekken ve çocukken kullandığımız yastık veya çarşaf kenarı olan bu işlemeleri bugün de kullanabileceğim bir ürün haline getirmek istedim. Elimde bol miktarda boncuk, renkli ip ve keçe zaten vardı. Ben de kolye yapmak istedim. Kanaviçeleri kare veya dikdörtgen kesip bir keçenin üzerine dikip boncuk ve kumaşlarla süsledim. Yaz için daha kullanışlı olabilecek bu kolyeleri çok sevdim. Ayrıca daha önce bu kanaviçelerden duvar süsü nazarlık da yapmıştım.



.jpeg)

.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)

