Cuma, Şubat 06, 2015

Hatay Uzunçarşı

Aslında rotamız Antep'ti.. Ancak Antep'e gitmeden önce eniştemin işi dolayısıyla önce Kilis sonra da Hatay'a uğradık.  (Günü Hatay'da karartıp akşam Antep'teki otelimize döndük.)


Hatay M.Ö. 307'de Büyük İskender'in başkumandanı Antiganos tarafından kurulmuş. Kentin merkezi olan Antakya Habib-i Neccar dağı ile Asi Nehri arasında düz bir bölgede genişlemiş.
Hatay'a varır varmaz önce o meşhur mezeleri ile karnımız doyuralım dedik.

Merkezdeki Anadolu Restoran'da değişik mezeler ve kağıt kebabını tattık.
Mezelerimiz humus, zengin, ezme,zahter salatası,Hatay İçli Köftesi,közde patlıcan idi.

Buradan çıkıp Uzunçarşı'yı gezmeye gittik. Adını hep duyduğum bu çarşı beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.Çarşı sokakları ile mahallenin sokakları birbirine girmişti ve aslında hala Lonca sisteminden az da olsa kalan "her sokak başka bir zanaat" devam ettirilmeye çalışılıyor ama aralarda çok fazla giyim eşyası satan yerler, bakkallar, plastik eşya satanlarla adeta pazar yeri gibi olmuş. Kuyumcular daha düzenli ayrı bi sokakta idi.



Bu çarşıda Künefecilerden künefe yapımını görebilirsiniz. Kadayıf satın alabilirsiniz.
çarşıda fırınlar ve kasaplar hep yan yan ya da karşılıklı. Çünkü kasapta hazırlanan kebap fırında pişmeye gönderiliyor.


Bu çarşıdan tuzlu yoğurt, kırma yeşil zeytin, künefe peyniri, defne sabunu,nar ekşisi, nohut unu, kerebiç tatlısı kalıbı, baharat alabilirsiniz.
Hatay Ulu Cami'nin bahçesindeki portakal ağaçları..

bu kısa gezimizden neler aldık? sabun, nohut unu (humus yapmak için), sabun, kahvaltılık zahter karışımı. 


Pazartesi, Şubat 02, 2015

Fırın makarna

Eataly'den bu makarnayı alalı nerdeyse iki aya yakın oldu. Anca sıra geldi :-)
İtalyan makarnalarının doğduğu yer olan Gragnano bölgesine ait bu durum buğdayından yapılan makarnayı üzerinde verilen süreden daha uzun haşladığım halde yumuşamadı pek.

Biraz diri olarak küçük yuvarlak tepsime dik olarak dizdim.

Sonra soğan, sarmısak, kıyma ve domatesten yaptığım sulu sosu makarnanın içine gelecek şekilde küçük bir kaşıkla yaydım.

En sonda beşamel sos ve fırından çıkmadan iki dakika önce kaşar rendesi ...

Sonuç bu.. Lezzetli ama hafif diri bir fırın makarna oldu. Bu yöntemle başka malzemeler de kullanılabilir. Mantar, pırasa veya ıspanak gibi..

Çarşamba, Ocak 21, 2015

Zorba, Nikos Kazancakis

Etkileyici, yer yer iç açıcı yer yer ders verici bir roman..

