Pazar, Ağustos 14, 2011

Ölmeden Önce Tatmanız Gereken 50 Lezzet (3)

11. Moreton Korfezi boceği Listeye Avustralya’dan giren bu kabuklu, aslında böcek falan değil. Tadı istakozu andırırmış.


12. Clam chowder İngiliz ve Fransız balıkçılarının icadı olduğu söylenen ve kum midyesi, taze balık, sebze, bacon ile krema ya da sütle hazırlanan bu koyu çorba, Amerikalılar tarafından da benimsenmiş.
13. Barbeku (bildigimiz mangal)
14. Pancake

15. Makarna Çabuk hazırlanışı ve bir çok farklı sosla yenilebilmesi onu herkesin favori yemeği yapıyor.
16. Midye
17. Cheesecake  New York bu tatlının merkezi olarak kabul ediliyor.
18. Kuzu eti ‘kuzu eti’ yemek için en iyi iki ülke İspanya ve Yeni Zelanda.

19. Kremalı çay İngilizler’e özgü. Kremanın çok iyi olması şart. Britanya’nin Devonshıre ve Cornwall bölgelerinin kreması bir numara olarak kabul ediliyor. Yanında ev yapımı çilek reçeli ve yine İngilizler’e özgu ‘scone’ adı verilen kurabiyeler tavsiye ediliyor.
20. Timsah eti

21. İstiridye Asırlardır şöhretinden bir şey kaybetmeyen bir afrodizyak. Roma İmparatorluğu'nda istiridyenin kilosu altınla eş tutulurmuş.
22. Kanguru eti ,20. yüzyıla kadar kanguru eti, Avustralya yerlileri Aborjinler’in favori yemeğiydi. Daha ucuz olan koyun ve sığır etinin yaygınlaşmasıyla popülerliğini kaybetti.

23. Çikolata Çıkış yeri Latin Amerika. İspanyol kaşifler sayesinde Avrupa da bu tatla tanıştı.
24. Sandviç ‘Sandvic’e adını veren ’4. Sandwich Kontu’ İngiliz aristokrat John Montagu. Kriket maçları arasında kremalı çayla birlikte yenilmeye başlandı, günümüzde ise farklı damak tatlarına göre pek çok çeşidi var.


25.Greek food olarak yer alan 25′inci kategoriye ‘meze’ dedik çünkü Türk mutfağının da demirbaşlarını içeriyor; patlıcan yemeği, musakka, humus, tarama, zeytinyağlı dolma gibi… Üstelik feta peyniri, salatalık, domates ve soğanla yapılan ‘Greek Salad- Yunan Salatası’na övguler düzülüyor.
26. Burger  Bir rivayete göre adını Almanya'nın Hamburg kentinden alıyor.

27. Meksika yemeği Sıcak, baharatlı ve renkli; Meksika gibi!
28. Kalamar
29. ABD'nin 'diner' kahvaltısı  akçaağaç şurplu pancakeler, waffle'lar, ev işi kızarmış patatesler, yumurta, bacon ve sosisler.
30. Somon Bu balık çoğalmak için doğduğu akarsuya göç etmesiyle bilinir. Denizden geri dönüş yolculuklarında, akıntıya karşı atlar ve genellikle de böyle yakalanırlar. Omega-3 ya asidi açısından zengindir.
31. Geyik eti Çiftlik hayvanlarına alternatif sağlıklı bir et. Yağ oranı düşük.Yurtdışında marketlerde satılıyor.
32. Guinea pig Güney Amerika kökenli bu sevimli hayvan, İnkalar'ın geleneksel yemeğiydi. Yağda ya da ateşte kızartılarak hazırlanıyor. Bu yumuşak kemirgenin etinin tadı tavşan etine benziyor.
33. Köpekbalığı Çin Mutfağı'nın vazgeçilmezlerinden. Çorbası çok ünlü, yalnız hayli pahalı.

34. Suşi Japonya'da bir sanat olarak kabul ediliyor. Bir suşi ustası on yılda şef mertebesine yükseliyor. Bu pirinç ve çiğ balıktan oluşan lezzetli 'rulo'lar, soya soyu, wasabi adı verilen sert hardalı ve zencefille servis ediliyor.
35. Paella İspanyol yemeği. Bölgelere göre farklı tarifleri olsa da metal bir tavada pirinçle yapılıyor. İçinde et ya da deniz ürünleri, sebze, safran ve zeytinyağı var.

36. Barramundi Kuzey Avustralya'nın, kilosu 60'a kadar çıkan ünlü balığı. Bir testere gibi olan solungaçları sayesinde ağları yırtıp kaçabiliyor. Çok zor yakalanıyor.
37. Ren geyiği Ren geyiği asırlar boyunca Norveç, İsveç ve Finlandiya'da ulaşımda kullanıldı, derisinden kıyafet yapıldı, eti sofraların baş köşesinde yerini aldı. Dili ve kalbi lezzetli ama eski dönemlerdeki gibi rağbet görmüyor. Dünyanın başka bölgelerinde ise tütsülenmiş ren geyiği eti bulunabiliyor.

