Perşembe, Mart 11, 2010

Kariye "Rönesans'ın Işığı"

6.yüzyıldan günümüze gelen kilise. Edirnekapı'da bulunuyor. Aslında manastır varmış önceleri burada ama sadece bu kilise kalmış. Minare ve mihrap Osmanlılar zamanında eklenmiş. Bu müzeyi sadece mozaikleri için de olsa görmelisiniz. Etkilenmemek mümkün değil.
Ben ilk gidişimde (her zaman olduğu gibi öncesinde biraz araştırma yapıp) mozaiklerde anlatılan tasvirleri öğrenip gitmiştim. O zaman daha anlamlı geliyor mozaik ve freskler.

 Dışarıdan çok sade görünen binanın içi çok canlı ve çok güzel. Bizans dönemi mozaiklerine en iyi örnekler bunlar. Zaten bu kilisenin bir önemi de, Bizans sanatının, kilisenin katı dogmacılığından kurtulup, doğalcı yaklaşımına dönüşüne bir belge olmasıdır.
Hristiyanlar arasında daha okuma yazmanın yaygın olmadığı cahiliye döneminde yapılmış, din ve Hz. İsa'nın yaşayışı, içindeki mozaikler sayesinde halka anlatılmış, böylece dinin ögrenilmesi sağlanmış.
Aşağıda fotoğrafı bulunan "diriliş" adı verilen freskte İsa güçlü ışığı ile ölüler diyarına iner, ayaklarının dibinde elleri ve ayakları bağlanmış şeytan yatar. Sağ eli ile Adem'i sol eli ile Havva'yı tutar ve çekerek mezarlarından çıkarır.

Alttaki freskte ise ortadaki madalyonda Meryem ve çocuk İsa, etrafındaki 12 dilimde de melekler bulunuyor.

Kariye için "duvardaki kutsal kitap" da denirmiş. Çünkü İncil ve Tevrat'tan pek çok sahne aktarılmış.

 
Ölümden sonrasının anlatıldığı aşağıdaki freskte İsa tahtına oturmuş ve sağı ile cenneti gösteriyor. Sağında Meryem ve altı havari bulunuyor.

Bir de duvarlarda, beyaz, gri, pembe ve sarı renkteki mermer levhaların damarları, birbirine öyle ustaca bir şekilde denk getirilip eklenmiş ki her birinde bir figür çıkmış ortaya. Özellikle ağaç motifleri  çok farkediliyor.
Müzenin "Apsis" denilen duvarında bulunan mermer plakada milyonlarca yıl önce yaşamış bir deniz canlısının fosili bulunuyor. Mermerde fosil oluşumu çok ender görülür.

Müzedeki diğer ilginç şey ise giriş kapısı altındaki dört yapraklı yonca biçiminde düzenlenen mermerdir.
1511'de camiye dönüştürülmüş ve tahmin edebileceğiniz gibi tüm mozaik ve fresklerin üstü sıva ile kapanmış. 1948'de Amerikan Bizans Enstitüsü'nün başlattığı çalışmalar ile mozaik ve freskler ortaya çıkarılmış. 1948’den bu yana da “Kariye Müzesi” olarak hizmet vermektedir. 
Müzenin tam karşısında, her yıl üç çeşit çiçek açtığı söylenen 'kısmet ağacı'nın altında çay içmeden dönmeyin. Hazır gitmişken buradaki restore edilmiş eski evleri de görün derim.

Çarşamba, Mart 10, 2010

Boğaz köprüsünün hikayesini biliyor musunuz?

İstanbul Boğazı üzerine yapılan ilk köprü olmasından dolayı birinci köprü de denilen Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile birlikte iki kıtayı birbirine bağlar.1970'de yapımına başlanan köprü, 30 Ekim 1973 tarihinde  Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 50. yıldönümü şerefine devlet töreniyle hizmete açılır.
 Köprünün ayakları Avrupa Yakası'nda Ortaköy, Anadolu Yakası'nda Beylerbeyi semtlerindedir.
Mayıs 1971’de Ortaköy çelik kulelerinin montajına başlandı. Beylerbeyi kulelerinin montajına ise Temmuz 1971’de başlandı. 1972’nin Ocak ayında her iki çelik kule de yükseldi.



