Salı, Mart 19, 2013

Muhteşem Gatsby, F.Scott Fitzgerald

Çevirisinin dağınıklığına rağmen güzel bir kitap...Ben Bilge Kültür Sanat yayınlarındaki Can Yücel çevirisini okudum. Başka yayınevlerinden başka çevirileri de var ama inanın alıp bir daha okuyacağım. Çünkü bu öyle ilginç bir çeviri ki müthiş dikkat dağıtıyor. Bir defa Amerikan kültüründe olmayacak kelimeler eklenmiş.Çevirirken çok serbest davranmış.Cicim. nazlı yar, sırma kaftanlı sultan, eyyam-ı bahur gibi kelimeleri sıkça kullanmış. 160 sayfalık kitabı iki günde bitirebilecekken bu nedenle dört günde okudum.spor-supor, özenliydi-özentiliydi, tren-tiren, bisküvi-biskui, magazin-mağazin, iki yerde jordon yazılan isim daha sonra jordan olarak yazılmış. Başta farklı kişiler zannediyorsunuz...

"...Çağdaş Amerikan yazarlarından F. Scott Fitzgerald'ın yetkin bir biçem ustası olduğu bilinir. Onun The Great Gatsby adlı başyapıtı da Can Yücel ve Filiz Of1uoğlu tarafindan çevrilmiş. C. Yücel istediği yerde cümleleri bölmüş, kavramları yerlileştirmiş, bu nedenle Fitzgerald'in şiirsel biçemi aktarılamamıştır, aksine boğulmuştur. F. Ofluoğlu'nun çevirisinde cümle bölümlemeleri iyi yapılmamış, görüntü olarak kaba göndergeler yapılmıştır.
Ofluoğlu'nun çevirisinde, Fitzgerald'ın şiirsel anlatımı, ezgisel söylemi, özgün görüntüleri tümüyle zayıflamıştır...." Çeviride Kayıplar Sorunu, Prof.Dr.Mehmet Demirezen..


Neyse kitaba dönelim; Bu güne kadar sinemaya üç kez uyarlanmış bu kitabın üçüncü uyarlaması bu yakınlarda gösterime girecek hatta Cannes Film Festivali'nde gösterilecek.Hatta ve hatta filmde hikayeyi anlatan rolündeki yani Nick Carraway'i oynayan Tobey Maguire'yi çook beğenirim(Örümcek Adam olduğundan değil, çünkü hiç izlemedim)...O'nun için izleyeceğim :-) Ama eski filmi de izleyeceğim..
 
Bu son filmin fragmanlarını izledim roman ile kıyaslanamayacak türde sahneler olduğunu gördüm.
Bir listede yüzyılın romanları arasında olduğunu görmüştüm. Evet kitap güzel ama bence yüzyılın 100 romanı arasında olamaz.1.Dünya Savaşı sonrası Amerika'da geçen romanda arka planda ekonomik ve ahlaki durum da veriliyor.Hikaye güzel.

F. Scott Fitzgerald (1896-1940) Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'nin de yazarı olan Fitzgerald, 1920 yılında Cennetin Bu Yanı adlı romanıyla adını duyurmaya başladı. Romanlarıyla kazancı artmaya başladı ve eğlence hayatına kendisini kaptırdı ve sağlığı bozuldu. Zamanla şöhretini kaybeden Fitzgerald, ruhsal bunalım içinde ve hayata küskün olarak Hollywood'da hayata veda etti.

Bilge Kültür Sanat Yayınları


Cuma, Mart 15, 2013

Kinyas ve Kayra, Hakan Günday


“Hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar.”

Eveeeet, iyi ki bu kitabı Az'ı okumadan almışım, iyi ki Az'ı okuduktan sonra boşveeer diyip bunu bir kenara atmamışım. Duymuştum Hakan Günday'ın ilk ve en sevilen kitabı diye, biraz da o yüzden okumak için kendimi zorladım. Bir yazar için en iyi kitabının ilk kitabı olması üzücü olabilir mi acaba ? diye düşünmeden de edemedim.
Neyse, genç yaşında bu kitabı yazmaya başlamış olduğunu biliyorum, o halde soruyorum, o ne gözlem, o ne kurgu ve o ne hayalgücü?

