Cumartesi, Aralık 27, 2025

Utanmak mı pişman olmak mı?

 Yanlış bir şey yapan kişi bunu henüz kimse fark etmeden, anlamadan üzülüp pişmanlık duyuyorsa bu değerlidir. Kendi kendine iç hesaplaşma yapmıştır ve davranışının yanlış olduğunu kabul etmiştir. Kaynağı içseldir. Bahanelere sığınmıyordur. Muhtemelen de bir daha yapmaz. Telafi etmeye çalışır. Ama birileri fark ettiğinde duyduğu his artık pişmanlık değildir. Utanmadır. Yaptığım ortaya çıktı, ne yapacağım şimdi, rezil oldum duygusu yani. Pişmanlık hissi tek başına hissedilir, utanma toplumsal bir durumdur. Dışsaldır. Başkalarının gözünde nasıl göründüğünle ilgilidir. Hiç yoktan iyidir yine. Ama ortaya çıkan bu yanlış davranışa rağmen ne pişman oluyor ne utanıyorsa bu yüzsüzlük gibi görünen, kendini toplum içinde kurtarma çabasıdır. Hatasından ders almamıştır, hatta kendini küçük detay yalanlarla haklı çıkararak ve karşı tarafı abartmakla suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışır. Bu kişiler hep böyledir değişmezler. Onlarla konuşmak laf anlatmaya çalışmak anlamsızdır. Çünkü kişisel imajlarını kurtarmak için her şeyi yaparlar. Sizi yalancı veya abartan taraf olarak göstermek için her yalanı uydururlar. Siz temizlemekle uğraşırsınız. Çevredekileri inandırma çabaları vardır zaten. O yakın çevresi de ona "yanlış yapmışsın" demediyse ihtiyaç duyduğu onayı almıştır artık. 

Utanmak insanı küçültebilir pişmanlık ise olgunlaştırabilir. İyi arkadaşlar kişilere olgunlaşma imkanı vermelidir. Burada yanlış yapmışsın diyebilmelidir. 

Uçurtmalar, Romain Gary

 

En sevdiğim yazarların başında gelir kendisi. 
Olayların insanın içine işleyen yanlarını ustalıkla ve yalın bir dille anlatan yazarın yazdığı her şeyi seviyorum. İkinci Dünya Savaşını yaşamış hatta bizzat savaş pilotu olmuştur. Çok iyi gözlemcidir. Hiçbir romanında tekrara düşmeden insan hikayelerini anlatır. Uçurtmalar da onlardan biri. Normandiya sahiline yakın kurgusal bir yer olan kırsal Clery'de geçen "aşkın ve direnişin" öyküsü. Hatta ayrılığın, unutmamanın ve güvenmenin de öyküsü. (Romanın bir bölümünde Polonya'da var)
Roman Ludo'nun dilinden anlatılıyor. Roman boyunca onun büyüyüp olgunlaşmasına şahit oluruz. Amcası ve onu büyüten kişi uçurtma ustası Ambroise Fleury'dir. Umut ve insanlık onurunu temsil eder. Lila ise Ludo'nun biricik aşkıdır. Marcellin Duprat meşhur bir restoran sahibidir. 
Romandaki kişiler savaşın bireyler üzerindeki psikolojik ve ahlaki etkisini çok güzel yansıtırlar. Direniş sadece silahlı mücadele ile değil insani değerleri koruma biçimi olarak da ele alınmıştır ki buna bayıldım.
Kitabın ilk yüz sayfası biraz monoton gibi, yarıdan sonra elinizden düşüremeyeceksiniz. Ama karakterlerin savaş öncesi ruh hallerini anlamak açısından önemli. 
"...Lila'dan bir daha söz etmedik. Çünkü orada, bizimle birlikteydi; öylesine mevcuttu ki, ondan söz etmek onu uzaklaştırmak olurdu.."
Çok beğendim. 

