Cuma, Eylül 04, 2026

Birey olmak ya da olmamak

 Son zamanlarda okuduğum kitaplar veya dinlediğim podcastlerden dolayı bu konuya dikkat etmeye başladım. Türkçeye çevrilmesini hevesle beklediğim bir kitabın detaylı bir podcastini dinlememle bu konu hakkında düşünmeye başladım. Kitap Joseph Henrich'in The Weirdest Pepole in the World idi. Kitaptaki bir tespiti çok beğendim; Katolik kilisesi yüzyıllar önce akraba evliliğini (kuzen evliliği), çok eşliliği ve evlat edinmeyi yasaklar. Böylece geniş aile bağlarını çökertmeyi planlar. Aileler zamanla çekirdek aile olur. Bu şekilde hükmetmek daha kolay olsa gerek. İnsanlar zamanla hayatta kalmak için aile bağlarına, kuzenine, dayıoğluna güvenmek yerine yabancı birine güvenmeyi öğrenirler. Bu beraberinde şunu da getirir; gönüllü yardımlaşma organizasyonları kurulur. Bence en önemlisi de o geniş sülaleler yerini küçük ailelere bıraktıkça içinde bulunduğun gruba değil topluma karşı sorumlu hissedersin kendini. Bireyselleşme de artar. Aşiret için değil kendin için yaşarsın. Yazar Batı'nın neden Doğu toplumlarından daha ileri olduğunu temelde bu bireysel özgürleşmeye bağlar. 

Onlara göre biz oldukça Doğu bir toplumuz. Kitapta Türkiye örnekleri de var zaten. Ülkemizde 1960'lardan itibaren köyden kente göç artmış. Tarımda makinalaşma ve toprakların miras yolu ile bölüşülüp yetersiz kalması buna en büyük neden. İnsanlar  ilçe bile görmeden şehre taşınıp yaşamaya başlamış. Bu nasıl olmuş? Bir amca oğlu bir kuzen desteği ile tabi ki. Bizde henüz bir şehir kültürü oluşmadan bu hızlı büyüme gecekondu kültürünü doğurmuş. İstanbul'da o kadar çok köy derneği var ki. 4883 adet. Bir de il ve ilçe dernekleri eklenince bu sayı 7 bini geçiyor. Bireyselleşemeyen insanımız hemşehrisi ile aynı düzeni şehirde de devam ettiriyor. Vatandaş olma bilinci, birey olarak hak ve sorumluluk anlayışı gelişmiyor. Kendini köylüsüne karşı sorumlu hissediyor. Öyle var oluyor. Ben Fenerbahçeli olma, Rizeli olma veya bilmem hangi cemaatten olma durumunu da böyle görüyorum.  İstanbul'da biriyle tanıştığınızda bazı insanlar hemen nereli olduğunuzu sorar mesela. Seninle bir yakınlık kurup kuramayacağını öğrenmeye çalışır. Ben bir doktor randevusu için hastane koridorunda otururken yanımdaki kişilerin hangi cemaatten olduklarını sorup muhabbet etmeye başladıklarını gördüm. Kıyafetten de anlaşılıyor bu. 

Bireyselleşme bu anlamıyla kötü bir şey değil. Bu kelimeyi bencillik olarak görenler var. Ama yanlış. Bireyselleşmek bize iyi gelebilir. Kendimizi herhangi bir grubun üyesi olmadan tanımlayamaz mıyız?