Ara ara bazı satırları uzun bulup atlamak istediysem de (yani 530 değil de 480 sayfada bitebilirmiş :-)güzel bir kitap. Ancak kitabın başından itibaren Kayra ile Kinyas'tan birini diğerinin yarattığını, çift kişilik ya da hayal ürünü falan zannettim. Öyle değildi tabi ama ben kitabın sonunda "bak ben demiştim"demeyi istedim ama olmadı. Neyse dili, benzetmeleri, tanımlamaları çok zengin. Ben de böyle anlatımları seviyorum. Düz, sadece olay aktarımını sevmiyorum.
"Rene sahildeki herkese, oturdukları evi satmış bir emlakçı olarak, konuşmanın kendi dışında gelişmesine daha fazla dayanamadı ve kullanacağı kelimelerden bir oksijen tüpü hazırlayıp daldı."syf.382
gibi...
Romanın iki kahramanı var ve olaylar ikisinin ağzından ayrı ayrı anlatılıp ilerliyor. Çoğu yerde merak ediyorsunuz şimdi ne olacak?diye..Şiddet bolca var. İlk 100 sayfası yavaş gitti ama sonra güzeldi. İçinde bulunulan durumu bazen öyle güzel anlatmış ki şaşırdım.
Son yüz sayfaya girerken birden ağlamama şaşırmadım,böyle sahneler beni hep duygulandırır (sahneyi söylemeyeceğim)ama genelde pek duygulanacağınız türden bir roman değil.
Bazı yerleri bana Murat Uyurkulak'ın Tol romanını çağrıştırdı. Aslında benzemiyor, sadece yarattığı his bakımından.
Doğan Kitap

Pazar, Mart 10, 2013

silüet resmi yapmak





silüet resmi yapmak ister misiniz?Çok kolay;profilden çektiğiniz bir fotoğrafı sınırlarından kesin, siyah boya ile boyayıp beyaz veya istediğiniz renkte bir zemine yapıştırın. Ben yuvarlak bir çerçeveye takmayı düşünüyorum.


Cumartesi, Mart 09, 2013

tchibo cafissimo kahve makinası

kahve merakınız varsa ve o ünlü markaların 1500 liradan başlayan espresso veya filtre kahve makinelerini gördüyseniz cafissimo sizi yatıştırmaya yeter. Ben Tchibo'yu beğeniyorum. Her hafta değişen temasını fırsat buldukça inceliyorum. 60 küsür yıldır kahve üretimi yapan ve bugün dünyanın en büyük kahve üreticilerinden olan Tchibo'nun  bazı kahve çeşitleri de çok güzel. Önceden frenc pres çektirip evde yaparım ama eşim cafissimo kahve makinesini aldığından beri kapsül kahvelerini mutlaka evde bulunduruyorum. Makineyi geçen yıl sanırım 190 liraya aldık, üstelik süt köpürtmeniz için basınçlı buhar kolu da var. Ben çok memnunum, arada bir farklı kapsülleri alıyorum.






















Çok param olduğunda kendime profesyonel bir makine alıcam, şöyle çekirdeği kendi öğütenden. Ama alana kadar favorim budur..

Cuma, Mart 08, 2013

Romantika Cafe, Fenerbahçe

Acıbadem'de oturduğum yıllarda nerdeyse on günde bir gittiğim, bazen elimizde termos ve simit-peynirle bazen sadece yürüyüş bahanesiyle her metresini adımladığım Fenerbahçe parkını çok severim. Parka gelirken Kalamış Fener Caddesindeki Dilek Pastanesine uğrayarak dereotlu küçük çöreklerinden, portakallı, incirli ya da bademli kurabiyelerinden bir kutu alıp burada çayınızla yemek de güzel bir alternatif..


