Evet böyle bir teori varmış. Hatta Mel Robbins'in bu adla bir kitabı da var. Let Them teorisi. (teori dediğine bakmayın bilimsel değil elbette) Geçenlerde bir kitapçıda kitapları karıştırırken gördüm. Yemyeşil kapağı ile ön taraflardan sırıtıyordu. Ayaküstü birkaç dakika inceledim. Daha sonra bir youtube kanalında bir psikolog bu kitap hakkında konuşuyordu, onu dinledim. Son yıllarda uygulamaya çalıştığım bazı şeylerin kitapta anlatıldığını fark ettim. Kısaca şöyle; başkalarının davranış ve düşüncelerini kontrol edemezsin ve hatta değiştiremezsin. O halde umursama. Kendi seçimlerini yap ve onaylanma beklentisini bırak.
Doğduğumuz ve büyüdüğümüz şehir, mahalle, aile farklı, genlerimiz, doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz, korkularımız, eğitimimiz farklı. Okuduklarımız, karakterimiz, izlediklerimiz ve yaşadığımız iyi/kötü olaylar farklı. Biz nasıl aynı olalım? O yüzden eşini, arkadaşını, çocuğunu, anneni-babanı, kardeşini, komşunu bir dereceye kadar anlamaya çalışabilirsin ama değiştiremezsin. Hatta bazı insanların psikolojik sorunları varken... O halde neden kendimizi üzelim? Bunları yaşayarak öğrendim. Mesela kızımın odası ve gardırobu her zaman çok dağınıktı. Topluyorum bir gün sonra aynısı oluyordu. Konuşuyorum, sitem ediyorum ama değişmiyor. Sonra neden bunu takıyorum? dedim. Kendi odası. Zararı kendisine. Benim söylememle değil yaşayarak öğrenmesi daha önemli. Söylenmeyi bıraktım. Bu duruma takılmamaya çalıştım. Başardım da. Sonra zamanla arkadaşları gelmeden odasını toplamaya başladı. Yavaş yavaş düzene girdi. Girmeyebilirdi de.
Günlük hayatta sıklıkla markette, trafikte, apartmanda birilerine sinir olabiliyoruz. Bunları kafaya takmak, düzeltmeye çalışmak, eleştirmek çoğu zaman bir işe yaramıyor. O sırada yapabileceğimiz bir şey varsa tamam yapalım, söyleyelim. Ama savaşmaya gerek yok. Bunu takmadan hayatımıza devam etmek gerek. Çoğu zaman bunu uyguluyorum. Tabi ki başaramadığım zamanlar oluyor.
Psikolog kitabı anlatırken, "bırak ne düşünürlerse düşünsünler" den de bahsetti. Bunun bizim toplumumuzda uygulanması biraz zor. Bazı durumlarda benim için de uygulaması zor. Yıllar önce çalışma hayatımın ilk yıllarında dedikoduyu çok seven, boşboğaz bir kadının hakkımda bir dedikodu yaptığını tam 15-16 yıl sonra öğrendim. Açıkça bana bir iftira atmıştı. Hiç yapmadığım ve yapmayacağım bir şeyi ima etmiş. Diğer kişi de bu imadaki durumu yapmışım gibi bir kaç kişiye söylemiş. Hatta sonraki çalıştığım kuruma bile ulaşmış bu laf. Tabi beni iyi tanıyan ve buna inanmayan biri hafifçe ağzının payını vermiş. Ama ben bunu çok uzun zaman sonra öğrendim. Çok üzüldüm. Kim bilir kimlere söylemişti. İnsanlar hakkımda ne düşünmüştü? Telefon numarası bende yoktu. Zaten sadece bir yıl beraber çalışmıştık ve samimi de değildik. Önce "amaan ne düşünürse düşünsün" dedim. Ama dedikodumu yaptığı insanlar söylediğini doğru zannedebilirdi. Bırak yapsınlar teorisi burada bende işe yaramadı. İnstagramdan buldum kadının hesabını ve ona ağır bir mesaj attım. Gördü, cevap yazmadı. Sonra engelledim. İçim rahat etti mi evet etti. Bu bana ders olsun dedim, gözümle görmediğim veya birinci kişiden duymadığım, hele hele güvenmediğim kişilerin hiçbir söze inanmayacağım dedim. Çünkü benim başıma geleni ben başkasına yapmak istemem.
Pek çok konuda anlatacaklarım, deneyimim, bir fikrim hatta bilgim varsa da bunu çoğu zaman anlatmayı istemiyorum. Çünkü çoğu sohbet ego tatmini gibi oluyor günümüzde. Bırak öyle sansınlar diyorum.
Bazı insanlar "bu konuda sizin haberiniz olmayan çok şey biliyorum, ooo ben neler biliyorum neler" gizemini seviyor. Önemli hissediyor.. Bırak öyle hissetmeye devam etsin diyorum.
Bu gerçekten her şeyi kontrol etmeye çalışma sıkıntısını da bitiren bir şey. Fark ettikçe yapmaya çalışın bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder