Salı, Haziran 16, 2015

Alkali Beslenme

Bundan iki-üç ay kadar önce bu aralar kullanmakta olduğum instagramda Ayşegül Çoruhlu adında bir Biyokimyacı doktorun paylaşımlarını tesadüfen gördüm ve ilgimi çekince takip etmeye başladım. (Bu arada sosyal paylaşım sitelerinden bence en kullanışlı ve faydalı olanı instagram. Çünkü ilgi alanınıza göre yerli yabancı pek çok kişi ya da kurumu takip edip haberdar olabiliyorsunuz)
Neyse konuyu dağıtmayayım, daha önce sadece limonlu ve karbonatlı su içmekten ibaret olduğunu sandığım alkali beslenmenin aslında ne olduğunu yavaş yavaş anladım. Doktorun sanırım üç kitabı var ve ben ilk olarak bunu aldım;

Alkali Beslenme; Tokuz ama Açız.
Kitapta detaylı olarak "hangi besinleri ne zaman yersek vücudumuza ne gibi etkileri oluyor" detaylı olarak ve gayet bilimsel (bu nedenle de ikna edici) olarak anlatılmış. Ben bu güne kadar hiç diyet veya sağlık kitabı okumadım. Annem-babamın evinde Mehmet Öz'ün bir doktorla yazdığı üç ciltlik bol resimli açıklamalı bir kitap var, bir şeyi merak ettiğimde onu karıştırırdım o kadar. Ama Alkali beslenmeyi bilin başka bir kitaba ihtiyacınız yok.
Bu kitaptan çok şey öğrendim. Çok yerin altını çizdim ve tekrar dönüp okudum. Kendime çıkardığım dersler kısaca şöyle;
-yapabildiğim günler saat 17'den sonra bir şey yeme,
-çiğ sebze ağırlıklı beslen ve yapabildiğim günlerde sebze suyu iç,
-ceviz, badem, zeytinyağı, keten tohumu, çörek otu, avokado, mor sebze ve meyveleri hayatına daha çok sok,
-alkol ve kahveyi(kafeini)azalt (karaciğer faz 1'i yavaş çalışanlar-ki benim öyle)
-çıplak ayak çimlerde veya toprakta yürü,
-gece 23'ü geçirmeden uyu,
-şekeri ve beyaz unu mümkün olduğunca az tüket,
-suyunu da limon veya karbonatlı iç...
bunlar bile hayatınızda çok şey değiştirebilir.


Pazartesi, Haziran 01, 2015

Bir Taşım Keyif-Türk Kahvesinin 500 Yıllık Öyküsü

Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar Bölümü’nde Şubat ayında açılan sergiye nihayet canım Selen'in "artık sergi bitiyor, kaçırmayalım" demesi ile sonuna yetiştik. Sanırım iki haftası kaldı. İyi ki gelmişiz. 




Çok güzel bir sergiydi. Bu sergi Topkapı Sarayı ve Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırma Derneğinin ortak bir çalışması. Bu sergide sadece kahve kültürü değil sosyal hayata dair de çok şey bulduk. Bu arada, 2013 yılında Türk kahvesi ve kültürünün, UNESCO'nun somut olmayan ortak miras kültürüne dahil edildiğini öğrendim.

15 Haziran tarihinde bitecek sergi bu güne kadar bu konuda açılan en kapsamlı sergiymiş.
Kahve kavurma, öğütme, pişirme ve sunma eşyalarının yanısıra, sehpa örtüleri, kahve konulu minyatür ve resimler, takatukalar, kahve saklama kutuları, lüleler, ağızlıklar, buhurdanlar, tepsiler vb.oluşan yaklaşık 800 parçalık eser. 

Bazılarına içimiz gitti. Keşke benim olsa dediklerimiz çoktu :-)