Hava güzelse beyaz çitlerle çevrili küçük çay bahçelerinde çay içer bademli kek yerdik.  Parkın içindeki Romantika Cafe ise ayrı güzelliktedir.
 İster kış bahçesi denilen camekanlı 1970'lerden kalma haliyle beyaz demir sandalye ve mermer masalarıyla korunmuş yerde ister deniz kenarındaki masalarında oturun huzur arayanlar için idealdir.


Türk kahvesinin 7 lira olduğu bu mekanda sanki biraz kalite bozulmuş da olsa kafa dinlemeye gelebilirsiniz.
 

Çarşamba, Mart 06, 2013

Max Frisch, Homo Faber


Selen'in tavsiyesiyle hemen alıp (arada başka kitaplar okuduğum için bir süre beklettiğim) çarçabuk okuyup bitirdiğim bu kitabın adının daha önceleri şöyle uzaktan kulağıma çalındığını hatırlıyorum.

Homo Faber okuduğunuz için mutlu olacağınız bir kitap.
Roman kahramanı Walter Faber mühendistir. Tamamen teknik ve teknolojik yaşayan ve öyle düşünen bir adamdır.
 Zaten homo faber alet yapan insan anlamına gelir. Faber, güneşin batışını izlemek yerine kameraya çekmeyi yeğler .Traş makinesi ve ikidebir sözünü ettiği Hermes Baby daktilosu olmadan adım atmaz. Saatin ya da arabanın markasını sürekli zikreder. Duygusuzdur aslında, insanlarla yakınlaşmayı pek sevmez, kadere veya tesadüfe değil istatistiklere inanır.



Ama o kader ona öyle bir oyun eder kiiiii. Bindiği uçakta tesadüfen yanına oturan başta hoşlaşmadığı ama uçağın iki motoru durduğu için çöle yaptıkları zorunlu iniş neticesinde yakın arkadaşının kardeşi olduğunu öğrendiği Herbert ile arkadaş olması ile kader ağlarını örmeye başlaaaar...Daha fazla bahsetmeyeyim, biraz sürpriz olmalı ki tadı kaçmasın. (İlk 60-70 sayfası biraz sıkıcı geldi onu belirteyim.)
Faber o kadar teknik kafalıdır ki yaşadığı anın keyfini çıkaramaz. Belki bir daha göremeyeceği Kızılderili dansını izlemek yerine Landrover'i kontrol etmeyi tercih eder mesela. Duygularından bahsetmez, çok etkileyici bir şeyi iki laf arasında öylesine söyler sinir olursunuz...
Kitapta İngilizce konuşmalar veya çok az Fransızca kelimeler çevrilmeyip Türkçesi dipnot olarak verilmiş.
Roman yazarının öldüğü yıl yani 1991'de Voyager adı ile filme çekilmiştir.


Max Frisch 1911 Zurih doğumlu. Mimarlık okumuş.
Homo Faber'i Sezer Duru çevirmiş.

Pazar, Mart 03, 2013

farklı fikirler

Aşağıdaki kaseleri çok beğendim.Renkli iplerim var, yaprak jelatin alıp denemeyi düşünüyorum.

Bu sepeti kınnap ipi ile yaptım. Hobi malzemesi veya benzeri şeyler satan yerlerden bulabilirsiniz. Tığ ile sık iğne denilen şekilde ördüm. İstenen modelde örülebilir. Sofraya gelecek çatal-kaşığı veya yedekleri koymak için ideal.

Aşağıdaki yolluğa ne dersiniz. Ben bayıldım. Yatak odası için örmeye başladım bile. Renkleri aynen yapıcam. Kalın ip gerekiyor. Bende sadece en açık renkten var. Diğerlerini alacağım. Artık yapımı ne kadar sürer bilmem. Bitince yine buradan paylaşırım.