Yıllardır duyduğumda "ah ben o kitabı da okuyacaktım" derdim içimden. İşte sırası gelmiş. Kitaplarımı değiş-tokuş ettiğim iki kardeşim ve birkaç arkadaşım vardır. Okuruz ve beğendiklerimizi hiç söylemeden götürür sonra ondakileri alırız. Zeynep bu gelişinde güzel ve okumayı istediğim iki kitap getirdi. Biri buydu.
Çok akıcı bir roman. Roman Girit'in bir kıyısında geçiyor ve oraya aşık oluyorsunuz.
Orada yaşamak istiyorsunuz. Tasvirler o kadar güzel.
Zorba bir derviş midir yoksa ermiş midir? bilemem ama gerçekten böyle biri var mı merak ettim..Olaylara yaklaşımının genel ahlak kuralları çerçevesinde değil, insan olma erdemiyle olması çok güzel. Ders verici dedim ya onun için.
Romanda beni rahatsız eden bir şey oldu onu da söylemeden geçemeyeceğim, kadınlardan bahsederken ki dili, bakış açısı. Tabi ki günümüzden 60-70 yıl önce öyleydi veya yazar öyle düşünen birini de anlatmış olabilir, bu kendi görüşü olmak zorunda değil. Ama hem kadınlar baş tacı, hayatın anlamı gibi anlatılıyor hem de kadın için iki şişe parfüm, bir kutu sabuna tav olan biraz eksik akıllı gibi tabirler kullanılmış. Yaşlı Madam'dan bahsederken her fırsatta çirkinliği veya yaşlılığına vurgu yapılıp "yaşlı domuz, kart Ortans" gibi kelimeler kullanılmıştı. Sanki daha farklı benzetmeler de yapılabilirdi. Ama diyorum ya yazar nasıl istemişse öyle yazar, ben de rahatsız olduğum şeyleri söyleme hakkına sahibim.
“Zorba sadece bir roman kahramanı mıdır yoksa etten kemikten, gerçekten yaşayan bir insan mıdır?” sorusu zaman zaman kafaları karıştırmıştır. Fakat Kazancakis'in Üsküp'te yaşayan kızıyla bir Alman televizyonuna verdiği röportajda anlaşılıyor ki, Zorba yaşamıştır ve Kazancakis'in hayatında da önemli bir yere sahiptir.
*Zorba çapkındır, Zorba ihtiyar bir bilgedir, Zorba cesurdur,i Zorba merhametlidir, Zorba dinsizdir ve Zorba bilgedir.
*Ama keşke bu kitabı okurken bende sıcak bir yaz günü deniz kenarında olsaydım diye geçirdim içimden. 
*Roman ilk kez İngilizce olarak yayınlanmış. Yıl 1952. Türkiye'de 1963'de yayınlanmış. İki kez filme çekilmiştir.
*Kazancakis 1883 doğumludur. Hukukçu, şair ve siyasetçidir. 1957'de Nobel ödülüne aday gösterilmiş, bu ödülü bir oy farkıyla Albert Camus'ya kaptırmıştır. Camus ise, ödülü aldıktan sonra, Kazancakis'in bu ödülü kendisinden yüzlerce kez daha fazla hak ettiğini söylemiştir.
*Kazancakis'in Girit'teki mezar taşında şunlar yazar: "hiç bir şey ummuyorum,hiç bir şeyden korkmuyorum, ben özgürüm..."

Salı, Ocak 20, 2015

seramik işler

Kızımla kırtasiyelerde satılan, pişme gereği olmayan seramik hamurundan aldık. Yaptığımız hamur işi kalıcı olsun istedik. Şekilleri yaptıktan sonra bir veya iki gece açıkta bekletin ve sonra isterseniz boyayın. Kolye ucu, duvar süsü yapılabilir. Boyaması da zevkli.

Cumartesi, Ocak 17, 2015

Biscotti nasıl yapılır?

Tabiki bu ilk denemem ama tadı güzel oldu. Yine her zamanki gibi bir kaç tarif birleştirdim..

Mazemeler; 2 bardak un, 150 gr erimiş tereyağı, 2 yumurta, iki kaşık ılık süt, bir paket kabartma tozu, bir tatlı kaşığı vanilya, bir tutam yuz,bir tatlı kaşığı tarçın, bir bardak şeker.. Bir çay bardağı çekirdeksiz üzüm, bir çay bardağı ince kıyılmış kayısı, birer çay bardağı irice ezilmiş badem ve fındık..
Önce sıvı sonra kuru malzemeleri karıştırıp yoğurdum. En son kuruyemişleri ekleyip tepsiye uzun ince bir diktörtgen halinde yerleştirdim.