Kalan iplerden çanta yapımı

 Miu Miu markasının rengarenk çanta ve şapkasını görünce çok beğendim ve kalan iplerden ben de yapabilirim dedim. Aslında GAP markasında da benzeri vardı ama daha derin uzun bir çantaydı. Miu Miu'nun renklerini inceledim hemen hepsi elimde vardı. Biraz annemden takviye aldım. İnce ipleri birleştirerek iki kat olarak kullandım. Taban kısmını 15-16 cm olacak şekilde 8 sıra ördüm. Sonra etrafına dolanarak yukarı kadar çıktım. Uzunluk ve genişlik istediğiniz gibi ayarlanabilir. Dikkat etmeniz gereken ayrıntıların birincisi; her farklı ip bağladığınızda düğüm içeride kalsın onun üstünden örmeye devam edin. İkincisi beyaz veya siyah gibi renkleri dikkatli kullanmanız. Orijinal çantada siyahlar ve maviler bir tarafta beyazlar ve kırmızılar ağırlıklı olarak diğer taraftaydı. Yoksa karman çorman olabiliyor. Örmesi çok zevkliydi. İçine astar kumaş diktim elimde bulunan kumaş pilates matı çantama ipini de sap olarak diktim. Fermuar taktım ve kullanmaya başladım. Her renkle uyumlu bir çanta. Tavsiye ederim. 

Salı, Eylül 01, 2026

Meltem Gürle, İrlanda Defteri

 

Bu deneme kitabına bayıldım. 4-5 aydır okuma listemdeydi. Aldım ve iki gün sürmedi bitirmem. Bayıldım. Hayatımda çok az yazarla tanışmak istemişimdir. Ama Meltem Hanımla tanışmayı çok isterim. Arada bir kitap ile ilgili söyleşiler yapıyor en azından bunların birini yakalamayı umuyorum.

Kitabın daha ilk sayfasında kendimi gördüm. James Joyce'un Ulysses'ini ben de okurken çok zorlanmıştım. İki kez 150. sayfalara gelip bırakmıştım. Sonra Ulysses Sözlüğünü alıp onun eşliğinde okuyup bitirmiştim. Bu roman tek bir günü anlatıyor ve o gün de benim doğum günüm.(tabi 69 yıl sonra)  Her yıl o gün Dublin'de Bloomsday olarak kutlanıyor ve ben elimde Ulysses ve İrlanda Defteri ile Dublin sokaklarını gezmek istiyorum. 

Yazarın dili, anlatımı, olaylar ve durumlar arasında kurduğu bağlantı harika. Kaldığı ev ve Mary'yi, Arp hikayesini, Lady Dufferin, Bavyeralı kemancı ve diğerleri çok sevdim. Pek çok yerin altını çizdim. Bahsi geçen kitapların bazılarını alıp okumayı, Clandeboye yoğurdunu yemeyi, ve Merkez Kütüphaneye gitmeyi, National Gallery'deki Kule Merdiveninde Buluşma tablosunu görmeyi çok istiyorum. 

Meşher'deki İki Muhteşem Eser

 

İstiklal 'de bulunan Meşher'in Mayıs 2027'ye kadarki sergisi "Seyahat Sanatı" ile ilgili. 

Geçen hafta burayı gezdik. Her şey çok iyiydi ancak bu iki kitabı gördüğüme çok sevindim. İkisi de özel koleksiyondan alınıp burada sergileniyor. İlki en basit matbaanın ilk kullanılmaya başladığı zamanlarda basılmış resimli dünya tarihi. Almanya'nın Nürnberg şehrinde basıldığı için Nürnberg Kroniği olarak biliniyor. Basım yılı 1493. Ömer Koç koleksiyonundan alınmış. Yaratılıştan itibaren basıldığı tarihe kadar zengin resimlere sahip bir kronik. Metin ve ahşap baskı illüstrasyonları bir arada kullanılmış. İçinde yüzden fazla şehrin panoraması var. Seride açık bir şekilde sergilenen sayfalardaki illüstrasyon İstanbul'un Osmanlı fethinden önceki döneme ait. Keşke elime alıp bütün sayfalarını inceleme şansım olsaydı. 


İkinci eser de Katip Çelebi'nin İbrahim Müteferrika Matbaasında basılan ünlü coğrafya ve astronomi kitabı Cihannüma. Sayfada yer alan daire şeklindeki minyatürler takımyıldızlarını ve burçları resmetmektedir. Kitap 1732'de İstanbul'da basılmış. 