Pazar, Şubat 24, 2013

Annemin mutfağından

Çoğu insan gibi ben de annemin yemeklerini çok severim. Aslında annemin yemeğini yiyen herkes beğenir. Şanslıyım yani. Hem yöresel hem modern yemekleri güzel yapar. Yeni tarifleri sever, kendine göre uyarlar.
Geçen gün beraber Sivas İçliköftesi yaptık. Daha doğrusu herşeyi annem yaptı, ben bir kısmını doldurmaya yardım ettim. 

içine kavrulmuş soğan, parça et veya kıyma, küçücük kıyılmış patates ve tuz-karabiber koyuyorsunuz. İsteğe göre maydanoz, pul biber ve kimyon da olur. Dışına yani hamur kısmına ince bulgur, tuz, az un ve 1 yumurta akı. Bulguru tuz ile sıcak suda bekletip şişirin henüz sıcakken un ve yumurta akı ile yoğurun. İçini doldurun. Kaynar tuzlu suda haşlayıp üzerine kızdırılmış tereyağı dökün. Afiyetle yiyin. Gerçekten çok güzeldi. 

Çarşamba, Şubat 20, 2013

Hakan Günday-Az

İlk defa bir kitap hakkında ne yazacağımı düşünmeden yazdım başlığı.Durmuş bakıyorum. Aklımda bir sürü şey ama ne diyeceğimi bilmiyorum. Bir an önce bitsin diye düşündüğüm bir kitaptı.Bir an önce mide burkulmalarım geçsin, bunu unutayım başka şeyler okuyayım istedim.
Aslında ben Kinyas ve Kayra'yı almıştım önce. Ama onu okuyamadan kitap grubumuzun isteği ile bu kitabı öne aldım.
Öncelikle Hakan Günday'ın anlatımını çok beğendim. Bence gerçekten Türk Edebiyatı için çok önemli bir yazar. Dili farklı. Çok değişik benzetmeleri, karşıtlıkları mizahi öğelerle kullanmış.
"Bir sokağın ağzında durup, caddeye saçılan salyalardan en yakınındakine sordu:.."(syf. 309)
"Görmekten bıktığı yüzlerden uzakta oturup, görmekten bıktığı bir yüzü görebilecek kadar sarhoş olmaya gelmişti." (syf. 285)

Kitapta çok şey var. Çok çok şey var. Çok rastlantı var, yok artık dedirtecek kadar (ki bence bunu bilerek yapmış). Çok küfür var (ki bence bunu da bilerek yapmış, zaten doğal olan bu diye. Ama ben bazı yerlerde olmasaymış da olurmuş diye düşündüm).Çocuk tacizi-tecavuzü, çocuk yaşta gelin, mafya, uyuşturucu, sado-mazoşizm, porno, hacı-hoca takımı, hapis, cinayet,yetiştirme yurdu, fakirlik, cahillik, umursamazlık, çok az aşk ve iyilik... Hayatın içinden o kadar çok şey var ki. Hepsini bir arada bulmak belki de geriyor insanı. Daha 60. sayfaya gelmeden kitabı attım bir köşeye ertesi güne kadar öyle durdu. Gerçekten devam edip etmemeye karar veremedim. Sonra "gerçekte bir sürü insan yaşıyor bunları, sen sadece okuyorsun, niye kaçıyorsun, bari oku" dedim kendi kendime. Ama romanın çoğu yerinde ağlamadıysam eğer bu aynı anda duyduğum öfkedendir..
Aklıma takılan şeyler de var tabi;
-neden Derda adı hem kızın hem oğlanın adı (^ işaretli olan kız)
-neden kapak resminde erkeklerin yüzlerinde kadın yüzü var?onlar Derda'lar olabilir mi?
-neden Nevzat Çelik'e ithaf?(bunu biliyorum, yazarın ilk kitabının yayınlanmasına onay verdiği için)
-neden başlarda herşey çok gerçekçi giderken birden  Tutunamayanlar'dan sonra elle yazılan nakil kısmı ve  Derdaların birbirlerine yazdıkları mektuplar falan gerçek üstü olmaya başlıyor?
-neden eninde sonunda kötülerin hepsi allahından buluyor?
-neden Oğuz Atay?
 Neyse az çok anlaşılmıştır. Bu tür kitaplarla ilgilenenler okumalı derim...Hakan Günday'ın kitap kapakları pek hoşuma gitmiyor ama :-)
Hakan Günday; 1976 doğumlu, Mütercim Tercümanlık bölümünü yarıda bırakıp Siyasal okumuş. Kinyas ve Kayra, Zargana, Piç, Malafa, Azil ve Ziyan diğer romanları.