Kuleler tamamlanınca Ortaköy’den Beylerbeyi’ne kadar denizin yüzeyine, birbirine paralel 2 adet kılavuz halat serildi ve bunlar kulelerden aynı anda çekilerek, ilk birleşim saglandı (Ocak 1972).






Aralık 1972’de ilk tabliye köprüye gerilen çelik halatlara, salıncak sistemiyle monte edilmeye başlandı.

26 Mart 1973’de son tabliye de montajlandı. Ardından 60 adet tabliye birbirine kaynaklandı. Böylece, ilk kez yürüyerek Asya’dan Avrupa’ya geçildi.


Nisan 1973’de kauçuk alaşımlı çift kat asfaltın dökümüne başlandı. 1 Haziran 1973’de asfalt döküm işlemi tamamlandı.
30 Ekim 1973-Açılıs Günü Hazırlıkları; Mobil seref Tribünü Araçları gidiyorlar .


30 Ekim 1973: Tören Alanı-yayaların yürüyüşü başladı.

Köprünün açıldığı gün halk o kadar yoğun bir ilgi gösterir ki, onbinlerce kişi aynı anda köprünün üzerinde her iki yakaya doğru karşılıklı yürümeye başlar. Açılış şerefine araç yolundan da yayalara yürüme izni verilince, köprünün üzerinde yaya adımlarının çokluğu ve bu yoğunluğun homojen olarak köprünün tüm yüzeyine yayılması sonunda rezonans artışı had safhaya girerek, köprü salıncak gibi sallanmaya başlayınca daha ilk günden köprümüz çökmesin korkusuyla, derhal yaya geçişine son verildiğini gazeteler günlerce yazar...(Gerçekten de lastik tekerlekli araçların geçişleri yerine onbinlerce adımın aynı anda zemine yaptığı darbesel etki, lastik tekerlekten çok daha fazla tehlikeye yol açar, salınım artmaya başlayınca da bunun durması oldukça zordur)... Hatta gazetelerde şu örnek verilir: “Köprüden arka arkaya tanklar geçse o derece risk oluşturmaz ama, bir tabur asker uygun adımla köprüyü geçmeye çalışırsa, bu daha büyük tehlikedir.”







Assos gezisi


Assos, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde bağlıdır. Burada M.Ö. 1000’li yıllardan bu yana, kesintisiz olarak, yaklaşık 3 bin yıldır yerleşim vardır. Koloni şehri olarak kurulmuştur.

Assos, ünlü filozof Aristo’nun burada evlenmesine neden olacak güzellikte saklı bir cennettir.

Limandaki, artık pansiyon olarak kullanılan taş yapıların çoğu eskiden meşe palamudu depolarıymış. Bu binalar orjinalliği bozulmadan restore edilmiş.
Ben Assos'a iki defa gittim. İki gidişimde de mevsim kıştı. Dolayısıyla yazın nasıl olduğunu bilmem.(denizinin çok temiz ve serin olduğunu duydum) Ama ben soğuk havalardaki halini çok sevdim. Kaldığımız pansiyon hemen limandaydı ve alt katında sürekli yanan bir şömine vardı. Üşüdükçe bu şöminenin önünde kahve içip ısınmak çok zevkliydi. Ayrıca kahvaltıda ekmeklerimiz bu şömineden alınan közlerde ısıtılıyordu.

Assos'ta yavaş yavaş akşam olurken limandaki lokantalar ve pansiyonlar ışıklarını açınca çok hoş görüntüler ortaya çıkıyor. 

