Cuma, Mart 14, 2014

Ankara Gezisi

Ankara 'ya hep okul gezileri veya yüksek lisans yaparken kütüphane ve meclis arşivi taraması için gittim. Bu kez üç günlüğüne gezmek için gittik. Anadolu Medeniyetleri Müzesi bu şehirde en çok sevdiğim yer. Ondan daha önceki bir yazımda bahsetmiştim. Gerçekten havasını, müze planını ve sergilenen eserleri bir daha bir daha incelemeyi çok seviyorum. Çıkışta da satış kısmından objeler ve kitaplar bakmayı. Çok yorulursam kafeteryasında bir kahve eşliğinde dinlenmeyi...
Neyse bu yazımda ordan bahsetmeyeceğim.
Biliyorsunuz Ankara'da görülmesi gereken yerlerin başında Anıtkabir ve eski Meclis binaları geliyor.
Anıtkabir'in yapımı 1950-1953 yılları arasında sürmüş. Yapımında, dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen gözenekli, çeşitli renklerde traverten, mozole içi kaplamalarında ise mermer kullanılmıştır. Bu mermer ve travertenler yurdun dört tarafından getirilmiştir.
Anıtkabir; Aslanlı yol, tören alanı ve mozoleden oluşuyor. Aslanlı yol ziyaretçileri Ata'nın huzuruna hazırlamak için,özellikle aralıklı taşlardan ve çok hafif bir eğimle yapılmıştır ki burada yürürken önünüze bakmak zorunda kalıyorsunuz.262 metre uzunlukta ve iki yanında Oğuz Boylarını temsilen 24 aslan heykeli vardır. Bu da bilinçli olarak yapılmıştır.
Anıtkabir'de bayrak direğinden yerdeki kilim desenli taşlara, kulelerden,mozole kısmına her şeyin ayrı bir anlamı ve önemi vardır.
 Müze kısmı da mutlaka görülmelidir.






Eski meclis binaları yani, I ve II.Meclis binaları mutlaka görülmeli. İkisi de Ulus'ta. İnşa edildiği ilk yıllarda çevresinde ne bir ağaç ne de bir ev olmayan ilk meclisin, o soba ile ısınan, ahşap sıraları olan ana salonu beni çok etkiler. I.BMM binası Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak da biliniyor. Bu bina Ankara taşından (andezit) yapılmış ve 1920'de meclis toplandığında henüz inşaatı bitmemiş, halkın çabaları ile tamamlanmıştır. Sıralar Ankara Öğretmen Okulu'ndan, gaz lambaları ve soblara civardaki kahvehanelerden getirilmiştir.



Mimar Vedat Tek tarafından yapılan ikinci meclisin salonunda bulunan, Büyükerşen'in yaptığı balmumu heykeller mutlaka görülmeli. Adeta tarihten bir an canlandırılmış.
Ana salonun dışındaki odalarda sergilenen eşyalar.






Yüksek merdivenleri, Ankara'ya hakim bir tepeden bakan güzel binası ve önündeki büyük bronz Atatürk heykeli ile mutlaka görmeniz gereken diğer bir yer de Etnografya Müzesi'dir. Biliyorsunuz Atamızın naaşı Anıtkabir'e nakledilene kadar bu müzede geçici olarak kalmıştır. Girişteki holde bu bölümü de görebilirsiniz.Müzede birbirinden güzel el sanatları ve halk bilimine ait örnekler sergilenmektedir.




Buralara kadar gelmişken İnönü ailesinin evini yani Çankaya'da bulunan Pembe Köşkü'de görün. Evin alt katı müze olarak ziyaretçilere açık. İnönü'nün 1973'te ölümüne kadar 48 yıl yaşadığı bu evde mobilyalar aynen duruyor.1924'de bir bağ evi olarak satın alınmış. İçinde İnönü ve eşi Mevhibe hanımın özel davetlerde giydikleri kıyafetler, hediyeler ve yemek takımları da sergileniyor.



Bir okul gezimizde,beş yıl önce bu evi bize Özden İnönü gezdirmişti. Çok kibar ve hiç yorulmadan her şeyi anlatmış hatta öğrencilerimizde çok ilgi uyandırmıştı.

Son olarak buralara gelmişken Ankara Kalesi'ne çıkmadan ve ordan inerken çıfıt çarşısını dolaşmadan olmaz.
Bizansılar zamanından beri olduğu ama ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen kale Altındağ ilçesinde bulunuyor. Burdan yürüyerek Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne gidebilirisniz. Hemen biraz aşağıda..
Ankara'da ne yedik peki? Düveroğlu'nun meşhur döneri, Ciğer52'nin ciğeri ve hepsinden güzeli halamın nefis yemekleri...


1 yorum:

Buket dedi ki...

etnoğrafya müzesi bizim okulun tam karşısındaydı. her öğlen bahçesinde otururduk..