Cuma, Ekim 24, 2014

Anneannemden Bana Kalan

Anneanneler özeldir. Annelerimizin kokusunu taşırlar.
(Ben illa bir erkil olacaksak ataerkil olmayı değil anaerkil olmayı savunuyorum. Kan bağının erkekten erkeğe değil, doğum yoluyla kadından kadına geçtiğini düşünüyorum.Alışkanlıklar, ailenin yapısı vb.özellikler de kadının anasından öğrendiklerini uygulamasıyla aktarıldığı için anaerkiliz aslında görünürde öyle olmasak da. Eski Türklerde olduğu gibi.)

Neyse konuyu dağıtmayayım. Anneannemden bahsedeceğim biraz.
İnce uzun ve zayıf biri idi. Zayıflığı genetik miydi bilmiyorum ama şeker, kalp, tansiyon vs. hastalıklarının pek çoğu onda olduğu için yediklerine de dikkat ederdi. Yüz ifadesi, çok komik veya çok çok kızacağı bir durum olmadığı sürece hep aynıydı. Yani bakışlarından çok şey anlamazdınız. Konuşması gerekirdi. Başındaki siyah örtüyü evde dolaşırken iki yanından sarkıtır ancak dışarı çıkacağı zaman önden bir düğüm yapardı. Akşam olup yatma vakti yaklaştığında odada olanları umursamadan odanın içinde geze geze yavaş yavaş soyunmaya başlar, uzun don ve içlik olarak giydiği geceliği ile kalırdı. Sık sık elleri arkasında gezinirdi. Her odada olan durumdan haberdardı. Dayımlarla birlikte yaşardı. Biz oraya gittiğimizde gençler arka odada toplanırdık (bazen de balkonda) pat diye odaya dalıp elinde sigara ile yakalananlara yine o sabit bakışı ile bakardı. Bu durum bize komik geliyordu tabi ama kuzenlerime öyle gelmiyordu..
Dedem televizyonda hiçbir haberi kaçırmazdı, anneannem de öyle. Ama televizyona bakmadan. Başka şeylerle ilgileniyor gibi görünür ama tek kelimeyi kaçırmazdı. Bu kadar keskin bir hafızaya sahip birini daha görmedim. Ben çalışmaya başladığımda maaşımı sormuştu bana, (ve tüm tanıdık ve torunlarına tabi) yıllar içindeki zamlarımla beraber -ki ben çoğunu unutmuştum- kuruşu kuruşuna aldığım parayı bilirdi. Her şeyi bilir ve aklında tutardı. Sanki beyin jimnastiği yapıyor gibiydi. Kuzenim hep anlatır, yanında bulmaca çözerken "bilmem nerenin devlet başkanı" gibi bir soruyu yüksek sesle düşünmüş anneannem cevabı pat diye söyleyivermiş. Kuzenim şaşkınlıktan donakalmış.
Tabi pek çok yaşlı gibi örgü örerdi. Çetik,eldiven, çorap,küçük heybe ve bebek yelekleri örerdi. Örgüleri genelde desenli ve modelliydi. Çorap ve heybeler kilim desenliydi. Örgü örmeyi anneannemden öğrendim ben. Yakınında örgüsüne ilgi gösteren birileri varsa tarif etmeye başlardı hemen. Yanına otururdum arada bir bana uzatarak anlatırdı nasıl yaptığını. İncecik iplerle eldivenler yapardı. Ya da çantalara takmalık minicik eldivenler. Beş şişle çorap örerken şişleri nasıl tuttuğunu ve desenleri nasıl renk renk oluşturduğunu anlatırken sürekli "ipini kip tut" derdi. Bol örgüye tahammülü yoktu. Küçücük bir hatada dahi koca örgüyü üşenmeden sökerdi. Şimdi anlıyorum vakti o kadar çoktu ki hiç acelesi yoktu.. Geçenlerde ben de örgü örerken parmaklarımın ne kadar anneme ve  anneanneme benzediğini fark ettim. Onun parmakları daha ince ve beyazdı sadece.Tırnaklarımızın yapısı bile aynıydı..
Bazı fiziksel özelliklerimiz ve tavırlarımız nesilden nesile aktarılıyor. Yorulunca ayaklarını duvara yaslama huyu anneannemden bana geçmiş. Sürekli bir şeyle ilgilenmek ve boş duramamak da öyle..
Bizim evlenmemizi çok isterdi. 18 yaşından itibaren daha çok düğüne gitmemiz gerektiğini söylüyordu. (Düğünde bulurmuşuz bir koca :-))  Bordo bir bebek yeleği ördü ve anneme verdi yıllar önce. Ben daha üniversitede okuyordum. Bizim duyacağımız yüksek sesle "hangisi önce evlenir ve kızı olursa bu yeleği ona ver" demişti. Ben önce evlenmedim ama ilk kız torunu yapınca yelek benim oldu. Kızım bir yaşlarındayken birkaç kez giydirebildim. Bir daha ki kışa küçük geldi zaten.Ondan hatıralarımın arasında durur. Üstteki fotoğraftaki küçük kutu da çaylarına attığı tatlandırıcı için sürekli yelek cebinde taşıdığı kutuydu..
Onunla ilgili anılarımızı anlatır gülümseriz bazen..

4 yorum:

Deniz dedi ki...

Babaannemi hatırladım bazı yerlerde. O da hiç kaçırmazdı haberleri. Her şeyden haberi olurdu, herkesi bilirdi.
Anneannenizden böyle hatıralar kalması ne kadar güzel. Umarım bizler de çocuklarımıza, torunlarımıza güzel hatıralar bırakmayı biliriz.
Sevgiler.

Fatos Kesici dedi ki...

Bize en son gelişinde ( ölmeden önce ) hastaydı hem de çok hastaydı. Bir gün televizyon seyrederken birden kalktı ve ben sana çorap örmedim dedi. Ben de hayır ördün dedim. Bir sürü isim saydı (hepsi torunlar tabi) bunlara ördüm sana örmedim dedi. Ben gene hayır bana da ördün dedim. Bana ördüklerini tek tek saydı:"Ben sana heybe ördüm iki çift süslük eldiven ve yine süs için çorap ördüm, dört çiftte patik ördüm ama büyük uzun çorap örmedim." Sonra ben evi aradım taradım hakikaten örmemişti. Boşver örme hastasın zaten yat dinlen dedim. O'da ben artık iyileşmem ölürüm, eğer sana çorap örmeden ölürsem gözüm açık giderim dedi. Çorabı ördü, bir ay sonra da kaybettik. O kış hava acayip kötü oldu ben ki hiç bu tür şeyler giymem o kış babaannenin ördüğü patikleri giydim ama çoraplara kıyamadım.Paylaştığın fotoğrafın aynısını bir farkla paylaşabilirim, bende şeker kutusu yok.

melda dedi ki...

Fatoşçum çok duygulandım, sağol paylaşımın için

melda dedi ki...

Umarım Deniz bizim de çocuklarımız ve torunlarımıza böyle hatıralarımız kalır