Assos’ta binlerce yıl önce hem denize hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropolün en yüksek yerine (236 metre) Athena Tapınağı kurulmuş.Yunan mitolojisinde Zeus’un kızı, bilgeliğin sembolü Athena, el sanatlarının ve zanaatın koruyucusu olarak da biliniyor. Malesef tapınağın kabartmalarının çoğu Paris ve  Boston, bir kısmı da İstanbul Arkeoloji müzelerindedir.  Buraya çıkarken önce Behramkale Köyünün içinden geçmeniz gerekir. Köy de tapınak da, uzun bir akşamüstü yürüyüşünün ardından bence güneşin batışını seyretmek için ideal bir yer.

Köyde bir dükkanın önünde asılı duran nazarlıklar.


Assos'a eğer Altınoluk tarafından gidecek olursanız yol üzerinde aşağıdaki gibi manzaralar da görebilirsiniz.


Her yıl Eylül ayında düzenlenen Assos Festivali, Athena Tapınağı'nın bulunduğu alanda gerçekleşiyor.
Assos'un tarihi, Assos'ta ne yapılır, Assos'ta gezilecek yerler

Salı, Mart 09, 2010

Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Ankara'ya gitmek söz konusu olunca aklıma ilk gelen yer Anadolu Medeniyetleri Müzesi olur.
Burası Ankara'da açılan ilk müzedir. Atatürk'ün bir "Eti Müzesi " kurulması fikrinden yola çıkılarak ,Kültür Müdürü tarafından 1921 yılında kalenin Akkale olarak isimlendirilen burcunda kurulmuştur.
1997'de Avrupa'da yılın müzesi seçilmiştir.


Kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu Arkeolojisi, Paleolitik Çağdan başlıyarak günümüze kadar kronolojik bir sırayla sergilenmektedir.
Müzenin bir de satış bölümü var. Benim en çok ilgimi çeken bölümlerden biri. Çeşitli yayınlar ve sergilenen bazı eserlerin hediyelik kopyaları satılıyor.







Müzede bulunan Frigya dönemine ait kireçtaşından yapılmış Ana Tanrıça Kibele heykeli (boy: 126 cm.)
(Aşağıdaki fotoğrafı çekebilmek için çok uğraştım. Müzenin ışıklandırmasından dolayı netlemek epey zorladı beni.)


Hitit savaş arabası
Fırtına tanrısının arabasını çeken ikiz boğalar (Şeri ve Hurri) Aynı zamanda tanrılara içki sunmak için yapılan (içi boş sırtında delik var) törensel içki kaplarıdır.


http://www.anadolumedeniyetlerimuzesi.gov.tr/
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Gözcü Sokak No:2  06240 Hisar / Ankara

Kahve hakkında...


  • Kahve, Yengeç ve Oğlak dönencesi arasında tropikal iklim bölgelerinde ağırlıklı olarak yetişir. Toprak, aldığı su, güneşlenme zamanı, nem kahvenin tadını ve aromasını değiştirmektedir. Eğer kahve yanardağın eteğinde yetiştiriliyorsa kül kokar, muz ağaçlarının gölgesinde yetişiyorsa daha aromatik bir tadı olur.

  • Brezilya kahve üretiminde dünya birincisidir. Onu Vietnam ve Kolombiya takip eder.

  • 8. yüzyılda Habeşistan'da yaşayan Khaldi adındaki bir çoban koyunlarının bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından çok hareketlendiklerini görmüş ve kendisi de bu meyveyi denemiştir. Tadını ve verdiği hissi sevince çevresindekilere de söylemiş ve kahve bugünlere kadar gelmiş.

  • ÇEŞİTLERİ
  • Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşidi.
  • Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya'ya özgü bir kahve türü.
  • Mırra - Şanlıurfa'ya özgü, birkaç kez farklı kaplarda demlenerek hazırlanan acı koyu kahve.
  • Cappuccino – Espresso ve su buharı ile köpük haline getirilmiş süt eklenen kahve .
  • Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
  • Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi.
  • Ethiopian – Şarabımsı buruk tadı olan Etiyopya kahvesi.
  • Latte – Espresso’ya az köpürtülmüş sütün eklendiği kahve.
  • Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve.
  • Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeker eklenmesiyle yapılan kahve.
  • Sumatran – Düşük asit dengesine sahip Endonezya kahvesi.
  • Supremo – Kolombiya'da en kaliteli kahve kategorisine verilen ad'dır.
  • Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana usulü kahve.