Çarşamba, Aralık 24, 2025

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası

 En sevdiğim yerdeyim. Bu yapı beni neden bu kadar etkiliyor? Muhtemelen detayları, hikayesi ve önemi... İki kez gittim bir kez daha gitmek görmek istiyorum.

Çok popüler bir yer değil belki ama bilinmesini çok istediğim bir yer; Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası. 800 yıllık yapıdır. Mengücekler zamanında yapılmıştır. 

UNESCO kültür miras listesine Türkiye'den alınan ilk eser budur. (1985'de )  Birisi bu külliye. Mimari özellikleri ve zengin taş işçiliği sayesinde seçilmiş. Mengücek Beyi Ahmet Şah camiyi, eşi de Darüşşifayı Hürrem Şah'a yaptırmıştır. Üç büyük kapının taş işçiliği muhteşemdir. Hiçbir motif diğerinin aynı değildir ve her motifin anlamı vardır. İçi ayrı dışı ayrı güzel bu yapı yıllarca korunmamış ve evsizler içinde yatıp geceleri ısınmak için ateş yaktıkları için duvarları simsiyah olmuş. Uzun zaman restorasyon geçirdi. 


Eleştiriye Açık Olmak

 Böyle bir şey var hayatımızda; eleştiriye açık olmak. Neden? Kimin eleştirisi? Nasıl eleştiri?

Bu konudaki düşüncelerim;

Kişileri değil davranışları veya sözleri eleştirebiliriz.  Ama nasıl? Hiç tanımadığın veya az tanıdığın veya tanıdığın sandığın kişiyi eleştiremezsin bence. Eleştiri sandığın şey kendi dünyana  ve bakış açına göre karşısındakini yargılamaksa zaten bundan hiç bahsetmiyoruz. Ama genelde böyle yapılıyor. 

Ben herkesin eleştirisine açık değilim mesela. Beni, benimle çok zaman geçirmiş, yıllardır tanıyan dostlarım ve ailem eleştirebilir.  Diğerleri ise ne anladılar ki eleştiriyorlar diye düşünürüm. Genelde de yanlış anlarlar ya da anlamak istedikleri kadarını anlayıp eleştiri yaparlar. Bunu umursamam.  Bunu bildiğim için davranışı bana zarar vermedikçe ben de başkasını eleştirmem. 

Neyi eleştirmeyi kendimde hak görürüm; sonucu beni de etkileyen bir sözü veya davranışı eleştiririm. Hatta bunu bile bazen (değiştirebileceğim bir şey yoksa) sinirimi daha da bozmamak için yapmam. (Tabi ki sevdiklerimi, ailemi üzecek, onlara zarar verecek davranışları da eleştiririm bunu söylemeye gerek yok)

İnsanlar birbirinin kıyafetini, tavrını, yaşam şeklini acımasızca eleştiriyor. Bu ego tatmininden başka bir şey değildir. Kendisini daha üstün, daha akıllı görerek bu eleştiriyi yapıyor ve rahatlıyor. Hatta akıl verir gibi, soru sorar gibi görünüp alttan alta eleştirenler var. Örneğin; evinizdeki kedi mutfak tezgahına çıkmıyor mu? Bu cümle meraklı bir soru gibi görünse de eleştiri.. Hem de hadsiz bir eleştiri. Senin hiç kafanın çalışmadığını, bunu daha önce hiç düşünmediğini ve kendisinin daha akıllı ve titiz olduğunu düşünerek aslında hiç bilmediği, yaşamadığı ve asla anlamayacağı bir deneyimi eleştiriyor. Komik duruma düşüyor sadece. Hayatta pek çok şeyi anlamak zorunda değiliz. Zaten anlayamayız da.

Anlatmak istediğim eleştiri sandığımız şeylerin çoğu eleştiri değil. Bir işi benden daha iyi bilen ve yapan bir kişi benim yaptığımı eleştirebilir. Hatta ben isteyebilirim bunu "neyi yanlış yapıyorum" diye yardım isteyebilirim. Ancak hiç deneyimi yok, az bilgiyle başkasını eleştiremez. 

Sosyal medyada herkes bir birini eleştiriyor. Aslında eleştirdikleri şey zevkler ve yaşam biçimi.. Bize ne? 

Sonuç olarak kimse beni benden daha iyi tanıyamaz, neyi niye yapıyorum kimse benden daha iyi bilemez, anlamak isterse anlatırım ama  anlamak istemiyorsa bir gün boyunca konuşsam anlamaz. Ona nefesimi tüketmem. Eleştirse de umursamam. Davranışım ona zarar vermişse, üzmüşse bunu eleştirebilir. 

Ian McEwan, Kefaret

 

Bu romanı okuyalı aylar geçti ve burada paylaşmadığımı fark ettim. Çok beğendiğim için yazmak istedim. Arka kapakta şöyle yazıyor; 1935 yazında bir gün, Tallis ailesinin 13 yaşındaki kızı Briony, ablası Cecilia ile çocukluk arkadaşı Robbie arasındaki yakınlaşmaya şahit olur. Briony'nin yetişkinlerin dünyasındaki bilgisizliği ve hikaye anlatmaya olan merakı, üçünün de hayatını etkileyecek bir suç işlemesine neden olacaktır. 
Romanın ilk bölümü 1935'de Tallis ailesinin malikanesinde geçmektedir. İkinci bölümde 1940'da Dunkirk'de Robbie'yi savaşın içinde oldukça gerçekçi bir şekilde görmekteyiz. Üçüncü bölümde ise Briony'i hemşire olarak görmekteyiz. 
 Kahramanlarının altüst olan hayatlarını İkinci Dünya Savaşı'na, oradan da yirminci yüzyılın sonlarına kadar takip eden Kefaret aşk, savaş, çocukluk ve hikayelerin gücü hakkında inanılmaz bir roman. Filmi de çok güzel. 

Perşembe, Aralık 18, 2025

Kişisel gelişim kitapları kişileri geliştiriyor mu?

 Ben yıllar önce kişisel gelişim kitaplarıyla alay etmiş biri olarak son birkaç yılda bazı kişisel gelişim kitaplarından çok faydalandığımı itiraf etmeliyim. Kınamamak lazım. Ama yine de çoğunun çöp olduğunu düşünüyorum. Tabi deneye yanıla vardım bu sonuca.  Faydalandıklarımdan sonra bahsedeceğim.  

Mesela şikayet etmekten büyük oranda bu kitaplar sayesinde kurtuldum. Şanslı olduğuma odaklanmayı, elimdeki onca değerli şeye, hayatımdaki insanlara şükretmeyi bu kitaplar sayesinde öğrenip alışkanlık haline getirdim. Bir de bazen yapamasam da hala gayret edip anda kalmaya anı yaşamaya çalışmayı da. Bunun tadını alınca bırakmak zor oluyor. Ayrıca her şeye takılmamayı boş vermeyi de bu kitaplar sayesinde pratik yapmaya başladım. Bazı şeyler hep söylenir; anı yaşa, kafana takma, şikayet etme, şükret diye. Ama nasıl ve neden? İşte işin özü bu kitaplarda. Bu kitapların bazıları psikolojik kitaplar. Ben psikoloji kitaplarını başkalarını değil kendimizi anlamak için kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir insan psikoloji kitapları okuyup kendini anlamak yerine başkalarının davranışlarını kategorize edip çözümlemeye çalışıyorsa arkasında büyük bir ego vardır. Önce kendini anla diye düşünen taraftayım ben. "Her insan bir dünya" gerçekten buna inanıyorum. 

Aynı tip insanların veya aynı tip olayların tekrar tekrar karşımıza çıkmasının nedenini bu kitaplar sayesinde öğrendim. Frekansımız ister istemez aynı döngüleri yaşatıyor bize ve bunu  anlamadıkça kurtulamıyoruz. Ve son anladığım şey hayat kendi zıddınla sınıyor seni. Sabırsızım dedikçe sabretmeyi gerektiren şeyler yaşatıyor, adalet ve dürüstlük benim için çok önemli dedikçe yalancı ve hırsızlar çıkıyor karşına. Ben güçlüyüm hallederim dedikçe daha bir sallıyor hayat seni. Tüm bunları huzurla atlatabilmem bu kitaplardaki belki birkaç cümle sayesindedir. Bu arada kitapların her sayfası da değil, belki bir kitaptan üç cümle diğerinden 4 cümle etkiledi beni ve bir şeyler öğretti. Okuduklarımdan etkilendiklerimi arada bakıp hatırlamak için bir deftere not ettim ..

Mesela şikayet etmek insanın enerjisini gerçekten çok düşürüyor. Çözüm için yapabileceğim bir şey varsa yaparım. Yoksa şikayet etmek moral bozucu. Ancak bazen elinde olmadan bulunduğunuz ortamlarda örneğin pahalılıktan, geçinmenin zorluklarından şikayet ediliyor. Bazen ben de yapıyorum bunu ama sonra farkına varıp uzun süre tutabiliyorum kendimi. Ya da kötü bir yöneticiyi, despot bir kayınvalideyi şikayet etmenin fayda sağlamadığını aksine senin enerjini düşürüp uykunu bile kaçırdığını fark ettim. 

Bir de unutuyordum, "en kötü ne olabilir "diye düşünmeyi de bu kitaplardan öğrendim. Mesela işinle ilgili şikayetin mi var en kötü ne olur? İşten çıkarsın/çıkarılırsın. Tamam, dünyanın sonu değil. Başka iş yaparım. Hatta belki daha iyi olur benim için.....diyebiliyorum. 

Kitaplara gelecek olursak; Kitaptan önce Serpil Ciritci'nin Youtube'daki videolarını izlemenizi tavsiye ederim. Pek çoğu bakış açımı değiştirdi. 

-Joe Dispenza'nın Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak; Bu kitapta olaylar karşısındaki tepkilerimiz ve günlük rutinlerimiz tek tek sorgulanıyor. Kendini mercek altında inceliyorsun. Çok masum ve sıradan gelen alışkanlıkların neye sebep olduğunu görüyorsun.

-Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü; Gerçekten de bu bilinçaltı nasıl bir şey ve nasıl iyi yönde kullanırsınız bunu daha net anlıyorsunuz.

-Eckhart Tolle, Şimdinin Gücü, Anda kalmak nedir, ne işe yarar, şimdide neler oluyor ve şimdiden başka gerçek yok, güzel anlatmış. Pratikler de var. 

-Ruhun Yaralı Şifacısı ve Dört Arketip, Carl Gustav Jung'un kitapları. Ruhun Yaralı Şifacısı onun ruhsal yolculuğunu anlatıyor, Dört Arketip Jung'un psikolojik tiplemeleri günümüzde hala geçerli. İçinden kendi adıma pek çok cümle çekip çıkardım.

-Çağdaş Yaşam ve Normaldışı Davranışlar, Engin Gençtan... Bu kitap yıllardır kütüphanemde durur arada açıp okurum. Normal diye bir şeyin pek olmadığı öğrendim. Hangi çocukluk travmaları veya korkular neye sebebiyet veriyor , hangi davranışın altında hangi psikolojik sebepler var? güzel anlatılmış. 

Tavsiye üzerine alıp okuduğum ve attığım kitaplar da oldu. Ben daha iyisini yazarım diye düşündüm. Çok basit ve hep birbirinin tekrarı olan, bir temele oturmayan kitaplardı bunlar.

Sonuç olarak almaya niyetin varsa kişisel gelişim adı altında satılan kitapların bir kısmının faydalı olabileceğini düşünüyorum. 

Yani bazı kişisel gelişim kitaplarının işe yaradığını söyleyebilirim.

Kapı, Magda Szabo

Kitap grubumuzla Doğu Avrupa edebiyatına biraz daldık. Mutlaka okumalıyız dediğimiz yazarlardan biri Magda Szabo oldu. Kapı romanı Budapeşte de geçiyor. Romanda iki kadın karakter başrolde; bir kadın yazar ve yaşını tam olarak öğrenemediğimiz ama oldukça yaşlı olduğunu düşündüğümüz bir hizmetçi. Başlangıçta hiç anlaşamayan ikili zamanla birbirlerinin huyunu öğrendikçe biraz açılmaya başlıyorlar. Ancak başına buyruk bir karakter olan hizmetçi yani Emerenc çok ilginç bir karakter. Romanı okurken bazen yazara bazen de Emerenc'e epey sinir oldum. Ben olsam böyle yapmazdım ya da şöyle derdim diye düşündüğüm de oldu. Sırf bu yüzden bile başarılı bence.  Okuyucuyu romanın içine çekip üçüncü bir kişi gibi hissettirebiliyor. Arka planda savaş sonrası Macaristan'ın acılarına da şahit oluyorsunuz. Kapı aynı zamanda yazarın yarı otobiyografik romanı olarak da biliniyor. Okuması zor değil. Ancak yer yer kısa tekrarlar biraz yordu.  Yine de tavsiye ederim.

Çarşamba, Aralık 17, 2025

Manipülasyonla Baş Edebilmek İçin Tavsiyeler

 Oldukça zor ve son zamanlarda çok konuşulan bir konu.  Benim şahsi deneyimime göre fikrim manipülatif insanlarla baş etmeye çalışmamak yönünde. Çünkü bu mümkün değil. (En son söylemem gerekeni başta söyledim. Nedenlerini açıklayacağım.)

Manipülasyon kısaca bir kişinin başka bir kişi veya grubun duygu ve düşüncelerini gizli veya dolaylı yollarla yönetmeye çalışması durumudur. Manipülatif insanlarla ilgili sık sık şu sözleri okurum; sizi olduğunuzdan farklı göstermeye çalışıp çileden çıkarırlar ve sonra da "bak işte tam dediğim gibi biri" demeye başlarlar. Bu çok doğru.

Bu konuda okuduklarım ve maalesef yaşadıklarımdan sonra anladıklarımı madde madde açıklamaya çalışacağım;

-Öncelikle manipülasyon yapan insanlar bunu herkese yapmazlar. Kendisini onaylayan, kendisine bağlı olduğunu bildiği ve risk teşkil etmeyen kişilere yapmazlar. Onlar kendi grubundadır zaten. Manipülasyonu, her dediğini kabul etmeyecek ve hatta kendisindeki eksikleri fark ettirecek kişilere yaparlar. Kendisine biat etmeyen insanlara yaparlar. Evet arkadaşlık ilişkisinde ve hatta evlilikte de biat etmek bazı kişiler için önemlidir. Manipülatif insanlar çevresinde, dediği her şeyi onaylayan bir grup arkadaş tutarlar her zaman. Bunlara karşı da çok iyidirler hatta. 

-Manipülasyonda usta insanların en iyi yaptığı şeylerden biri de seni görmezden gelmek, ilgilenmiyor, size dair bir şeyi merak etmiyormuş gibi davranmaktır. Oysa bunun seninle hiçbir ilgisi yoktur. O seni görmeye o kadar tahammül edemiyor ki, varlığın bile onu o kadar rahatsız ediyor ki seni kasıtlı olarak görmezden geliyor ve bu onun iç dünyası ile ilgili baş edemediği şeyleri gösteriyor. O yüzden üzerine alınma.

-Manipülasyon yapan insanlar biri kendini övdüğünde  veya iyi bir şey söylediğinde bunu önemseyip kabul ederler ama biri seni övdüğünde öven kişinin pek de güvenilir olmadığını ima ederler. Yani ne yaptığı belli olmayan dengesiz biri sizi övmüştür. Zaten önemsizdir. Ama ona gelen övgüler çok yerinde ve doğrudur.

-Manipülatif insanlar haklı çıkmak için gerçeği öyle ince ustalıkla çarpıtırlar ki "bence buna hiç bulaşmayayım, içinden çıkmaya çalıştıkça girdaba sürükleniyorum" hissine kapılırsınız. Bırakmak en iyisidir. Ona ve çevresindekilere kendininiz anlatmaya çalışmayın. Neye inanırlarsa inansınlar. 

-Manipülatif insanlar özgün kişilere ayrıca sinir olurlar. Sakin olup umursamamak ve bildiğini yapmaya devam etmek en güzelidir. 

-Manipülatif insanlar herkesin davranışlarını yorumlamaya bayılırlar, her davranışa bir anlam verip etiketlerler. Oysa kendimiz dahil insanları tanımak çok zordur. Kişiyi bir davranışı ile değerlendirmek yanlıştır. Onun özel hayatını, ne yaşadığını kimse bilemez. Yanlış bir davranış yapabilir. Ama "onu bundan yapıyor, o zaten şöyle biri" gibi yorumlara bayılırlar. Hatta bunu iyi niyet çerçevesinden yapıyor gibi görünürler.

-Manipülatif insanlar çok basit konularda bile üstünlük kurmaya, heves kaçırmaya meyillidirler. Tatile bir yere gitmekten bahsedersin ince ince orayı kötülerler, bir yazarı sevdiğini söylerin  o yazarın olumsuz bir kişilik özelliğini anlatırlar. Gerçek hayal ve planlarınızı bu kişilerin olduğu ortamlarda açıklamayın. Kendinize saklayın. 

-Manipülatif insanlar bazı cümlelere başlarken haklı olduklarını ve en iyi kendisinin bildiklerini garantiye alarak konuşmaya başlarlar.  Mesela bir kişi vefat etmiştir. "ben en yakınım vefat ettiği için bunun nasıl bir duygu olduğunu biliyorum... "diyerek başlarlar. Yani sen bu duyguyu bilemezsin, ne desen boş, tecrüben bile yoktur. Oysa hiç kimse ve hiçbir deneyim aynı değil, hiçbir kayıp kıyaslanamaz, hiç bir yas karşılaştırılamaz. Böyle konuşmaya başladıklarında tepkisizce dinleyin onaylamayın. 

-Manipülatif insanlara laf anlatmak zordur hatta imkanızdır. Ben bir kaç kez denedim ama sakin sakin olayı çarpıtması karşısında sinirlendiğim için bıraktım. Zor ama bırakmak en doğrusu. Zaten seni anlamaya asla niyeti olmayan birine kendini anlatamazsın. Ne düşünürse düşünsün. Kendi küçük zaferlerine sevinsin dursun. Çünkü onlar için iletişim ve diyalog kurmak demek küçük zaferler kazanmaktır.

-Manipülatif insanlar daha önce yaşadığınız küçücük bir şeyi, aranızda geçen önemsiz bir diyalogu bile unutmayıp bunu aylar sonra yeri gelmişken laf arsına sokuşturup seni yenmeye çalışırlar. Olay, örnek farklı olabilir ama "ben sana demiştim aslında"  (yani sen anlamadın veya bana hak vermedin ama ) demek isterler ... Hep haklılık peşinde koşarlar. Yani kurnazdırlar. Ama kötü niyetli bir kurnazlık. Hatta başkalarının örnekleri üzerinden bile size ders vermeye çalışırlar. Onları tanıdıkça cümlelerdeki alt anlamları daha iyi çözersiniz. Çünkü onların tek amacı kazanmaktır. Nasıl bir çocukluk yaşadıklarını bilemezsiniz. O yüzden boş verin. 

-Manipülatif insanlar kendilerini anlatmayı, eşlerini ve çocuklarını ve hatta arkadaşlarını övme fırsatını hiç kaçırmazlar. En iyi aile onlarındır, en iyi arkadaşlıklar ondadır. Küçük küçük alttan alta ego tatmini yaşarlar. Asla hata yoktur, asla kötü bir insan yoktur hayatlarında. Oysa bu bile ne kadar zavallı ve  hastalıklı bir zihniyet olduğunu gösterir. 


-Manipülatif insanlar senden beklediği onayı ve yakınlığı göremeyince senin pek de anlaşamadığın vasat kişilerle daha iyi anlaşırlar. Hatta o kişiyle arkadaşlık kurup samimiymiş gibi davranabilirler. O kişiyi yüceltirler. Sana karşı onunla sessiz bir ittifak kurarlar. O ne yapsa beğenir ve onaylarlar. Hatta senin küçücük bir davranışını anlamaya bile çalışmazken, o diğer vasat kişiyi her haliyle onaylarlar.  Bunun farkında olursan güler geçersin. Ama farkında olmazsan, anlamazsan "bu nasıl olabilir, bu ikisi ne alaka " der durursun. Manipülatif insanlar bunu bence bilerek yapmazlar sana karşı "düşmanımın düşmanı benim dostumdur" ilkesini uygularlar. Bu onların kişiliğinin bir parçasıdır. Hem de aynı frekansta olanlar birbirini çeker. 

-Manipülatif insanlar kendi yaptıklarını çok iyi kapatıp seni suçlu gösterme konusunda da uzmandırlar. Onu onaylayan insanlar genelde yüzeysel olan tipler olduğu için, çevresinde hemen ona inanan 2-3 kişi bulabilirler. Böyle zamanlarda şunu unutma; bazen zafer haklı çıkmak değil kendini korumaktır. Sen iç huzurunu koru, bırak kaçtı desinler. Her kavga durup savaşılacak kadar değerli değil. 

-Manipülatif insanlar bazen sizi övüp iltifat edebilirler. "Çok haklıydın, doğru yaptın , seni çok takdir ettim bu konuda vb." cümleleri kurabilirler şaşırmayın. Özellikle bunu başkalarının yanında yaparlar. Neden mi? "Bak ben haklıysa haklı diyorum, doğru yaptığını zaten görüyorum" algısını yükseltip eleştirdiklerinde de haklı oldukları savını güçlendiriyorlardır. Bunun farkında olursanız onun övgüsüne de yergisine de pek takılmazsınız.

-Haklı çıkmaya çalışmak, son sözü söylemek, herkesi ikna etmek bunlar ego savaşlarıdır. Kendini açıklamak zorunda hissettiğin, enerjini emen insanlardan kaçarak aslında kendini seçmiş oluyorsun.  Seni anlayan zaten anlıyor diğerleri önemli değil. Değer verdiğin kişilere odaklan sadece.

Birisi sana cesur derken diğeri korkak olarak görecek, birisi seni güçlü görürken diğeri zayıf diyecek, birine çok iyiyken başkasına kötü olacaksın. Hiç kimse senin nasıl olduğun konusunda hemfikir olamayacak çünkü herkes seni kendi bakış açısıyla görecek. 

Bu konuda yazılmış kitaplar ve güzel podcaslar var. 

Berberin Oğlu, Gerbrand Bakker

 

Bu roman bu yazarın okuduğum üçüncü romanı. Üçü de çok iyiydi.

 Hollandalı yazar basit insan hikayelerinde saklı derin acıları ve yalnızlıkları çok iyi anlatıyor.
Berberin Oğlu, dedesi ve babası berber olan Simon'un hikayesi. Simon'un babası henüz o anne karnındayken bir uçak kazasında ölmüştür. Yıllar geçmiş ve Simon büyükbabasından kalan berber dükkanında çalışmaktadır. Simon, yıllardır merak etmediği bu kazayı araştırmaya başlar. Araştırdıkça kafasındaki sorular artmaya başlar. Aslında roman boşlukta kalmış Simon'un kendini arama çabasıdır.
Yazarın dili akıcı. 
Gül Özlen çevirisiyle.