Üzerine fırça ile süt sürüp 190 derece fırında 30 dk pişirdim. Çıkartıp 10 dk bekledim. Sonra en keskin bıçağımla birer cm ara ile dilimleyip tekrar fırına verdim. 170 derecede 10 dakika daha pişirdim..
Sonuç çok güzel oldu. Kapaklı bir kapta bir haftada tüketebilirsiniz..

Çarşamba, Ocak 07, 2015

avokado sosu yapılışı

çook lezzetli bir atıştırmalık. Sadece atıştırmalık değil meze de olabilir ya da dipsos .
Geçen akşam karnım acıktı. Akşam akşam ne yiyeyim de beni şişirmesin dedim ve bunu yaptım.

yapılışı şöyle 1 avokadonun içini iyice ezin. Çeyrek soğanı çok küçük (pirinç tanesi kadar) doğrayın. Yarım limon, bir talı kaşığı zeytinyağı,tuz ve karabiberle karıştırın. Sarımsak da eklenebilir.
Nefis bir şey oldu.
Sonra da ekmeğe mi sürersiniz cipsle mi yersiniz yoksa marul dilimiyle mi bilemem. Afiyet olsun..

Pazartesi, Aralık 29, 2014

Kader, Tim Parks

Kitabın giriş cümlesi ile başlamak istiyorum. Çünkü girişten itibaren etkiledi beni;
"İngiltere’ye döndükten üç ay kadar sonra, kitap halinde bir araya getirildiğinde saygın bir meslek hayatını bir şahesere dönüştürecek olan –itiraza katiyen yer bırakmayacak kadar kapsamlı ve nihai bir kitap yazmayı planlıyordum- malzemeyi toplamayı nihayet toparlamışken –tek can sıkıcı eksik, Andreotti’yle yapılacak röportajdı- tesadüf bu ya, Knightsbridge’de, Rembrandt Oteli’nin resepsiyonunda, bir bakıma hem bir alandaki başarılarımı hem de bir diğerindeki başarısızlıklarımı simgeleyen bir yerde durduğum sırada, oğlumun intihar ettiğini telefonla haber aldım.”

İtalya'da yaşayan bir İngiliz olan Tim Parks'ın bu romanı anladığım kadarıyla kendisinden de izler taşıyor.
Yukarıdaki girişten de anlaşıldığı gibi roman kahramanı tam da bir kitap yazmayı planlarken şizofren olan oğlunun intihar haberini alır. Karısına dair bütün sıkıntıları, tahammül edemedikleri daha doğrusu ilişkilerindeki açmazlar su yüzüne çıkarken bir yandan da oğlunun cenazesi için yola çıkarlar. 
Romanda pek diyalog olmaması, yazarın sık sık teknik değiştirerek iç konuşmaları, bilinç akışı vb.ile yazması okumayı zorlaştırıyor ama bir o kadar da zevk veriyor. Bazen satırlarca uzun cümleler var ama çevirmen o kadar güzel çevirmiş ve yazar o kadar güzel anlatmış ki anlamak için değil hoşuma gittiğinden bir -iki kez daha okudum
"Acımız dışında her şey bir muammadır."
Çev. Roza Hakmen, Kanat Kitap.

Pazar, Aralık 28, 2014

İstanbul Kahve Festivali

İstanbul Coffee Festival ilk kez düzenleniyor. 6 yıl kadar önce kahve adı altında Binbirdirek Sarnıcı'nda yapılan bir etkinliğe katılmıştım. Çok basitti. Bu üçüncü dalga denilen yeni nesil kahveciler yoktu tabi.
Neyse durumun bu günlere gelmesine en çok  sevinenlerden bir olarak Karaköy'deki Rum Okulunda düzenlenen festivale gittim. Sırf bu binayı görmeye bile gelinir. 1880'lerde açılmış ve şimdi öğrencisi olmadığı için kapalı olan bu okul binası böyle etkinlikler için kullanılıyor. (2012'de yine açılıp kapandı tekrar)

giriş ücretliydi. Hatta haftalar öncesinden biletixte satıştaydı. Ben kahvecandır.com dan kazandığım davetiye ile girdim. Canlı müzik, kahve ile alakalı resim ve fotoğraf sergileri, söyleşiler, kitaplar, sunumlar, küçük kurslar ve yarışmalar vardı. Bu güne kadar adını duyduğum-duymadığım pek çok 3.dalga kahveci ordaydı ve önündeki kuyrukta bekleyip kahvelerinden alıp içerek dolaştım. Bu da ne büyük zevk anlatamam.