Türk kahvesi bakır cezvede, taze kahve ile ağır ağır pişer. Soğuk su ve mümkünse az şeker (hatta hiç) kullanılır.Her kişi için ayrı ayrı yapılırsa daha iyi olur. Yani bir defada 5 fincan yapmayınız. :-))
Üç taşım kaynatılır. Her seferinde bir miktar fincana boşaltılır. Höpürdetilerek afiyetle içilir. Yanına bence çifte kavrulmuş lokum, bitter çikolata, likör veya kuru üzüm çok iyi gider. Ardından da bir bardak su.
  • Türk Kahvesinin tortusu, fincanın dibinde kalır, buna telve ismi verilir. Bu da fal geleneğinin doğmasının nedenidir. Avrupa’ya kahveyi Türklerin getirdiğini bilmeyen yoktur sanırım. Onlarda da kahveyi 15. yüzyılın sonlarında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Yemen’den almışlar ve sonrasında İstanbul’da ilk kahvehaneleri açmışlar. Türklerin kahve geleneğinin başlangıcı bu…
  • Türk Kahvesini ilk kez kavurup öğüterek Türk toplumuna sunan Kurukahveci Mehmet Efendi'dir. Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları 1871'de kuruldu. O zamanlarda Türk Kahvesi kahvaltıdan sonra içilirmiş, bu durum kahvaltı kelimesinin nereden geldiğini bize çok iyi açıklıyor: Kahve + altı: Kahvaltı.
  • Türk Kahvesi, Türk kültürünün önemli bir parçasıdır. Boşuna "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" dememiş atalarımız.

Pazartesi, Mart 08, 2010

Pankek (Pancake) yapalım









Sık sık pankek yapıyorum.  Daha çok kahvaltıda. Üzerine krem peynir, reçel ya da krem çikolata sürüp yiyoruz. Farklı tariflerde miktarlar farklı olabiliyor. Benim defalarca deneyip en iyi diyebileceğim tarifi veriyorum:
Gerekli malzemeler:
-3 yumurta
-1 bardak süt(veya krema)
-1 yemek kaşığı erimiş tereyağı(krema kullanırsanız tereyağı koymayın)
-1 yemek kaşığı şeker
-1 çay kaşığı tuz
-yarım paket kabartma tozu
-Un (krep kıvamından biraz daha koyu olacak kadar)
Kabartma tozu hariç malzemeleri karıştırıp çırpın. 10-15 dakika(vaktiniz varsa) karışımı buzdolabında bekletip kabartma tozunu da ekleyin. Hafif yağlanmış ısıtılmış teflon tavaya küçük bir kepçe ile yavaşça dökün. Üstü kabarcıklanıp pişmeye başlayınca çevirin.
*Malzemeler en az 1 saat oda ısısında beklemeli.
*İsterseniz (zamanınız varsa) yumurtaların sarı ve beyazını ayrı çırpın. Beyazı köpük olana kadar çırpın karışıma en son ekleyin.
*Bu karışıma arzunuza ve kullanacağınız yere göre çikolata parçaları, dereotu veya peynir vb.ekleyebilirsiniz.
*Ayrıca elma püresi ya da marmelat sürüp krema ile veya dondurma ile de servis yapabilirsiniz.
Afiyet olsun..

Ayrıca piyasada bu iş için kullanabileceğiniz aşağıdaki gibi tavalar da bulabilirsiniz.
pankek nasıl yapılır? Pankek tarifi, en kolay pankek

Cumartesi, Mart 06, 2010

Panama Kanalı nasıl çalışır biliyor musunuz?

