Cuma, Ağustos 31, 2012

İrish Coffee-Kremalı İrlanda Kahvesi























İrlanda viskisi ile hazırlanan nefis kremalı kave..
Kahve ile yapılan en güzel içeceklerden biri.
En güzel ve orjinal hali San Francisco'daki The Buena Vista Cefe'de-imiş. Günde 2000 tane yapılıyormuş. Şimdiki şef 30 yıldır bu kahveyi yapıyormuş...Heryıl Foynes kasabasında 18-20 Temmuz tarihlerinde irish coffee festivali düzenleniyormuş.












Joe Sheridan tarafından 1942'de fırtınalı bir uçuştan dönen üşümüş pilot ve yolcuları ısıtmak için yapılmış.(Foynes hava üssünde) -(Sheridan's kahve-krema likörune bu ad sonradan verilmiştir)
Yapılışını izlediğim kadarıyla sıcak su ile çalkalanan kulplu ve ayaklı özel bardaklara sıcak kahve dökülüp ikişer tane küp şeker atılıp hızlıca karıştırılıyor ve içine viski ekleniyor. Önceden çırpılmış kaliteli krema bardağın üzerine bir kaşık tutularak yavaşça aktarılıyor (kremanın üstte kalması için)...
http://www.youtube.com/watch?v=j-6DIdCjpIQ  yapılışını burdan izleyebilirsiniz.

Çarşamba, Ağustos 29, 2012

Pratik ve Sağlıklı Çocuk Yemekleri-2

Semiz Otu Yemeği
Malzemeler:
-1 kase semiz otu yaprakları
-yarım yemek kaşığı ince doğranmış soğan
-1 tatlı kaşığı bulgur ya da pirinç
-1 çay kaşığı irmik
-zeytinyağı
-tuz, karabiber
-istenirse yarım tatlı kaşığı salça (ya da 1 yemek kaşığı domates)



Bulgurlu Fasulyeli Dible Yemeği
malzemeler (1 öğün için)
-7-8 adet taze fasulye
-1 yemek kaşığı doğranmış soğan
-1 yemek kaşığı bulgur
-zeytinyağı,
-tuz ve karabiber
soğanı yağda hafif pembeleştirin, küçük doğranmış fasulyeyi ekleyin biraz kavurun daha sonra bulguru ve kaynamış suyu ilave edip kısık ateşte pişirin, dinlendirip fasulyenin iyice yumuşadığından emin olup bebeğinize yedirin.

Tavuk-patates-Arpa şehriye pilavı
Kısaca açıklaması:
tavuğu kapaklı küçük bir tencerede çok az su ve yağ damlatarak pişirdim. Yarı zamanında küçük doğranmış patatesleri ekledim beraber piştiler. Arpa şeriye pilavını da pirinç pilavından çok daha doyurucu ve besleyici bulduğum için yaptım. Bir küp et suyu da ekledim pişerken. Güzel bir öğün oldu bence. Parçacıklı gıdalara geçtiğinizde bebeğiniz için iyi bir alternatif. Ayrıca çatalı eline verin tavukla patatesi kendisi de yer.

Yeşil mercimekli makarna:
Makarnayı hemen her çocuk sever. Biraz daha besleyici olsun derseniz yeşil mercimekle deneyin. Pişimiş mercimeği az soğan ve domatesle kavurup makarnayı ekleyin. 
Besleyici Bebek Kahvaltısı:
Bu kahvaltı ek gıdaya başlandıktan 2-3 hafta sonra küçük miktarlar halinde verilmeye başlanabilir. Sizinle birlikte normal kahvaltı yapana kadar kullanabilirsiniz. Bebeğiniz güne iyi bir başlangıç yapar.
-haşlanmış yumurtanın sarısı
-1 tatlı kaşığı labne peyniri
-1 çay kaşığı tereyağı
-1 tatlı kaşığı doğal pekmez (şeker katılmamış)
-yarım ceviz(veya 2-3 badem-fındık), yarım dilim ekmek veya bebek etimeği, 1 tatlı kaşığı toz tahıl (yedi tahıl karışımı) bunları rondodan geçirin
-sonra tüm malzemeyi sıcak devam sütü veya kaynamış suda ezin.
(9-10 aydan sonra tüm yumurta az haşlanarak eklenebilir veya tereyağında az ısıda yavaş yavaş omlet gibi pişirilip verilebilir. Balı 1 yaşından önce koymayın. İnek sütünü de 1 yaşından önce kullanmayın. Labne yerine tuzsuz peynir konulabilir. İsteyen 1-2 tuzsuz zeytin ezip koyabilir. Ceviz 8-9 aylıktan sonra verilebilir.Tüm bunlar isteğinize ve bebeğinizin durumuna göre çeşitlendirilebilir)
-Eğer bebeğinizde kabızlık sorunu varsa 1 kuru kayısıyı biraz sütte bekletip rondodan geçiridğiniz karışıma ekleyebilirsiniz. Ya da tereyağı yerine tahin koyabilirsiniz.


Not: yukarıda kendimce tarifini verdiğim yemeklerin bazıları ek gıdaya yeni geçmiş bebekler için uygun olmayabilir. Ona bebeğinizin durumuna göre kendiniz karar verin. Bazıları da büyük çocuklar için bile uygun. 
Ayrıca; ben 1 yaşından beri (artık damak tadı gelişiyor diye) kızma yaptığım yemeklere az tuz ve karabiber koymaya başladım.
tavsiyelerinizi ve tariflerinizi beklerim...

Cumartesi, Ağustos 25, 2012

Perde Pilavı (2)

Daha önce perde pilavı paylaşımım olmuştu. Yeni yaptıklarım birer kişilik, bu yüzden hamuru ince olmalı ki yediğiniz sırf hamur olmasın.
Tarife iki sene önce eklediğim şu yazımdan ulaşabilirsiniz;

Pazartesi, Ağustos 20, 2012

Kafana Şapkadan Başka Bişey Takma !



Şapka çıkarmak, şapkayı alıp gitmek, şapkasız çıkmamak... Şapka bir giyim öğesi olarak eskisi kadar vazgeçilmez değilse de, özellikle hanımlar ve taşralılar arasında yaygınlığını koruyan bir kılık kıyafet tamamlayıcı. Elbette, ısıtma ya da soğutmanın şimdiki kadar kolay olmadığı tarihlerde şapka insan sağlığını koruyarak ömrü uzatırdı. Nitekim, balık baştan kokarsa insan da baştan üşüyor.
Şapka ; Eski Türkçede "Şemsi siperli sepuş" denir.

Milano Katolik Üniversitesi'nin insanbilimleri doçenti olan Giovanna Salvioni, şapkanın, takanın ruhuna işaret ettiğini belirtiyor: "Bir insana baktığımızda ilk fark ettiğimiz öğe: Kiminle işimiz olduğunu bir bakışta anlamamızı sağlıyor. Biçemin, beğenilerin ve tutkuların; bir gruba, takıma ve dine aidiyetin simgesi olabiliyor. Simgesel anlamlar bakımından varsıl bir giysi, kısacası zamanın modasından çok daha öte bir şey." (focus)
Bazı şapkalar bir meslek simgesi; aşçıların şapkası gibi, bazıları etnik, bazıları moda tasarımcısının elinden çıkımış bazı şapkalarsa askeri birliği, rütbeyi veya görevi simgeliyor.
Tarihte ilk şapka Çin'de (çoğu şeyde olduğu gibi) ortaya çıkmış. At idrarı ile yapıştırılmış deriden ibaret. Asurlular keçeden yapılmış silindir biçimli bereler takarmış, Romalıların geniş kenarlı petasosları varmış.
Avrupa'da ise efendiler ile halkı birbirinden ayıran en önemli kıyafet aksesuarı olmuştur.
İngiltere'de Ascot'ta yapılan at yarışlarına izleyici olarak katılanların kılık kıyafette uymaları gereken sıkı kurallar vardır.  Spor giyim yasak, jean ve şort yasak, erkekler bütün düğmeleri kapalı gömlek ve kravat giyecek, kadınların etek boyları ve elbiseleri belli kurallara bağlı. Bir de kadınlar arasında ilginç şapka yarışı vardır adeta ve geleneksel hale gelmiştir.

Ülkelerdeki Şapka Çeşitleri;
silindir şapka-İngiltere (Verdi'ninki ünlüdür)

Panama Şapka-Ekvador

borsalino şapka-İtalya (30'ların klasiği)
coppola-İtalya (sicilya mafyası ile bütünleşmiştir)
chola şapkası-Bolivya (kadınların şapkası)

payet- Fransa
bask-İspanya(İç savaş sırasında Franco karşıtları takar, Che ile bütünleşmiştir)
stetson-Amerika (tipik kovboy şapkası)

sombrero-Meksika (siesta yaparken ideal)

sidara-Hindistan (yukarı kast Hintliler için)
kalpak-Türkiye (Kurtuluş Savaşımızın simgesi)
tarbuş-Fas (fes yani)

Bir de dini anlamlar içeren şapkalar var. Musevilerin kippası gibi. Başın tepesini insan zekasının özünü koruduğunu düşündükleri için örtüyorlar.
Hıristiyanlıkta ise şapka kilise hiyeraşisini gösterirdi. Siyahlar rahiplere, kırmızılar kardinallere, beyaz yalnızca papaya aitti.

Çarşamba, Ağustos 15, 2012

Küçük Şeylerin Tanrısı- Arundhatı Roy


Bu romanı Zeynepciğim bir kaç yıldır söylüyordu bana. Nihayet aldım ve okudum. Çok beğendim ve çok etkilendim. Şiirsel tasvirler ve kara mizahın bolca kullanıldığı roman geçmişle günümüz arasında gidip geliyor. Romanın konusunu ve "kim kimdir"i anladıktan sonra çok akıcı gidiyor. Kitabın yarıdan sonrasını yüreğiniz burkularak okuyorsunuz. Konusundan çok az bahsedeceğim, büyüsü kaçmasın. Küçük Şeylerin Tanrısı, 1960'ların Hindistan'ında geçiyor. Zengin Hindu ailenin kızıyla toplumun en alt kesiminden bir işçinin yasak aşkının çarpıcı öyküsü. Genç kadının ayrıldığı kocasından olan biri kız biri erkek çift yumurta ikizleri Rahel ve Estha, öykünün tanıkları; romandaki nerdeyse tüm olaylar onların çevresinde olup bitiyor ve kızın gözünden anlatılıyor. Geriye dönüşlerle örülen roman, ürkünç bir sonla noktalanıyor.

Arundhati Roy'un ilk ve tek romanı 'Küçük Şeylerin Tanrısı' yayımlandığı dönem çok ses getirmiş ve 1997 yılında Booker Ödülü'ne değer görülmüş. Duyurmak ne söz, tam otuz üç dile çevrilen bu soluk kesici ilk roman eleştirmenlerden büyük övgüler almış, beş milyondan fazla satmış, gazeteler ve televizyon kanalları Roy'la söyleşi yapabilmek için kuyruğa girmişler.  Booker Ödülü'nün seçici kurul başkanı Profesör Gillian Beer, kitabın ödüle değer bulunmasını şöyle açıklamıştı: "Roy, olağanüstü bir dilsel yaratıcılıkla Güney Hindistan'ın tarihini bir kız çocuğunun gözünden gözler önüne seriyor. Küçük Şeylerin Tanrısı'nda anlatılan öykü, yerel olmakla kalmıyor, tüm insanlık için temel bir nitelik kazanıyor. Küçük Şeylerin Tanrısı, aşk ve ölümle ilgili bir roman, ama öyküsünü benzersiz bir durulukla anlatıyor..."

Arundhati Roy ; 1961'de Hindistan'ın güneyindeki Kerala eyaletinde doğdu. Annesi Süryani, babası Bengalli bir Hinduydu. Annesinin kurduğu özel bir okulda eğitim gördü. On altı yaşında gittiği Yeni Delhi'de bohem bir yaşam sürdü, teneke damlı bir kulübede yaşadı, geçimini boş şişeleri satarak sağladı. Daha sonra Delhi Mimarlık Okulu'na girdi ve orada ilk kocası mimar Gerard Da Cunha ile tanıştı. 1984'te ikinci kocası sinema yönetmeni Pradeep Kishen'le tanıştıktan sonra bazı filmlerde oynadı ve senaryolar yazdı. 1992'de yazmaya başladığı Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanını 1996'da tamamladı. Daha sonra, Hindistan'daki nükleer silâh denemelerine tepki olarak Düşgücünün Sonu adlı kitabını kaleme aldı. Hindistan hükümetinin hidroelektrik santralı projelerini şiddetle eleştiren yazıları Yaşamanın Bedeli adlı kitabında topladı. O günlerden bu yana küreselleşme, savaş ve sömürü karşıtı eylemlere önderlik ediyor. 2004'te. Son olarak, İstanbul'da toplanan Irak Dünya Mahkemesi'nin Vicdan Jürisi Başkanlığını üstlendi.
İngilizce aslından çeviren İlknur Özdemir, Yapı Kredi Yayınları, 10.baskı,2011.

Pazartesi, Ağustos 13, 2012

Kurtuluş'ta Bir Pastane; Üstün Palmie Pastanesi


Geçtiğimiz paskalyada bu pastanenin paskalya çöreğini yedim ve tadı da  adı da aklımda kaldı. Yediğim en güzel paskalya çöreğiydi. Geçenlerde tahinli çöreğinin de meşhur olduğunu duydum ve "ne duruyoruz" diyerek atladık arabaya gittik. Baruthane Caddesi üzerindeki bu pastane küçük ve mütevazi ama ne tatlar barındırıyor. Paskalya çöreği ve tahinli çöreğinin yanında likörlü çikolatası da meşhur. Paskalya çöreği nin yapımını Rum ustalardan öğrenmişler, mahlepli ve sakızlı.
Gerçekten lezzetli.
Böyle şeylerin meraklısıysanız, yolunuz düşerse bir uğrayın bakın tadına derim.

Salı, Temmuz 31, 2012

Domates Dolması


Yaz günleri için pratik bir tarifi sizlerle paylaşayım istedim.
Malzemeler:
-6 adet orta boy domates
-1 soğan
-8-10 adet mantar
-4 adet yeşil biber
-kaşar peyniri
-dereotu, maydonoz
-tuz, karabiber.
(içine tavuk eti veya kıyma da koyabilirsiniz)
Domatesleri üstten kapak gibi kesin ve içindeki çekirdekli sulu kısmı kaşıka oyun. Soğan, mantar ve biberi tavada tuz ve kararbiberle kavurun. İsterseniz domateslerin içinden çıkardığınız kısmı da ekleyin. Pişince dereotu ve maydonozu da ekleyin. Domateslerin içine doldurup üzerine kaşar peyniri dilimi koyun. Fırında 4-5 dakika tutun. Yeşilliklerle servis edin.
Afiyet olsun...

Cuma, Temmuz 27, 2012

Mısır Çarşısı ve Çevresi Gezmesi















Mısır Çarşısı Eminönü'nde Yeni Cami'nin arkasında Çiçek Pazarı'nın yanında 1660 yılında Turhan Sultan (Osmanlı'da 34 yıl yani en uzun süre Valide Sultanlık yapan kadın) tarafından yaptırılmış en eski çarşılardan biridir. (Yeni Çarşı ya da Valide Çarşısı da denilirmiş).

Bir rivayete göre Mısr'dan getirilien baharatlar -daha çok- satıldığı için bir başka rivayete göre de Mısır'dan alınan vergilerle inşa edildiği için Mısır Çarşısı denilmiştir. L şeklindeki yapının altı kapısı vardır. Çarşı’nın uzun ve kısa kollarının birleştiği alan “dua meydanı” diye anılır. Burada bir ezan köşkü bulunmaktadır. Lonca vaizi burada esnafa seslenerek dua edermiş.
Bizans zamanında da burada bir çarşı mevcutmuş. Mısır Çarşısı bunun kalıntıları üzerine yapılmış. Eskiden sadace baharat değil çeşitli ilaçlar da satılırmış. Şimdi ise aktarların dışında, kuyumcular ve hediyelik eşya satan dükkanlar da var.
Ana girişin üstünde en iyi geleneksel lokantalardan olan Pandeli vardır.(öğlenleri açık) Çarşı'nın Yeni Cami'ye bakan tarafında Çiçek ve tohumlarının ve hatta ev hayvanlarının satıldığı Çiçek Pazarı, batıya bakan tarafta da peynir ve manav dükkanları vardır.


Yeni Cami'nin ise ilginç bir yapım öyküsü var. Camiiyi yaptırmak isteyen Safiye Sultan'dır. Hatta inşasına başlayan da mimar Davut Ağa. Ancak mimar ölünce başka bir mimar devralır ancak bu defa da padişah III.Mehmet ölür ve camiye devam edilemez. Safiye Sultan'da ölünce aradan 50 yıl geçer ve Mısır Çarşısı'nı da inşa ettiren  Turhan Sultan yarım kalmış inşaatı tamamlatmaya karar verir. Böylece 1663'te cami tamamlanır. Yapıldığında deniz kıyısında ve bu kadar büyük olan bir yapının temelleri de sağlam olmalıydı bu nedenle büyükçe bir yükselti üzerine oturtulmuştur.

Türkçe'de yiyecek gelen hanlardan üçüne kapan denir. Bunlar Yağkapanı, Balkapanı ve Unkapanı'dır. Osmanlılının çeşitli yerlerinden gelen balların biriktiği Balkapanı Mısır Çarşısının arka çaprazında Hasırcılar Sokağında bulunur. Klasik kervansaray tipinde yapılmıştır.

Ortasında geniş bir avlu var. İlginç yanı mahzenidir. Buraya ortada duran küçük tek katlı yapıdan girilir. Mahzen 6.yüzyıldan kalma Bizans eseridir.  Daha da ilginç olan şey burası özel mülktür. Aslında restore edilse çok güzel bir tarihi yapı olacakken eşyaların yığıldığı çirkin depolar, eski duvar kalıntılarının üstüne betonların döküldüğü garip bir yer olarak kalmış.
Hasırcılar Caddesi benim gezmeyi çok sevdiğim bir yer. Ne ararsanız var.  Caddeye Mısır Çarşısı'nın yan kapısından çıkarsanız mis gibi Kuru Kahveci Mehmet Efendi'nin dükkanı karşılar sizi.






















Tahmis Sokakla kesişen yerdeki bu dükkan Mehmet Efendi'nin babası tarafından açılmış. Mehmet Efendi Süleymaniye Medresesi'ni (dönemin en iyi medreselerinden) bitirip 1871'de babasının işinin başına geçer. Ancak o babasının çiğ olarak sattığı kahve çekirdeklerini kavurup öğütür ve öyle satar. Bugün üçüncü kuşak işletmekte ve tüm dünyaya ürün satmaktadır. Yanından geçerken birkaç paket almadan dönmeyin derim.


























Sokakta ilerlerken en ilgimi çeken dükkanlardan biri Nüans (Fermo'da var ama o bu sokak da değil ileride aradan gidiliyor) çünkü burası pasta malzemeleri satıyor. Neyse bu sokakta lokumcular, çerezciler, doğumgünü ve parti süsleri satan dükkanlar, kantarcılar, bıçakçılar, hediyelik eşyacılar, hasırcılar vs...var. (buradaki kantarcılar Osmanlı'dan beri var ve ülkenin her yerinden buraya gelinirmiş)

Yorulunca bir bardak ayran içip pide yemek için ya da tatlıcılarda mola verebilirsiniz.


Salı, Temmuz 24, 2012

Pratik ve Sağlıklı Çocuk Yemekleri

Balık Yemeği
Bebek ve küçük çocuklar için yemek çeşidi üretmek zordur. Yemeğe başladığı ilk aylarda hazmı kolay ve gaz yapmayacak, alerjik olmayan gıdalarla başlar yavaş yavaş yeni gıdalar eklersiniz. Bir yaşına geldiğinde hemen hemen sizin yediğiniz herşeyi yiyebilir.















Bu tarif balığa yeni başlayacaklar için ideal. Ben somon kullanıyorum ama bence herhangi bir balıkla da olur.
Malzemeler; (bir öğün için)
-Bir yemek kaşığı büyüklüğünde (dilim somonun 1/5'i kadar) somon
-1 tatlı kaşığı pirinç
-1 çay kaşığı çok ince doğranmış kırmızı biber
-1 çay kaşığı ince doğranmış maydanoz
-1 çay kaşığı irmik
-yarım havuç
-1 çay bardağı sıcak su
-zeytinyağı, tuz, karabiber.
somonun varsa kılçığını ve derisinindeki pulları ayıklayıp zeytinyağında iki tarafını da birer dakika kızartın. Diğer malzemeleri, suyu, tuzu ve karabiberi  ekleyin. Pirinç ve havuç yumuşayana kadar kısık ateşte pişirin. Maydanozu altını kapatınca ekleyip kapağını kapatın.
(irmik besleyici ve suyun duru olmasını engelliyor, tuz ve karabiber de çok az eklenirse lezzeti arttırır)
Sebze Çorbası:
malzemeler;
-rendelenmiş yarım havuç
-2 yemek kaşığı pirinç
-ince kıyılmış 1 kırmızı tatlı biber
-yarım pırasa-ince kıyılmış
-isteğe göre 1 yaprak kıyılmış pazı
malzemeleri 2 bardak et veya tavuk suyu ile pişirin. 1 yumurta ve 2 kaşık yoğurt ile terbiyesini yapın. (tavuk veya et suyu kullanılmayabilir, İnce kıyılmış patates eklenebilir.)





 


Yeşil mercimekli tavuklu bulgur pilavı;
-1 fincan bulgur
-1 yemek kaşığı haşlanmış mercimek
-2 fincan tavuk suyu
-yarım fincan küçük parçalara ayrılmış tavuk eti
*soğan ve sarımsağı tereyağı-zeytinyağı karışımında pişirin 1 tatlı kaşığı salça ekleyin.Diğer malzemeleri karıştırın,tuz ekleyip kısık ateşte pişirin.
*bulgur çok besleyici ve faydalıdır. Barsakları çalıştırır.

Diğer tarif de arkadaşım Feray'dan. Onun da dünyalar güzeli kızı Masal için yaptığı çorba.

Terbiyeli İncik Çorbası:
-2 kaşık tereyağı
-2 tepeleme kaşık un
-3 kaşık yoğurt
-iki haşlanmış incik suyu ve eti
-1 yumurta
-tuz, karabiber ve nane
-ben bir kaşık pirinç ekledim bu tarife

İncikleri 2 bardak suda düdüklüde pişirdim. Etlerini ayıklayıp iyice kıydım. Tereyağında unu çevirip 2 bardak soğuk su ekledim tel çırpıcı ile iyiyce açtım. Yumurtayı yoğurt ile çırpıp ekledim. Et suyunu, pirinci, tuz ve azcık nane ile karabiberi ekledim. Pişerken ince kıyılmış eti de ekledim.. Harika oldu.







Bebek Yemekleri , Çocuk Yemekleri

İstanbul Hakkında (pek) Bilinmeyenler

-İstanbul'daki en eski cami Galata'daki Arap Camiidir. 1300 yıllık bu cami İstanbul'u işgal için gelen ve bir süre burada kalan araplar tarafından yapılmıştır. Osmanlı döneminde yapılan ilk cami ise Eyüp Sultan'dır. Yapım yılı 1458.
-İstanbul'da hatta Türkiye'de yapılmış ilk ulusal anıt ise şişli'deki Abide-i Hürriyettir. 31 Mart Vakasında ölen hürriyet şehitleri anısına yapılmıştır. Top namlusu şeklinde yapılmış abide mermerden bir kaidenin üstüne diklemesine oturtulmuştur.

-İstanbul'da araba ile (tabiki at ile çekilen arabalar) gezmek 1850'lere kadar (padişah ve ailesi dışında) sadece şeyhülislam ve sadrazama verilmiş bir ayrıcalıktı. 1900'lerde yavaş yavaş bu ulaşım aracını halk kullanmaya başlasa da kadınların ve gayrımüslimlerin binmesi pek hoş görülmezdi.
-Beyoğlu ilk kez 1856-57’de aydınlatıldı. O güne dek İstanbul geceleri kapkaraydı. Sadece belirli günlerde ve Ramazan gecelerinde bazı meydanlar ile önemli geçiş yerleri, katrana batırılmış bezlerin yakılmasıyla aydınlatılırdı. (Haldun Hürel, İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Açık)
-İstanbul’da ilk otomobil, 1895’te Basra mebusu Zehirzade Ahmet Paşa tarafından kullanıldı.
-İstanbul'un hatta Türkiye'nin uluslararası standartlardaki en büyük deniz feneri Şile'de bulunan deniz feneridir.
-İstanbul'daki ilk hapishane Ayvansaray'dki Anemas Zindanıdır.
-İstanbul'da ilk kahvehaneyi 1552 (veya 1554) yılında Tahtakale'de Halepli Hakem ile Suriyeli Şems açtı. Kente ilk kahve de 1551 yılında getirildi.
-İstanbul'da ilk trafik kazası, 1912 yılında, bugünkü Şişli Camii önünde oldu. İtalyan elçiliğinin şoförü, bir Arnavuta çarparak yaralamış kazayı yaptıktan sonra kaçmaya çalışmış ama Pangaltı'da arabasıyla giderken yakalanmıştır.
-İstanbul'da İlk Türkçe ezan, 30 Ocak 1932 tarihinde Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camiinde ikindi vakti okunmuştur.
-İstanbul'da ilk grev, Beyoğlu telgraf işçileri tarafından 1872 yılında yapılmıştır.
-İstanbul'daki en büyük ahşap yapı Büyükada`nın en yüksek mevkiinde bulunan Rum Yetimhanesidir.
İstanbul'un İlkleri, İstanbul Hakkında İlginç Bilgiler