Kolay Mantı

 

Geçen aylarda popüler olan bu mantıyı ben de denedim. Ancak bence buna mantı demek pek doğru değil. 

Normal mantı içi hazırladım. Kıyma, rende soğan ve tu-karabiber ile. Biraz buzdolabında soğuttum. Sonra geniş bir kaseye su, başka bir kaseye un koydum. Bir tencerede kaynattığım suya tuz ekledim ve mantıları yapmaya başladım. Küçük toplar yapıp önce una sonra suya sonra tekrar una batırıp süzgeç yardımı ile çıkardım ve kaynar suya atıp 7-8 dakika pişirdim. Burada püf noktası su ve un için ayrı süzgeç kullanmanız. Bu işlemi 4-5 kez yapanlar var ama ben 3 kez yaptım. Sarmısaklı yoğurt ve tereyağı sosu döküp afiyetle yedik. Tadı güzel oldu. Şimdi fırsat bulduğumda başka bir yöntem öğrendim onu deneyeceğim.

Eski bir kanaviçeden kolye

 


Günümüzde kanaviçe ve danteller pek kullanılmıyor. Benim evimde 3 poşet dolusu eski dantel ve kanaviçe var. Bunlarla ne yapacağını bilemeyenler bana teslim ediyor. "Sen yapacak bir şeyler bulursun" diyerek. En son yengem Antalya'dan bir poşet dantel getirdi. Dantellerle ilgili bir planım var fakat annemin kendi çeyizi için işlediği, bizim bebekken ve çocukken kullandığımız yastık veya çarşaf kenarı olan bu işlemeleri bugün de kullanabileceğim bir ürün haline getirmek istedim. Elimde bol miktarda boncuk, renkli ip ve keçe zaten vardı. Ben de kolye yapmak istedim. Kanaviçeleri kare veya dikdörtgen kesip bir keçenin üzerine dikip boncuk ve kumaşlarla süsledim. Yaz için daha kullanışlı olabilecek bu kolyeleri çok sevdim. Ayrıca daha önce bu kanaviçelerden duvar süsü nazarlık da yapmıştım. 






Guinness birası ve Guinness rekorlar kitabı

 Guinness birası İrlanda'nın ünlü birasıdır. Peki rekorlar kitabı ile bağlantısı nedir? Guinness'i üreten şirketin yöneticileri özellikle av ve atıcılık yapan kişilerin barlarda uzun uzun tartıştıklarını gözlemlerler. Örneğin en son "Avrupa'nın en hızlı av kuşu hangisidir?" gibi bir soru hakkında tartışır dururlar ve bu konuda başvurabilecekleri bir kaynak olmadığını fark ederler. Barlarda içki içen insanların bu tür iddialar yüzünden tartışmalar yaşadığını sıkça görünce "en"lerin yazılı olduğu bir kitap çıkarmayı düşünürler. İlk kitap 1955'de yayınlanır ve çok ilgi görür. 

Annie Ernaux, Seneler

 


Annie Ernaux Fransız yazar ve Edebiyat profesörüdür. 2022 yılında Nobel aldı. Daha önce Olay adlı romanını okuyup çok beğenmiştim. Romanlarında genelde kadının özgürlüğü, evlilik, kürtaj, cinsellik gibi konulara değiniyor. Bu kitabı kitap grubumuzla okuduk. Dil ve anlatım çok iyi ama kitabın bazı sayfalarında sıkılmadım desem yalan olur. Bunun nedeni bence şu; Yazar 1940 doğumlu ve Fransa'da büyümüş. Anı/otobiyografi gibi görünen bu kitapta aşağı yukarı şimdi 80'lerinde bir Fransız kadını kendinden çok şey bulabilir bu romanda. İlk gençlik yılları, teknoloji ve modanın gelişimi ile aile ve toplumda meydana gelen değişimler, siyasi bazı olaylar, meslek sahibi olup evli çocuklu biri olunca yaşadığın farklılıklar... Bunları çok güzel vermiş. Ancak bazı terimlerin, kişilerin, olayların bizim hayatımızda karşılığı yok. Sürekli kitabın en arkasına verilen dipnotlara bakmak zorunda kalıyorsunuz. Pek çok duygu ortak aslında. Ama dediğim gibi bazı sayfaları sıkılarak okudum. Kitabın üzerinde "roman" yazıyor ama bu anı kitabı bence. Bir kurgu yok, belli başlı karakterleri takip edemiyorsunuz. Belki de bu nedenle bazı yerlerde sıkıldım. Anı-anlatı türünü sevenler için bence uygun.