Panama Kanalı bildiğiniz gibi Büyük Okyanus ve Atlas Okyanusunu bir birine bağlar. Fakat bu iki okyanusun kıyısının yükseklikleri farklıdır. Kanalın yapımı, tarihin en büyük ve en zor mühendislik projelerinden bir olmuştur.
Panama’da bir kanal inşa etme girişimi Fransızların öncülüğünde 1880′de başlamış fakat bir sonuç vermemiştir. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914′te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarı humma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.
Bugün New York’tan San Francisco’ya giden bir geminin, Panama kanalını kullanarak 9.500 km yol yapması, Horn Burnu’nun dolaşılmasını zorunlu kılan eski günlerdeki 22.500 km yola oranla büyük bir kolaylıktır.
Panama Kanalı’ndan her yıl 14.000′den fazla gemi geçmektedir. Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.
Gemilerin rahatça bu kestirme yoldan geçebilmeleri için yapılan havuz sistemini ve işleyişini aşağıdaki linklere tıklayarak izleyebilirsiniz..

http://www.pancanal.com/eng/general/howitworks/como-tour1.html


http://www.pancanal.com/eng/general/howitworks/como-funcion1.html

Çarşamba, Mart 03, 2010

Şirince Gezisi

Kuşadası tatilimiz sırasında bir günümüzü ayırıp Şirince'ye gittik. Efes harabeleriyle ünlü Selçuk ilçesinin 8 km. doğusunda üzüm bağları, şeftali bahçeleri ve zeytinliklerle çevrili bir yamaçta yer alan Şirince’nin evleri meşhur. Bunlar 19.yüzyıldan kalma çoğu restore edilmiş  Rum evleri.

Efes Kenti'nin zor yaşam koşullarından kaçan bir grup Rum, dağa çıkarak keşfetmiş bu gizli cenneti.
Güzelliğini saklayabilmek için, ismine " Çirkince " demişler...Farklı kültür ve inançtan insanlar asırlarca burada, iç içe; dostluk ve sevgiyle yaşadılar. Cumhuriyetin ilk yıllarında burayı ziyaret eden, dönemin İzmir Valisi Kâzım Dirik Paşa Çirkince’nin adını Şirince yapar. Dirik Paşa’nın “Böyle güzel bir yer Çirkince olamaz; olsa olsa Şirince olur.” der. 

Şirince'de dikkatimi ilk çeken şey Arnavut kaldırımları ile kuş ve çiçek motifli küçük taş evleri oldu.
Sokak sokak gezdik, yukarıdaki eski kiliseye kadar çıktık. Size de uzun bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim. Bir de mutlaka güleryüzlü köy halkının ellerinden çıkan meyve şaraplarını tadın ve bir kaç tane alın. Buradan ayrılmadan meyve sabunlarını da görmelisiniz. Zeytinyağlı yemeklerinden de tatmalısınız.

Türkiye'nin En Güzel Küçük Otelleri kitabının yazarı Sevan Nişanyan'ın Nişanyan evleri burada. Şirinceye tepeden bakıyor. Sade ve abartıdan uzak bir dekorasyona sahip bu evlerde bence kendinizi evinizde hissetmeniz amaçlanmış. Kalmasanız da bizim yaptığımız gibi en azından gidip Şirince'ye karşı bir kahve için Nişanyan evlerinde.
Aziz Nesin'in oğlu Ali Nesin'in kurduğu Matematik köyü de Şirince'de.

Benden Selâm Söyle Anadolu’ya isimli romanın, Çirkince’de yaşamış Yunanlı yazarı Dido Sotiriyu’nun ballandırarak anlattığı incirden başka Osmanlılar’ın önemli ihraç maddelerinden biri olan tütün de Çirkince’nin pek tanınan ürünlerindenmiş bir zamanlar. 
Aşağıda Sotiriyu bir çekim sırasında Şirince'de


"Şu yeryüzünde cennet diye bir şey varsa bizim Kırkıca (Şirince'nin eski adlarından biri) o cennetin bir parçası olsa gerekti. Ormanlarla kaplı dağlı bir bölgede kuruluydu köy...Köylünün kemerini altınla dolduran incir! Sadece Aydın ilinde değil, bütün Doğu’da, Avrupa ve Amerika’da bile ün salmıştı incirlerimiz. Derisi var mı, yok mu anlayamazdınız, öylesine inceydi; Anadolu’nun o canım güneşiyle ballanmışlardı.”(Benden Selam Söyle Anadolu'ya kitabından bir bölüm.syf.12-13)
Şirince'de ne yapılır, Şirince rehberi, Şirince'yi gezelim

İstanbul'un Semt Adları Nereden Geliyor?