Pazar, Şubat 10, 2013

Çavdar Tarlasında Çocuklar, J.D.Salinger

İşte muhteşem bir kitap daha. Salinger'in 1951'de yazdığı bu ilk romanı daha önce Gönülçelen adıyla da dilimize çevrilmiş hatta Teoman'ın Gönülçelen şarkısına da ilham kaynağı olmuş.
http://www.teoman.com.tr/roportajlar.php

Bir kitap dergisinde gördüğüm, hemen not defterime yazdığım bir kitaptı bu. Yayınlandığında çok ses getirmiş, yazarını popülerleştirmiş hatta yazar münzevi bir hayat sürmek istediği için bundan epeyce rahatsız olmuş.
Modern zamanların başyapıtı kabul edilen bu eser müstehcen bulunup Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklanmış ama yine de en çok okunan roman olmuş.
Holden Caulfield 17 yaşındadır. New York'lu burjuva bir ailenin oğludur. Okuduğu okuldan atılmasıyla (ki bu üçüncü okul)  başlayan ve sancılı büyüme süreci onun ağzından anlatılır.
 burada kitapta adı geçen bir şarkıyı dinleyebilirsiniz; https://www.youtube.com/watch?v=QyMKVLBqse4&feature=youtube_gdata_player


Dört günde yaşadıkları vardır romanda. Sık sık kardeşlerinden bahseder, küçük kız kardeşi Phoebe o kadar tatlı ve masumdur ki ona hiç kızmaz. Roman, adını bir şarkıda geçen çavdar tarlasından alır. Phoebe abisine "sen ne olmak istiyorsun?"diye sorunca Holden o tarlada oynayan çocukları hayal eder ve uçurumun kenarına gelenleri yakalayıp kurtarır. Kardeşine "çavdar tarlasında oynayan çocukları uçurumdan kurtaran kişi olmak istediğini"söyler. İnsanların ikiyüzlülüklerine, kendini beğenmişliklerine, onu umursamaz tavırlarına öyle kızar ki çocukların masumiyeti ona kendini iyi hissettirir.
 "...Ayrılığın üzüntülü ya da kötü olması umurumda değil, ama bir yerden ayrıldım mı, oradan ayrıldığımı bilmeliyim. Bilmezseniz, daha çok koyar insana.."
"... Ama o müzedeki en iyi şey, her şeyin yerli yerinde kalmasıydı. Hiç kimse kıpırdamazdı yerinden. Oraya yüz bin kez gidebilirdiniz, o Eskimo hala daha yeni iki balık tutmuş olur, kuşlar hala güneye uçar, geyikler o narin bacakları üstünde o pınardan su içer ve göğüsleri görünen o Kızılderili kadın battaniyesini dokurdu. Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. Çok büyümüş olmanız filan değil demek istediğim. Tam olarak o değil yani. Yalnızca değişmiş olurdunuz. Bu kez sırtınızda bir palto olurdu. Ya da, son gelişinizde sıradaki eşiniz kızıl çıkarırdı ve yeni bir eşiniz olurdu.Diyeceğim, değişik bir şey olurdu sizde; demek istediğim şeyi anlatamıyorum.”
Kitabın giriş cümlesi bir web sitesi tarafından en iyi ve en ironik giriş cümleleri sıralamasında birinci en iyi kapanış cümleleri sıralamasında 15. olmuş.
Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. :-)
Salinger, 1919 New York doğumlu.
Çeviren;Coşkun Yerli