kızım için de ilgi çekici şeyler vardı. Mesela lera frescanın dondurmasını ve Jacgueline'in malzeme kalitesi hemen belli olan kurabiyesini, orada yapılıp taze dağıtılan lokumu mideye indirirken hiç sesi çıkmadı.


beş katı gezerek ve inceleyerek çıktık. Kalabalıktı. 4 günde 14 bin kişi gelmiş. Yorumlara baktığımda çoğunluk bir dahaki sefere daha geniş bir mekanda olsun demiş. Aslında öyle ama burasının atmosferi de öyle güzel ve kahveye öyle yakıştı ki hep burda olsun isterim.



Yeni yıla ne kaldı?

Bu yıl yeni yıl için bu küçük hediyeleri hazırladım..örgü dikdörtgen parçaya üç düğme ve ilik yaptım. Üzerine de keçe süsler. Kış aylarında sıcak içecekler için..

Cuma, Aralık 12, 2014

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf

Kendine Ait Bir Oda Virginia Woolf'un okuduğum üçüncü kitabı. Sanırım en beğendiğim oldu. Diğerleri de güzeldi ancak burada kıvrak zekasını ve ince hatta çok ince espri anlayışını daha iyi görebildim.

Bu kitap feministlerin baş ucu kitaplarından biriymiş. Burada sorguladığı, irdelediği şey en düz ve basit cümle ile şu "neden bir erkek şair ve yazar olabiliyor da kadınlar olamıyor?"ama bunu yaşadığı çağa göre yorumluyor tabi. 1928'da yazmış bunları.
Eğer Shakespeare'nin kız kardeşi şair olsaydı başına neler gelirdi?
Toplumsal cinsiyet meselesi, ataerkil bir düzenin varlığı, eğitimdeki eşitsizlikler, kadınların tarihte yer alamayışı ya da kadınların tarihinin silikliği, edebiyatta erkek egemenliği vb. bunların üzerine düşündürüyor sizi.
"Sekiz çocuk doğurmuş bir kadın dünyanın gözünde yüz bin pound kazanmış bir avukattan daha mı değersizdi?"
"kadınlar erkekler gibi yazıp erkeklere benzerlerse, çok yazık olur; çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesi ile nasıl idare ederiz? eğitim, benzerlikler yerine farklılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?"
"İki cinsin birbirine kışkırtılması; üstünlük iddialarının ve zayıflığın bir tarafın üstüne yıkılması, insanlığın taraflara bölünmüş olduğu ve bir tarafın öbürünü yenmesi gerektiği gibi konular, kürsüye çıkıp başöğretmenin elinden süslü püslü bir kupa almanın çok önemli olduğu ortaokul aşamasına aittir."
"Kadınlar yüzyıllardır, erkek görüntüsünü gerçek boyutlarının iki katında gösterebilen enfes bir güce sahip büyülü bir ayna görevini yerine getirmişlerdir."

Bir kadının rahat rahat yazabilmesi için neye ihtiyacı vardır? Maddi güce, mevkiye? yoksa kendine ait bir odaya mı?
(Not: bu benim de en çok istediğim şeylerden biri, kendime ait bir oda.. Bir duvar kütüphanem olacak, onun önünde küçük bir yazı masası. Camın önünde iki kişilik rahat bir kanepe, önünde kahvemi koyabilmek için bir sehpa. Kitaplığın karşı duvarında hobi malzemelerimin olduğu raflar ve hobi masası..Boş kalan duvar resimlerimle dolu olacak.. Her bunaldığımda buraya girip oturmak bile yetecek bana.)