Aksaray: İstanbul'un fethinden sonra İç Anadolu'da Aksaray'da yaşayan halkın bir kısmı İstanbul'a getirtilir. (Burada Türk nüfusu arttırmak için). HAlk buraya geldiği yerin adını verir.
Bebek: Fatih'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması.(yüzünün bebek gibi olmasından dolayı)
Beşiktaş: Semt ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan alır.
Beyoğlu: Semtin adı 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor.
Bakırköy: Bizanslıların "Makri Hori" dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince "makriköy" adını aldı. 1925 te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle Bakırköy adını aldı.
Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.
Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.
Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki mandıralar nedeniyle türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.
Okmeydanı: İstanbul Fetihten önce askerler ok atış talimlerini burada kurulan alanda yaparlarmış.Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
Şaşkınbakkal: Henüz pek yerleşimin olmadığı dönemlerde bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin eski surların altında yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.
Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yani paylaştırdıkları yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.
Unkapanı: Bazı toptan satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunurdu ve bunlara Kapan adı verildi. Un kapanı, yağ kapanı vb.
Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.
Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi "Emin" lere aitti. Semt adını burada bulunan "Gümrük Eminliği"nden alıyor.
Horhor: Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altında su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın bakın"hor hor" su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor adıyla anılır.
Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor.
Aşıyan: İsmini Şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsçada kuş yuvası anlamına gelen 'aşıyan' adlı evinden alıyor.
Çatladıkapı: Bizans surlarının Sidera adı verilen bir kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başlandı.
Veliefendi (Çırpıcı çayırı): Hipodrom bir zamanlar şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi ile anılıyor.
Üsküdar: Farsça "Konak" anlamına gelir. Eskiden Anadolu'ya İran'a Arabistan'a gidip gelen kervanlar burada konaklardı.

Cumalıkızık Gezisi

Cumalıkızık Uludağ'ın güneyinde bulunan bir köy. Civardaki köylerin cuma namazı için toplandığı yer olmasından dolayı köye bu adın verildiği söylenir.


Yaklaşık 600 yıllık bir köy olduğuna göre Osmanlı'nın kuruluşu ile yaşıt diyebiliriz.

Sakin ve huzurlu havası beni çok etkiledi. Tarihi evler çok güzel korunmuş. Bugünlerde çok ziyaretçi çekiyor ve tarihi filmlerde sık sık kullanılıyor.(örnek: Kurtuluş Savaşı'nı anlatan Kurtuluş dizisi ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatan Kuruluş dizisi.)

Bazı evlerin arasında araç giremeyecek kadar çok dar sokaklar var. Fotoğraf meraklıları için çok uygun görüntüler var.
Köy meydanında bulunan Cumalıkızık Etnografya Müzesi'ni gezerseniz köylülerin günlük hayatta kullandığı ama artık çoğu bugün kullanılmayan eşyaları görme fırsatı bulursunuz.
Köyde, Haziran ayında "Ahududu Şenliği" yapılmaktadır.
Köyde, Osmanlı devrine ait yapıların yanısıra Bizans devrinden kalma bir de kilise kalıntısı bulunur.
Bir gününüzü ayırıp gezebileceğiniz, dinlenebileceğiniz bir yer. Ayrıca köylü kadınların evlerinin avlularında pişirip sundukları gözleme ve köy ayranlarının da tadına bakmanızı öneririm.

Cumalıkızık'ta Ne yapılır?