Cumartesi, Ağustos 29, 2026

Şeftali Melba Tartı

 Melba tatlısı Avusturalyalı soprano Nellie Melba'dan alır adını. Ünlü bir Fransız şef Melba'nın onuruna bu tatlıyı yapmış. Hafif pişirilmiş şeftalili ahududu sosu ve dondurma birlikte yeniliyor. Yani Peşmelba. Bunun altında tart hamuru olanı da şeftali melba tartı olarak biliniyor. 

Ben tarat hamuru yerine milföy ile yapılanı görüp denedim.

Tepsiye yağlı kağıt serdim. Üstüne milföy hamurunu bir kat olarak serdim. Çatalla delikler açıp fırında pişirdim. Önceden şeftalileri 8 parça olacak şekilde dilimledim. Üzerine 3 kaşık şeker, biraz su, biraz limon kabuğu rendeleyip pişirdim. Soğuyunca kabuklarını soyup suyunu süzdüm. Bu suyu kullanacağız sonra. 
Pastacı kreması yaptım. (benim tarifim göz kararı; 3 bardak kadar soğuk süt kaynamaya başlayınca kenarda karıştırdığım şu malzemeleri yavaş yavaş karıştırarak ekliyorum; 1yk un, 2 yk pirinç unu, 2 yumurta sarısı, vanilya, 3-4 yk şeker, bir parça tereyağı, 1 çay bardağı krema) Koyulaşınca altını kapatıp arada bir havalandırarak karıştırıyorum. 
Şeftaliyi süzerek elde ettiğim suyu tavaya alıp üzerine 1 tatlı kaşığı pirinç unu ve bu minik meyvelerden ekleyip hafif kıvam alınca altını kapatıp soğutuyorum.
Tepside soğuyan milföyün üzerine oda ısısına gelen pastacı kremasını yaydım. Şeftali dilimlerini dizip soğuyan sosu da üzerinde gezdirip buzdolabında en az iki saat dinlendirdim. Bence şeftali bu tatlıya çok yakıştı. 

Cuma, Ağustos 21, 2026

Efes Antik Kenti Hakkında İlginç Bilgiler

 Efes Antik kentini mutlaka gezmişsiniz veya en azından duymuşsunuzdur. Ben daha önce dört kez gitmiştim. Bir kez de kızımla gece turu yaptık. Bazı küçük ayrıntıları bilerek gezmek daha zevkli olur diye düşünüyorum.

Mesela zafer tanrıçası Nike'ı görmeden geçmeyin. Elinde defne çelengi tutan tanrıça aynı zamanda kanatlıdır. Nike markası simgesini ve anlamını buradan alır. 











Kuretler caddesi üzerinde pek çok heykel var. Bunlar genelde önemli kişilere şükran göstergesi için yapılmış. bunlardan biri de bir doktor için yapılmıştır.











Celsus kitaplığına sırtınızı verdiğinizde sol çaprazdaki girintide buraya tuvaletini yapan lanetlenir yazısını mutlaka görün. (Tanrıça Hekateyi de çizmişler)













Tarihin ilk reklam panosunu da mutlaka görün.











Ve tuvalatler:











Son olarak da tavlanın atası sayılan ve zar atılarak oynan bu oyun agorada bulunuyor.