38. Kebap Ülkemizin yegane gururu kebap, BBC'nin listesine 38. sıradan giriyor. Şiş kebap, patlıcanlı kebap, Adana, Urfa, Beyti, döner... Dünyanın pek çok ülkesinde artık bu lezzet tanınıyor.
39. Eskalop Denizlerin altındaki bir hazine gibi, pahalı ve lezzetli. İstiridyeye benziyor. Pişirme süresi çok kısa çünkü o kendine özgü zengin tadını koruması şart. Buharda sarımsak ve limonla pişiyor.
40. Avustralya böreği Kökeni İngiltere ama İngilizler gibi börekleri de bu kıtaya göç edince Avustralyalılar sahiplendi. Orta sınıfın favorisi. Patatesli, etli olarak hazırlanıyor, tart hamurunda pişiriliyor.
41. Mango  Mango tropikal ve yarı tropikal ülkelerde yetişiyor.

42. Durian meyvesi Güneydoğu Asya'nın bu ilginç meyvesinin dış kabuğu sert, keskin ve dikenli. İç kısmı çok kötü kokuyor. Tadı ise koyu krema ve çilek karışımına benziyor. Enfes yani...
43. Ahtapot Adı 'sekiz ayaklı' anlamına geliyor. Yemeden önce yere vurularak yumuşatılır. Kızartılır ya da haşlanır.
44. Kaburga Barbeküden fümeye kadar farklı tarzlarda hazırlanabiliyor. Özellikle 'Güney Amerika tarzı' popüler; bal, ketçap, limon,Tabasco sosu, biber, şeker, sarımsak ve hardalla marine ediliyor.

45. Rozbif  İngilizler 'rozbif'lerine sıkı sıkıya bağlıdır. Fırında ağır ama yüksek ateşte pişirilen et, ince ince dilimlenerek servis edilir. Hafiftir.
46. Tapas İspanyol mezeleri diyebiliriz. Barlarda içkinin yanında servis edilir. Nelerden oluşur? Zeytin, deniz ürünleri, köfte, soslu mantar, sebze ve tortilla...
47. Jerk tavuk ve domuz Jamaika tarzı et pişirme şekline 'jerk' deniyor. (İngilizce'de görgüsüz, aptal anlamına geliyor!) 1200 yıldır kullanılan bu pişirme tarzında, tavuk ya da domuz eti barbeküde pimento adı verilen tatlı, taze kırmızı biberlerle hazırlanıyor. Yanında rom ve Bob Marley şarkıları tavsiye edilir.

48. Haggis Geleneksel bir İskoç yemeği... Koyun yüreği, akciğeri, karaciğeri iyice kıyıldıktan sonra haşlanır ve çeşitli baharatlarla birlikte koyunun midesine doldurulur. İki saat süreyle haşlanır. 
49. Havyar Roma İmparatorluğu'ndan bu yana pahalı ve lüks bir lezzet. Hazar Denizi'nde yaşayan mersin balığından elde edilen yumurtaların tuzlanmasıyla hazırlanır. Şampanyayla çok iyi gider.
50. Cornish böreği İngiltere' nin Cornwall yöresine özgü etli, sebzeli börek. Maden işçilerinin açık börek ve turtalardan zehirlenmemesi için keşfedilmiş. Hamurun kıvrılmasıyla iç malzeme dökülmüyor, açıkta kalmıyor. Dolayısıyla hem hijyenik hem de işçileri kötü şanstan kollayan 'mucizevi' bir özelliği olduğuna inanılıyor.

Cumartesi, Temmuz 16, 2011

The Human Footprint

National Geographicte yayınlanan ve insan hayatını istatistiksel olarak anlatan bu belgeselin bence çok etkileyici olmasının nedeni görselleri. Hayat boyu tükettiğimiz şeyleri bize yığınlar halinde gösteriyor. Örneğin ömür boyu tükettiğimiz süt şişelerini kapının önüne yığıveriyor.  İşte bu belgeselden bazı ilginç notlar;
-Süt demişken, bir insan ömrü boyunca ortalama 9000 litre süt tüketiyor. (İngiltere'de yaşayan)

-Ortalama 1200'den fazla tavuk, 13 bin yumurta, 5000 küsür elma ve 10 bin havuç tüketiyoruz. Buna karşılık 2865 kilo katı dışkı, 5000 kilo sıvı dışkı üretiyoruz :-)