Sevgilinin Geciken Ölümü, Murat Gülsoy

İlk kez Murat Gülsoy okuyorum. Adını hep duyardım ama bilirsiniz o kadar çok var ki okunacak yazar ve kitap bir türlü sıra gelmez. Sağolsun Zeynepcim bana nerdeyse her gelişinde okuduklarını getirir. Bu da onların arasındaydı. Görünce sevindim. Yazarın dili çok güzel. Hikaye de ilginç ama benden kaynaklanan sebeplerden kitabı bir kaç gün okuyamadım oysa sürükleyiciydi.
Kitabın adı aslında o kadar iyi anlatıyor ki okuyunca siz de göreceksiniz.
"''...her insan bir başkası için acı çekmek üzere yaratılmış bir başkasıdır. sevgilinin geciken ölümü, bu düşünce çevresinde aşk dediğimiz çoğul garipliğin zamanla, insanlarla ve ölümle ilişkisini sorgular"
Konu çok kısaca şöyle; Roman kahramanımız karısı trafik kazası geçiren ve evde ona bakım yapan biridir. Karısı bitkisel hayattadır çünkü. Yakınlarının tüm muhalafetine rağmen, "daha gençsin, bir bakıcı tut, hayatını devam ettir" demelerine rağmen kendini karısının bakımına adamıştır. Onun temizliği, evin hijyeni, sıvı mama ile beslenmesi, yatağın havalandırılması..hepsini Cem yapmaktadır. İşini bile (gazeteci) evden yürütür. Kitapta bol bol aşk, sevgi, sadakat, sorumluluk, suçluluk duygusu sorgulanmış. Roman ortadan sonra ilginçleşir.
Hani çok katmanlı romanlar vardır ya bu da öyle. Yazar bu kadar kısa bir romanı nasıl böyle katmanlı yapmış anlamak zor. Hem ön planda Cem ve bakmakta olduğu karısı Serap ve sorgulanan ilişkileri, hem Serap'ın yıllarca ortalarda görünmeyen, asker emeklisi, başkasından da çocukları olan babası hem de Cem'in ropörtaj yapacağı eski mahkum bir adam (adı neydi?
Cem'e ve Serap'a  üzüldüm, Aslı'nın mektubu kısmında sıkıldım(sayfalarca ve anlamsız geldi), Katil mi deli mi? belli olmayan adamın bölümü oldukça ilginçti. Sonu net bitmediği için de merakta kaldım..
Eşim normalde okuduğum ve okurken de orda burda bıraktığım kitapların çok azıyla ilgilenir, çok azı ilgisini çeker. Bu kitabın adı ilgisini çekmiş, almış gecenin bir yarısına kadar okumuş,hoşuna da gitmiş, "bana bir şey mi ima ediyorsun?"falan dedi :-)
Daha fazla ip ucu vermeyeyim ama güzeldi. Diğer kitaplarını da alıp okumak isterim.




Pazartesi, Mayıs 11, 2015

Eataly İstanbul'da Tortelini yapımı

İstanbul'da Zorlu Center'da bulunan iki katlı devasa alandaki Eataly ağırlıklı olarak İtalyan marka şarap, peynir, makarna,sos vb.ürünler satıyor. İçinde restoran ve cafeler de var. Selenle orada buluşup gezmiş daha sonra da pizza yiyip kahve içmiştik. Daha sonra makarna yapımı ile ilgili kısa atölye çalışmaları olduğunu öğrendik ve Selen bizi kaydetti. Bir cumartesi gittik. Farklı bir deneyim oldu. Makarna ustası Karla ile tortelini yapımını öğrendik.

Tortelini undan iri irmikten ince farklı bir tür un ile yapılıyor. Bu unu ülkemizde bulmak pek mümkün değilmiş. Hatta Eataly'de de yoktu.
İç malzemesi ise peynir ve kıyma karışımı. Hamur hazırlanmıştı.

Makarna açma makinesinde açtık, eşit kare parçalar halinde kestik. İçlerine aynı mantı gibi birer parça harçtan koyup ikiye katlayıp parmağımızın çevresinde dolayıp birleştirdik. Çok zevkliydi.

Yaptığımız tortelliniler hemen bir makineye konulup içindeki tüm nem buharlaştırılıp kurutuldu. Böylece bir süre saklanabilir hala getirildi. Birer paket de bize hediye edildi. Yaptıklarımızın tadına da baktık.
İçine sadece peynir veya sebze de koyabiliyorsunuz. Domates ya da krema soslu olabiliyor. Mantarlı ve tavuklu ya da lor ve ıspanaklı dolgulu da harika oluyormuş.
Biz "aa ayı mantıya benziyor" dediğimiz de de Karla "zaten herkes benzetiyor ama aynı değil" diye bizi uyardı. Gerçekten de yapım şekli biraz benziyor gibi ama tadı farklı.

Hatta yaparken şarkısını da söyledik. Nakaratı şöyle; Plin plin tortelliiin...

Kumarbaz, Dostoyevski


Dostoyevski'nin ne kadar büyük bir yazar olduğunu zaten biliyoruz. Onu övecek değilim ama her romanında bana biraz daha farklı yönlerini gösteriyor gibi geliyor. 
Dodtoyevski'nin hayatı dolu dolu ve çalkantılarla geçmiş. Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğuymuş. Babasının ölümünden çok vicdan azabı duymuş çünkü onun ölmesi için defalarca beddua etmiş. Siyasetle ilgilenmiş, ilk kitapları beğenilmemiş, bir komplo yüzünden tutuklanıp son anda ölüm cezasından kurtulmuş. Kumara bulaşmış, parasız kalmış, sara nöbetleri geçirmiş ve genç yaştaki kızının kaybıyla sarsılmış...Hayatı acılarla dolu. 
Dostoyevski bu romanda kendi hayatından kesitleri de kullanmış. Avrupa'da geçirdiği bir dönemde kumar tutkusu yüzünden oldukça zor zamanlar geçirmiş. Önce yüklü bir miktarda para kazanıyor, paranın çoğunu hasta eşine tedavi olması için yolluyor. Sonra çok para kaybedip çaresiz kalınca o parayı geri istiyor. 
Bu romanı o dönemlerden esinlenerek yazmış. Suç ve Ceza'dan sonra yayınevi ile anlaşması gereği yeni romanı yazıp vermezse diğer tüm romanlarının geliri üzerinde hak iddia edemeyecekti. Süre dolmak üzere iken yani 25 gün kala bu romanı yazmaya başlar. Kendisine tuttuğu genç ve yetenekli daktilocu kıza aşık olur ve daha sonra da onunla evlenir.

 Bundan sonraki Dostoyevski eserim Karamazov Kardeşler olacak. Onu epeydir merak ediyorum.

Cuma, Nisan 24, 2015

Kılıç Ali Paşa Camii, Tophane

Mimar Sinan'ın 1580 yılında Kılıç Ali Paşa için yaptığı bu muhteşem cami Tophane semtinde bulunuyor.
Acaba Tophane'ye nargile içmek için gidenlerden kaç kişinin dikkatini çekmiştir kaç kişinin haberi vardır böyle bir camiden bilemiyorum.

Ayasofya'nın küçük bir kopyasıdır adeta. (Sinan'ın neden Ayasofya'yı model aldığı bilinmiyor) Gerçekten de içi çok benziyor. Bir iddiaya göre Mimar Sinan'ın kendisi bizzat yapmamış kalfalarına yaptırmıştır. 2-3 yıl önce restorasyondaydı. İçini gezmek istemiştim ama olmamıştı. Bu kez cumartesi günü bomboş olduğu bir vakitte gittik. Dışarıdaki gürültüye inat içerisi serin ve sessizdi.



Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa III.Murat'tan cami yapmak için yer göstermesini ister. Padişah gülerek "madem ki Kaptanı- Deryasın o zaman denizin içine yap" der. Bunun üzerine şimdiki yeri taş, moloz ve toprak ile doldurularak cami inşa edilir. Aslında yapıldığı zaman denize sıfırmış ama zamanla bu doldurma işi belli ki daha da ileri gitmiş. Cami şimdi epey içerde kalmış.

Aslında 60 yıl önce yol yapım çalışması sırasında avlu biraz geri çekilmeseymiş çok daha geniş bir giriş avlusu olacaktı.
Denize bakan tarafta yer alan sekizgen planlı türbe Kılıç Ali Paşa'ya aittir. Aynı zamanda bahçesinde pek çok levendin mezarı bulunmaktadır. Hatta aşağıda fotoğrafı olan bu mezarlardan birinin denizciye ait olduğu çok belli zaten.

Cami içinde İznik çinileri ve nefis vitraylar vardır.

Hemen karşısında I.Mahmut'un yaptırdığı çeşme.

Ayrıca bir deniz savaşında Osmanlı askerlerine esir düşen ünlü yazar Cervantes'in de bu caminin inşasında çalıştığı söylenir. Daha sonradan inşaatta çalışan esirlerin listesi incelenmiş ve adı görülmüştür. (Madrid'de bir asilzadeyi yaralayan Cervantes'in sürgün ve sağ eli kesilme cezası almamak için kaçıp orduya yazıldığı rivayet edilir. O sırada Haçlılar ile Osmanlı arasında İnebahtı Savaşı yapılır. Ne acıdır ki bu savaşa katılan Cervantes sol kolundan olur ve dört yıl sonra başka bir olayda da Osmanlı'ya esir düşer. -Arkadaşları ona El Manço Lepanto” (İnebahtı Çolağı) lâkabı takmıştır.Camide duvar işçiliğinde çalışır. İnşaat bitince de özgürlüğüne kavuşur.)

PG Art Gallery, Dictionarium, Kemal Tufan sergisi

İnstagramdan bu galerinin çalışmalarını takip ediyordum. Kemal Tufan'ın kalem şeklindeki heykellerinden oluşan sergisi çok ilgimi çekti ve kızımla kendime bir gezi planı yapıp bunu da dahil ettim.
Taksim'den gidecek olursanız Galatasaray'dan aşağı iniyor ve Boğazkesen caddesinden devam ediyorsunuz. Solda kalıyor. (Bu arada karşı çaprazında nefis bir simit fırını var. Onu da es geçmeyin.)
Bu cadde ilginç bir cadde. Hem yeni tasarım dükkanları hem de eski mahalle kahvesi veya bakkalı bir arada. Yakın gelecekte popüler olacağı belli. Yeri çok merkezi.
Benim anladığım, sanatçı kalemi bilinen yazma işlevinin yanı sıra zamanı kayıt altına alma aracı olarak da düşünmüş ve bununla bağlantılı olarak kalemi kitap, gözlük, ağaç, görüntü, işaret dili vb. ile birlikte kullanmış.


üstteki heykelde el figürleri var. Bunlar işaret diline göre yapılmış el figürleri.

fotoğraftan anlaşılmıyor ama bu ağaç kütüğünün içinde küçük ekranlar ve uzayıp giden yollar var.
Düşünce çok güzel. Kalemin içinden geçenler gibi, kalemin tükenmez zihni gibi.. Daha çok şey çağrıştırıyor. Fotoğraftan da anlaşıldığı üzre kızım bu heykellere bayıldı. Hepsi ayrı ayrı çok ilgisini çekti. 
Hepsinin üzerine saatlerce konuşulabilir.
Fikir çok hoşumuza gitti. Emeğine sağlık Kemal Tufan'ın.

Kalem imgesini salt bir yazı yazma enstrümanı olmanın ötesinde, kişisel ve toplumsal belleğin kayıtlarına yönelik bir gösterge olarak kullanan Tufan, bu kalemlerin yüzeylerine kör ve sağır-dilsiz alfabeleriyle yazılmış anlatımlar inşa etmiş. Kayda alınamayan sözlü kültürün ve yazılı olmayan işaret dillerinin belleğimizin arka katmanlarında kapladığı yerin, üç boyutlu bir sunumunu meydana getiriyor.(http://www.pgartgallery.com/)

Pazar, Nisan 19, 2015

Çocukla gezmek isteyenlere öneriler

Akıl vermek olarak algılanmasın, zira bundan pek hoşlanmam. Çocukla gezmek için epeyce mücadele etmiş biri olarak tecrübeli sayılırım. İstedim ki burada fikirlerimi paylaşayım, başkaları da deneyimlerini yazsın ve biraz yardımcı olabilirsek ne mutlu..

Ülkemiz ve özellikle İstanbul'un pek çok yeri çocuğunuz ile gezmek için uygun değil. Bu bazen yol ve kaldırımların durumundan bazen trafikten ve kullandığınız toplu taşıma araçlarından, bazen gittiğiniz restoranlarda çocuk için seçenek olmamasından kaynaklanıyor. Benim temel düşüncem 4 yaşını üç ay önce doldurmuş kızımla gidebileceğim her yere gitmek. İstanbul'da ayak basmadığı pek az yer kaldı. Şehir dışında da Bodrum, Ankara, Antep ve Hatay'ı gördü. İlk birbuçuk sene ben de hiçbir yere gidemedim onunla ama baktım ki hem ben sıkılıyorum hem de o gezerek görerek büyüsün istiyorum. Yoksa anneme de bırakır gezerim..
Bence bunlara dikkat edersek işimiz kolaylaşır.
1. Seyahatinize uygun hafif bir çocuk arabası edinin. Çok kapsamlı ve ağır olmasın. Biz hala düz yerlerde baston puset kullanıyoruz. Çocuğun da benimle 5-6 kilometre yürümesini istemem. (Sultanahmet, Moda, İstiklal Caddesi, Emirgan, Bebek, Fenerbahçe, Kadıköy'ün bazı yerleri, Karaköy çocuk arabasına uygun ama Galata, Eyüp, Ortaköy, Süleymaniye'den aşağı, Cihangir vb.uygun değil çünkü kaldırımlar dar, bozuk veya merdivenli.
2. Kullanışlı bir sırt çantanız olsun. Fazla eşya almayın, hafif ve az yer kaplayacak giysiler alın yanınıza. Şapka, yağmurluk vb.mevsime göre konulabilir.
3. Su ve yolda atıştırmalık muz,ceviz, krep vb çok kurtarıcı oluyor. Bir de küçük bir kapaklı kap alın, bazen bir yerde yediği şeyi bitiremiyor yanınıza almak en iyisi oluyor.
4. Sıkılınca onu oyalayacak kitap, boya kalemi, hamur, minik oyuncak çok gerekli.
5.Günlük gezi de olsa rotanızı planlayın. Baston puseti yanınıza alıp almayacağınıza karar verin ve en kestirme yolları kafanızda oluşturun. Mesela dün ben kızımla otobüsle Taksim'e gittim. Tarlabaşı'nda inip Odakule'den İstiklal'e döndük ve Galatasaray' dan aşağı indik o cadde boyunca hem gitmek istediğim cafe hem göreceğim sanat galerisi hem de müze mevcuttu. Yolun en sonunda küçük bir park molası verdik tramvaya binip geri döndük. Yolda onun da ilgisini çeken şeylere baktık. Tarihi caminin halılarında koşturmak hoşuna gitti, galeriye bayıldı. Onu da sıkmadan kısa bir güzergahta iki saatte yapacağımızı yaptık.Sık sık küçük molacıklar verdik, kitapçı gezdik, simit yedik vb.
Bir iki sıkıntıda hemen pes etmeyin zaman tanıyın çok çabuk alışıyorlar.
Şimdi yeni rotalar belirliyorum.

Perşembe, Nisan 16, 2015

Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck

Bu kitabı okuduğumu sanıyordum. Çok uzun zaman önce okudum ama hatırlamıyorum diye düşünüyordum. Ama okumaya başladıktan sonra hiç bir şey hatırlamadığı fark ettim ve utandım açıkçası. Böyle önemli, bir kitabı daha önce okumalıydım dedim.

Aslında uzun bir hikaye kitabı gibi. Kısa roman.
İki gezgin çiftlik işçisinin Kaliforniya'da bir çiftlikte yaşadıkları trajik bir öykü bu. George ve Lennie. George zeki ve çevik, Lennie ise çok iri yarı, güçlü ama biraz algılama özürlüdür. İkisinin de günün birinde küçük bir toprak edinip orada kendi bahçelerinde çalışma hayalleri vardır. Lennie'nin hayali ise okşayabileceği yumuşak tavşanlardır.
İlk defa 1937'de yayınlanmış. Olaylar çok çabuk gelişiyor. Uzun uzun tasvirler yok. Anlatım gayet sade. Ben genelde Oda yayın evinin çevirilerini beğenmem ama bu kitabınki iyiydi. Okurken rahatsız etmedi.
Steinbeck kendisi de bir zamanlar gezgin çiftlik işçisiymiş.
"Ben kendim de bayağı uzun bir süre göçmen işçiydim. Öykünün geçtiği yerlerde çalıştım. Karakterler bir yere kadar, çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie ise gerçek biriydi. Şu anda Kaliforniya'daki bir akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, bir ustabaşını öldürdü. Kızgındı, çünkü patron arkadaşını işten çıkarmıştı, Lennie de dirgeni karnına saplayıverdi. Bunu arka arkaya defalarca yapışını izlediğimi anlatmaktan nefret ediyorum. Onu, çok geç olmadan durdurmayı başaramadık."
John Steinbeck'in New York Times'da çıkan röportajından. (1937)

Salı, Nisan 14, 2015

keçe telefon kılıfı

keçe ile uğraşmak çok zevkli. Ondan pek çok şey yapılabilir. Telefon kılıfı ve gözlük kılıfı da bunlardan biri. Kumaşla, boncukla, pulla veya renkli iplerle süslemek de çok zevkli.

Telefon kılıfının alt katını kalın keçe üst katını orta incelikte keçe kullandım. Çünkü üst katına başka kumaş veya keçelerden eklemeler yaptım. Daha da kalın ve kaba durmasın diye zemini orta incelikte bir keçe kullandım. İstediğiniz deseni çalışabilirsiniz.