-Sadece gıda maddesi ambalajından, kişi başı 8,5 ton atık üretiyoruz.
-7000 kez banyo yapıp 1000.000 litre su harcıyoruz.
-198 şişe şampuan tüketiyoruz.
-Her yıl 317 kilometre, ömür boyunca da 24 bin km yürüyoruz. Otomobille 728 bin km yol katediyoruz (yani aya gidip geliyoruz).
-Yılda 900 saat ömürde 2944 gün TV izliyoruz ki bu 8 sene yapıyor.
-Ortalama 533 kitap okuyoruz. (insanların % 40'ı kitap okumuyor, % 3'ü de okuyamıyor)
-Bir insanın ömür boyu okuduğu kitap ve gazeteler 24 ağaç demek.
-Günde 3 fincan çay içen ömür boyunca 75 bin bardak tüketiyor.

-Hayatımız boyunca 61,5 litre gözyaşı döküyoruz.
-Günde ortalama 4000 kelime kullanıyoruz.
-Sadece ismini bildiğimiz ve son iki yılda iletişim kurduğumuz insan sayısı 1700, ama en yakın sosyal çevremizde 300 kişi var.

Pazartesi, Haziran 13, 2011

Patatesli Mini Kekler



Biraz kendi uydurmam olan bir çalışma :-) ama sonuç çok iyi oldu.
Malzemeler:
-1 orta boy rendelenmiş patates
-1 yumurta
-1 yemek kaşığı erimiş tereyağ
-1 yemek kaşığı fındık yağı
-2 yemek kaşığı yoğurt
-3 yemek kaşığı ezilmiş beyaz peynir
-1 çay kaşığı kabartma tozu
-3-4 dal ince kıyılmış maydonoz veya dere otu
-kekik, pul biber, kara biber
-yarım çay kaşığı tuz
-aldığı kadar un
Malzemeleri karıştırdım, (koyu kıvamda ama akışkan bir hamur olacak), minik muffin tepsimi yağlayıp tatlı kaşığı ile tek tek gözlerini doldurdum. 170 derece ısınmış fırında üzerleri kızarana dek pişirdim. Soğuyunca hemen kalıptan çıkıyorlar. Bir lokmalık enfes kekler oldu. Kahvaltıda ya da akşam çayında iyi gider. İçine ince isteğe göre kıyılmış kırmızı biber, salam veya haşlanmış mısır da eklenebilir.

Pazar, Haziran 05, 2011

Ölmeden önce tatmanız gereken 50 lezzet nedir? (2)


6. Dondurma; en başarılı süt ürünlerinden biri. Ticari üretimine 1851′de başlanmış.


7. Pizza Napoli’de yapılan ilk pizzalarda yalnızca peynir, yağ, sarmısak ve domates varmış. Biraz da kekik. Otantik pizza için tuğla fırın ve odun ateşi gerekiyor.

8. Yengeç Beyaz eti, kıskaçların içindedir, gövdesindeki kahverengimsi kısım da çok lezzetlidir. Kahverengi ekmek, tereyağı ve mayonezle soğuk olarak servis edebilir ya da beyaz etini makarnaya karıştırabilirsiniz.
9. Curry Aslında tek bir baharat (köri) değil, bir pişirme şekli. İngilizler, kırmızı biber, kimyon, kişniş ve zerdeçalla pişirilen yemeklere böyle diyor. Sömürge döneminde Hint baharatlarından etkilenen İngiliz subayları tarafından ithal edilmiş bir pişirme şekli. Yoğurtla ve birayla iyi gidiyor.

10. Karides Tazesinin yerini hiçbir şey tutmaz. Kaynar tuzlu suda bir iki dakikada hazırlanan jumbo karidesin tereyağlı ve kırmızı biberli ızgarası da makbul. Küçük karidesleri soğuk olarak, limon suyu ve tereyağlı kahverengi ekmekle ya da salatada yiyebilirsiniz.

Cuma, Mayıs 27, 2011

Ölmeden önce tatmanız gereken 50 lezzet nedir? (1)

BBC'nin 'Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Yerler', 'Yapılması Gereken Şeyler' tarzı listeleri büyük ilgi gördü. Kitap olarak Türkiye'de de yayımlanan bu listelerin bir de ünlü yiyeceklerle ilgili olanı var. İzleyicilerin oylarıyla derlenen bu liste televizyonda da yayınlandı. İşte 'Ölmeden Önce Tatmanız Gereken 50 Lezzet'.

1. Taze balık Geniş bir kategori ama oy verenler böyle düşünüyor. Taze balık, mümkün olan en az müdahaleyle (mesela ızgara olarak), en güzel yiyeceklerden biri.
2. Istakoz  Istakoz Kabuklu deniz ürünlerinin kralı. En iyisini yemek istiyorsanız canlı canlı alıp kendiniz öldürmek zorundasınız. (Eziyete derhal son vermek için kaynar suya baş aşağı sokulması gerekiyor.) İç organları çıkarılan ıstakoz haşlanabilir, ızgara yapılabilir, buharda pişirilebilir. Sonra da erimiş tereyağ, limon suyu veya mayonezle servis edilir.

3. Biftek Dünyanın her yanında etoburların rüyası. Damak zevkinize göre pişmiş, hafif yağlı ve sulu kırmızı eti Arjantin'de de, Paris'te de, İstanbul'da da bulabilirsiniz.
4. Thai yemeği Ekşi, tatlı, acı ve tuzlu tadların baharatlarla zenginleştirilmiş hali. Ana malzeme pirinç. Zaten Thai dilinde yemek yemek, pirinç yemek demek. Başlangıç, ana yemek, tatlı gibi bir ayrım yok. Yemek sonrası taze meyve dışında bir şey de yok.
5. Çin yemeği Çinlilere göre yemek yerken barbarlığı temsil eden çatal bıçağı kullanmaktansa, sûkûnet temsilcisi çubukları kullanmak gerek. Tıbbi özellikler de taşıyan Çin mutfağı, dünyanın en zengin ve en gelişmiş mutfaklarından biri.

Cuma, Nisan 29, 2011

Rakı



Rakı, yapımında anason tohumu kullanılan bir içkidir.
Rakı üretiminde şıra haline getirilen üzümler pastörize edildikten sonra; maya ile fermante edilir ve alkollü bir sıvı oluşturulur. Alkollü sıvı, damıtılarak suma haline getirilir. Suma, bakır imbiklerde anason tohumu ile yeniden damıtılır. Bu kısım su eklenerek içilecek alkol derecesine getirilir ve tatlandırılır.Sonra havalandırma yapılarak olgunlaştırılır. Şişelenmeden önce en az 1 ay dinlendirilir.
Tarihte ilk kez Altay Türkleri kımızdan damıtarak rakı yapmışlardır. Kımızdan türemiş anlamında "Arika", ikinci kez terleterek ürerilen de "arak"tır.Arapça arak; ter,terleten demektir. İçki içince terlersiniz ya da damıtılmış yani damla damla terletilmiş anlamında kullanılır. Dem, farsçada "nefes, zaman" demektir. demlenmek; zamana bırakarak yavaş yavaş içmektir.
Rakı benzeri birçok yabancı içki vardır. Örneğin;Fransa'da anis, İtalya'da sambuca,unanistan'da ouzo vardır.



Rakı nasıl içilir? Rakı güneş battıktan sonra içilmelidir.
-Küçük küçük yudumlar halinde içilen rakının ilk yudumu ağızda biraz bekletilip dişler arasından nefes alıp öyle yuvarlanmalıdır.
-Sofrada küsmüş kimseler olmamalı, herkes tek tek konuşup bir birini dinlemelidir. Dolayısıyla en az iki kişi ile içilir. Rakı masasında dedikodu yapılmaz. Planlı programlı işler konuşulmaz, geyik yapılır. Anılar anlatılır. Bağıra çağıra da konuşulmaz. 
-Rakı birinin hatırı için içilmez . Kafanız bozukken ya da sarhoş olmak için de içilmez.
-Yanında çok fazla yemek yenmez sadece mezeler eşlik etmelidir.Mezeler az az yavaş yavaş yenmelidir.
-Rakı masasında saygı gören veya yaşça büyük biri içki servisini yapar. (veya içmeyi ve adap bilen en genç kişi de sakilik yapabilir) Saki, kadehleri doldururken içkiyi fazla kaçıranı es geçerse o kişi sesini çıkaramaz.
-İkide bir kadeh tokuşturulmaz. Bir ya da iki kez tokuşturulması, mümkünse de yaşça büyük kişinin kadeh kaldırması makbuldür. Rakı şişesindekiler masada oturanlara eşit paylaştırılır.
-Rakı masasında başka içkiler içilmez, başka marka rakılar övülmez (içilen nimete hakarettir).

Önce kendine gel, sonra meyhaneye
Kalender ol da gir kalenderhaneye
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye

-Rakı kadehi boş beklemez, masadan kalkarken bile bir yudum bırakılmalıdır dibinde.
Rakı kimlerle içilir?Rakı içmeyi, sır tutmayı ve arkadaşlığı bilenlerle içilir.
Eskiden rakı nasıl içilirdi? Susuz içilirdi. Küçük rakı kadehindden bir yudum alınır, sonra soğuk sudan içilirdi. Ama yabancıların viskiyi buzla içmesine öykünen Türkler rakıya da buz atmaya başladı.Eğer rakınıza buz koyacaksanız önce su koyun sonra buz. Sıralama böyle olmalıdır.Yoksa anason suyun üzerine çıkar ve tadı bozulur.
En iyi rakı mezeleri nelerdir?Önce iyi bir muhabbet ve dostlar sonra, tam yağlı beyaz peynir (üzerine pul biber serpilmiş olabilir), turşu, haydari, kavun, zeytinyağlı barbunya, beyaz leblebi, şakşuka, tarama ve enginar en yi mezelerdir.

Rakı terimleri;
Altlık: Rakı sofrasında girizgâh olarak verilen meyve, çerez.
Ara kahvesi: Rakıya ara verilip içilen kahve.
Arak resmi: Osmanlı'da rakı satışlarından alınan vergi.
Atmak: Bir tek içki içmek.
Araknuş: Rakıcı.
Cura: Rakının son yudumu. 
Gagayı ıslatmak: İçmek.
Günah: Eğlence yerlerinde ödenen hesap tutarı.
İbrik-i mey: Rakı ibriği.
İşarethane: Meyhane.
Lodos yemiş: İçkiyi fazla kaçırmış kimse.
Mazot: İçki.
Mideyi ateşlemek: Alkol almak.
Narkoza girmek: İçki içerek sızmak.
Okkalık: Her akşam bir okka rakı içen.
Paşa: Kıvamında sarhoş.
Rakıntı: Rakı içme.
Sızırım yeri: Meyhane.
Sulu iftar: Ramazan'da orucu içki sofrasında açmak.
Tabanca: İçki şişesi.
Terakki etmek: Nurullah Ataç'ın rakı içmek yerine kullandığı söz.
Ustura: Alkol derecesi yüksek içki.
Yaralı kalmak: Yeterince içki içmemiş olmak.
Yolluk: Son rakı.
Yuvarlamak: Tek rakıyı bir yudumda içmek.


Cumartesi, Aralık 25, 2010

Hiç, Carmen Laforet

Daha önce okumadığım hatta adını duymadığım bir yazardan okumak istedim. Kitap fuarında dolaşırken elimdeki listede bu roman da vardı. Alıp eve geldikten sonra hemen başlayamadım. Bir ay kadar gezi  kitapları ile haşır neşir olduktan sonra bu kitabı elime alabildim. Kitaba başlar başlamaz hikayeye ısındım.
Carmen Laforet bu kitabı 23 yaşındayken yazmış. Hayat hikayesini okuyunca biraz kendi hayatından esinlendiğini düşündüm. Bugüne kadar okuduğum en iyi ya da en sürükleyici kitap diyemem ama insanı sıkmayan yer yer merakta bırakan bir anlatımı var.

On sekiz yaşındaki Andrea, öksüz kaldıktan sonra üniversite eğitimi için köyünden Barselona`ya, zenginliği ve kültürüyle hep gözünü kamaştırmış olan anne tarafından akrabalarının evine gelir. Ancak akrabaları savaş sırasında servetlerini kaybetmiş, korkunç bir yoksullukla baş etmeye çalışmaktadırlar. Genç kız bir yandan okuldaki zengin öğrenciler arasında bocalarken bir yandan da evde tanık olduğu tuhaflıklarla masumiyetini yitirmeye başlar. Andrea'nın arkadaşı Ena, dayısı Roman, diğer dayının eşi Gloria ilginç karakterler.
Karanlık, güçlü bir hayal gücü ile ince mizahı birleştiren bu roman, pek çok eleştirmen tarafından yirminci yüzyılda Avrupa`da yayımlanan en önemli yapıtlar arasında sayılıyor. (orjinal adı; Nada)

"...Mermerden ana kapıyı ve hoşuma giden sakinliğini hatırlıyorum. Kapıda, çiçekler ve büyük vazolarla süslü antrenin loşluğunda uşak karşısındaki şaşkınlığımı, Pons'un annesinin elini sıkmak üzere gelen aşırı mücevherli hanımın kokusunu ve annesinin , Pons'un taliplerinden biri olan benim yanımdan geçerken, eski ayakkabılarıma, tarif edilemeyecek bir biçimde bakışını da..." (syf.185)

Carmen Laforet: 1921 yılında Barselona'da doğdu. Çocukluğunu Kanarya Adaları'nda geçirdi. 12 yaşında annesini kaybetti, babası yeniden evlenince 1939'da, iç savaşın bitiminde, akrabalarının yanında kalmak üzere Barselona'ya geri döndü. Barselona Üniversitesi'nde başladığı felsefe ve edebiyat eğitimini yarım bırakıp 1942' de Madrid'e hukuk okumaya gitti. Ancak 1944'te okulu tümüyle bırakıp ilk romanı Hiç'i yazmaya yoğunlaştı. 1944'te yayımlanan romanı prestijli Nadal Ödülü'nü (1945) kazanınca ünlendi. 1946'da gazeteci ve edebiyat eleştirmeni Manuel Cerezales'le evlendi. Katolik inancıyla yakınlaştı, beş çocuğu oldu ve 70'li yıllarda eşinden ayrıldı. Erken yaşta gelen ünün ağırlığı altında yazdığı diğer yapıtları eleştirmenlerce aynı ölçüde beğenilmedi. Bu nedenle edebiyattan uzaklaştı ama gazete ve dergilere yazmayı sürdürdü, gezi yazıları ve öykü derlemeleri yayımladı. Hayatının son yirmi yılını edebi çevrelerden uzak geçiren Laforet 2004 yılında Madrid'de yaşamını yitirdi. Ölümünden sonra yapıtlarına ilgi ülkesinde ve tüm dünyada tekrar arttı.
Kitapla ilgili (bir İspanyol internet sitesinde) bazı garfik-resimler buldum. Kitaptaki bazı sahneler ya da kişiler resmedilmiş. Onlardan bazıları...








Gloria ve bebeği..









Ena ve Andrea...




Hiç, Carmen Laforet, Çeviren;Zerrin Yanıkkaya,2007, Metis Yayınları

Cuma, Aralık 10, 2010

Samatya'da Van Kahvaltısı

Havalar artık soğudu ama olur da biraz ısınırsa diye size güzel bir öneri; Samatya'daki Van Kahvaltı Salonu...Kapalı yeri de var tabi ki. İki hafta önce başka bir yere giderken yol üstünde "dur kahvaltıyı şurada yapalım" diyerek girdiğimiz bir mekan. Bahçede oturduk. Size sadece "yumurtayı neli istersiniz" diye soruyorlar o kadar, diğer şeyler masaya geliyor zaten.


 Otlu peynir,örgü peynir, bal-kaymak, kavut, murtuğa, cacık, yeşil-siyah zeytin, salatalık-domates, sıcak pide ve sınırsız mis gibi çay. Otlu peyniri severim zaten ama buradaki çok çok lezzetliydi. Biraz daha takviye istedik ,tepeleme bir tabak daha getirdiler.

Peki neden Van'ın kahvaltısı meşhur?
Bir rivayete göre; Vanlı esnaf erkekler sabah namazından sonra çarşıya gidip dükkanlarının, tezgahlarının başına geçmeden önce bir çok kahvaltı dükkanından birine uğrar kahvaltı ederlermiş. Bu dükkanlarda kahvaltı adına güzel peynirler, bal-tereyağı ve yerel kahvaltı çeşitleri (kavut ve murtuga gibi) ulaşılabilecek ne varsa bulunurmuş.  Bir diğer rivayete göre; Vanlılar ailecek uzun ve sohbetli kahvaltılardan çok hoşlanırlarmış (bundan hoşlanmayan var mı bilmiyorum).
Aslında Van'da ilk kahvaltı salonu 1947'de açılmış. Adı "süt evi" imiş. Kahvaltı salonu ismi sonradan çıkmış. Bu fikir başkaları tarafından geliştirilip şimdiki halini almış.

Kavut, buğday tanelerinin kavrulup irice öğütülüp tereyağında hafifçe kavrulmasıyla yapılıyormuş.
Murtağa ise tereyağında kavrulan unun içine başka bir kapta çırpılmış yumurtaların katılıp pişirilmesiyle hazırlanıyormuş.Her ikisi de balla yenilebilir.
Otlu peynirin içinde ilkbaharda dağlardan toplanan sirmon, mendo, peliz ve yarpuz gibi otlar konulur. Bu otlar çok lezzetli olduğu gibi faydalıdır da.  Cacık için de bu sirmon denilen otla süzme yoğurt karıştırılıyor. Maydanoz, dere otu ya da yeşil soğan da konuluyor.
Kahvaltınız bittikten sonra kısa bir Samatya turu da yapabilirsiniz...


Ayrıca Aksaray'daki Van Kahvaltı Salonuna da gitmiştim onu da tavsiye ederim.

Cuma, Kasım 12, 2010

Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı-Zaro Ağa

Zaro Ağa, 1774’de Bitlis’de doğmuştur.(1934’de İstanbul’da ölmüş), Şerif Mirza Aşiretine bağlı Kürt hammalı. 157 ya da 160 yıl yaşamış, Türkiye'nin en uzun yaşayan insanı ve yabancı kaynaklara göre ise dünyanın en uzun yaşayan birkaç kişisinden biridir.

Zaro Ağa, 10 Osmanlı padişahı, 1 cumhurbaşkanı görmüş, 6 savaşa katılmış ve bazı kaynaklara göre 7 kez, bazı kaynaklara göre de 13 kez, başka bir kaynağa göre 29 kez evlenmiştir. Beşi kız olmak üzere 13 çocuğu, 29 torunu olmuştur. Zaro Ağa’ya “Neden bu kadar çok evleniyorsun” diye sorulduğunda, “Ne yapayım, aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp ölüyorlar” şeklinde cevaplamış.

Zaro Ağa, 18. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul'a gitmiş ve Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane camilerinin inşaatında çalışmıştır. İstanbul hamal topluluğunun başına geçmiştir.(hamallık baba ve dede mesleğidir). Kendisi 1826’da yeniçeriliğin kaldırılışı sırasında bu ocakta olduğunu ancak kıyımdan Ayasofya’nın altındaki zindanlara saklanarak kurtulduğundan söz eder.

Bir müddet sanayi nefise mektebinde öğrencilere modellik yaptıktan sonra, tek parti dönemi yöneticileri Zaro Ağayı keşfeder. Milli iktisat ve tasarruf cemiyeti marifeti ile bir reklâm kampanyası organize edilerek Zaro Ağa’dan istifade edilir. Günümüzdeki fındık reklâmlarının serüveni bu kampanyada hazırlanan kartpostallarla başlar. Bir yüzünde Zaro Ağanın iki kadın ortasında duran resmi diğer yüzünde ise “Kim Zaro Ağa gibi Türk üzümü ve fındığı yerse zeytinyağı ve İzmir inciri ile sindirim sistemini harekete geçirirse onun gibi bu yaşta sağlıklı olur.” ibaresi bulunan bu kartpostallar Macaristan’da dört dile çevrilerek tüm dünyaya dağıtılır.

Zaro Ağanın bu durumundan yararlanmak isteyen fırsat ve çıkar düşkünü insanlar vakit kaybetmeden harekete geçer. Bu umut tüccarları türlü vaatlerle kandırdıkları Zaro Ağayı ikna edip gemi ile önce İzmir’e oradan Avrupa’ya götürürler.İtalya ve Yunanistan'da kalır. Avrupa da biraz ısınma turları yaptıktan sonra Amerika’nın yolunu tutarlar ve artık Zaro Ağa Amerika’da gazetelerin başköşesindedir. Basın ordusu onun her hareketini takip etmektedir. Ne yediği, ne içtiği, ne giydiği vs. Röportajlar, toplantılar ve geceler birbirini izler. Burada bir de kaza geçirir. Hafızasında kalıcı bir hasar olsa da vücudu hala sapasağlamdır. Geçirdiği kaza ve yorucu seyahatten sonra zaten oradaki görevi de biten Zaro Ağa vaat edilen hiç bir şeyi alamadan meteliksiz geri döner. Döndüğünde eşi Kudret hanım da vefat etmiştir.

Daha sonra operatör Emin Bey'in şehreminliği(belediye başkanlığı yani) zamanında belediye serhademeliğine getirilmiş ve bu görevi ölümüne kadar sürdürmüştür. (Ölümüne yakın kapıcılık yaptığı da söylenir).Böylece son günlerini İstanbul'da geçirmiştir ve aynı şehirde ölmüştür.
Mustafa Kemal'in huzuruna iki kez çıkmış ve ona sultan diye hitap etmiştir. Mustafa Kemal ile görüştüğünde çok iyi işi yaptığını söylemiş ama kadınlara fazla hürriyet vermesini eleştirmiştir.
Bazı yabancı kaynaklarda Zaro Ağa'nın 1933 yılında Amerika'da öldüğü söylenilse de yerli kaynaklar Zaro Ağa'nın 1934 yılında İstanbul Şişli Etfal Hastanesi’nde prostat kanserinden öldüğünü kaydeder. Yapılan otopside Zaro Ağa'nın oldukça uzun yaşamasına rağmen pek çok sağlık sorunu olduğu tespit edildi. Bunlar arasında tüberküloz, kalp büyümesi, beyinde damar tıkanıklıkları ve üç böbreklilik sayılabilir. Onu hastanede ziyaret eden Dr. Behçet Sabit Bey'in verdiği bilgiler arasında uzun yaşamanın Zaro Ağa usulleri de olacaktı. Behçet Bey şöyle açıklıyordu: "Bu kadar yaşaması için yaptığı rejimi tetkik ettim. Hiç alkol kullanmamış, hemen hiç denilecek kadar et yemiş. Etle başı hoş değil. Uzun ömründe yediği et gayet az. Bu rejimi son senelere kadar takip etmiş. Bilhassa bulguru ve yoğurdu ihmal etmemiş. Dikkat etsek hepimiz birer Zaro Ağa oluruz.”

Zaro Ağa'ya Amerika'dan gelen mektup, herkesin dikkatini çekmişti. İngilizce mektubu New York'tan "Hartman" isminde bir kadın göndermişti. Diyordu ki: "Güzel Zaro Ağa. Beni çok iyi hatırlarsınız. Ben madam Hartman. Bir de Nelly isminde bir arkadaşım vardı biliyorsunuz. Buradayken Nelly size izdivaç teklif etmişti. Nelly mutlaka sizinle evlenmek niyetinde. Bunun için hemen Amerika'ya gelmenizi istiyoruz. Bütün seyahat masrafları bana aittir. Balayı masraflarını da ben göreceğim. Aziz Zaro... Seni bir an önce aramızda görmek istiyoruz. Çabuk gel ve eskisi gibi bizimle güzel güzel dans et. Gelip gelmeyeceğini hemen bize bildir. Sana lazım olan parayı derhal gönderelim. Nelly de sana ayrıca mektup yazacak. Good bye şeker Zaro..." Zaro Ağa gelen mektubu itina ile katlamış ve "Bir gün gelir lazım olur" diyerek yastığının altına yerleştirmişti. Zaro Ağa'nın, Amerika'da kapıcılık yaptığı dönemlerde başta Nelly olmak üzere, kadınların da ilgisini çektiği anlaşılıyor.
Amerikan kaynaklarında geçen Amerika'da öldüğü yolundaki rivayetler muhtemelen Zaro Ağa'nın Amerika'da bir süre yaşaması ve öldükten sonra cesedinin incelenmek üzere Amerikalı bilim adamları tarafından istenilmiş ve gönderilmiş olmasına dayanır. Ayrıca öldüğünde asıl yaşının 164 olduğu yolunda da iddialar vardır. Zaro Ağa’nın vefat ettiği Şişli Etfal Hastanesi’ne bütün çocukları, torunları, torunlarının torunları gelmiştir. 92 yaşındaki kızı feryatlar ederek şunları söylüyordu: “oy, ooy dünyaya doyamadan gettii!”
Eyüp Sultan Camii arkasından, Kaşgari dergâhına çıkarken yolun ikiye ayrıldığı yerde sol tarafta bir mezar taşı var. Başlığı Osmanlı dönemine ait, üzerine yazılan yazı ise Türkçe “160 yaşında ölen Bitlisli Şemsi Ağa oğlu Zaro Ağa”
Beyni İstanbul Sultanahmet Sağlık Müzesinde’ymiş.


Zaro Ağa öldükten 3 yıl sonra 1937 yılında gazetelerde şöyle bir reklam ilanı vardır.Mezardan bir ses.-Neden 157 sene yaşadım? Bu sırrı öğrenmek istersiniz değil mi? Çünkü Hüseyin Avni Akçaboğaz yoğurdu yedim. Bunu böyle bilin, siz de yiyin yaşarsınız. Zaro Ağa. (mezar taşında şu yazar: Az yaşa, çok yaşa, akıbet er geç gelir başa!")
Kaynaklar;

-Mecid Efendi (Zaro Ağa'nın damadı, 1 Temmuz 1934 tarihli Cumhuriyet gazetesi) -Faik Bulut, Türk Basınında Kürtler, İstanbul, 1992, s. 80.- Rohat Alakom, Dünyanın En Yaşlı Adamı: Zaro Ağa (1774-1934), Avesta Yayınları, 2009.-Rohat Alakom, Eski İstanbul Kürtleri (1453-1925), Avesta Yayınları, 1998.-Mevlüt Çelebi,Dünyanın En Uzun Yaşayan Adamı Zaro Ağa,istanbul,2010.

Cuma, Ekim 29, 2010

Ocak üstü moka makinesi

Değişik kahvelere ve yapım tekniklerine meraklıyımdır. Zeyno ve Nils Hamburg'dan gelirken bana ocak üstü moka kahve makinası getirdiler. Nils detaylı olarak nasıl kullanacağımı anlattığı için ilk denemede gayet güzel sonuç aldım. Lavazza'dan espresso kahvesi aldım. İtalyanların moka ya da machinetta olarak hitap ettikleri bu alet 4 parçadan oluşuyor.



En altta bir su hanzesi(A), onun üstüne oturup hazneyi kapatan huni gibi bir aparat(B), bu parçanın üstüne oturan ince bir süzgeç(kahveyi bu süzgeçin üstünebastırarak koyuyorsunuz) ve hepsinin tepesini kapatan çaydanlık formatında, lastik contalı bir bölme(C). Su ısındıkça haznede oluşan basıncın etkisiyle aşağıdaki huniden yükselir, silindir ile süzgeç arasına konmuş kahve ile bütünleşir süzgeçten süzülmek suretiyle, üstteki delikli bölmeden çıkar ve en üstteki bölmenin içinde birikir. Yapılışı uzun sürmüyor. İçme suyu kullanmak, altaki hazneye hava deliğinin olduğu hizaya kadar su doldurmak ve ocaktayken kapağını açmamak gerekiyor.
Yanına likör ve çikolata çoook iyi gidiyor.