Çarşamba, Ocak 20, 2016

Martin Eden, Jack London

Okumak istediğim kitaplar listesi hep yenileniyor. O kadar çok güzel kitap var ki. Ben birde bu listeye "mutlaka okunması gereken" kitapları da yazıyorum. Örneğin bu kitaptan sonra başladığım Don Kişot. Bunu bence kitap okurum diyen herkes okumalı. Çünkü Don Kişot'tan sonra çıkan her iyi yazarın Don Kişot'tan etkilenmemesi mümkün değil deniyor. Bir çok yerde bu kitaptaki sözlere göndermeler var. O nedenle "okunmalı" diyorum. 
Her neyse. Bu romana dönecek olursak, Jack London'un burada kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak Martin Eden'i yazdığı söyleniyor. Martin eğitim görmemiş, denizci bir gençtir. Ruth ise varlıklı bir ailenin üniversitede okuyan kibar ve güzel kızı. Martin Ruth'un ağabeyine bir yerde yardımcı olur ve onu eve teşekkür için davet ederler. Martin onların yaşam şeklinden ve Ruth'tan öyle etkilenir ki bunu düşünmeden edemez. Kendi içinde bulunduğu dünyayı ve bunların yaşam şeklini kıyaslar durur günlerce. Ruth'a da aşık olmuştur bu arada. Kendi eğitimsizliğini, kabalığını kıyaslar onlarla. Okumayı seven bir gençtir. Kitabın bundan sonraki bölümlerinde sevdiği kızdan her öğrendiği cümleyi bir sünger gibi çeken, günde beş saat uyuyup sabahlara kadar kitap okuyan Martin'i görürüz. Sonra iyi bir yaza olmak istediğini fark eder ve yazmaya başlar. Çok zor günler geçirir. Kalanını anlatmayayım. Özellikle yazarlıkla ilgisi olanlar ya da bir amaca ulaşmak isteyenler okumalı. Dil ve anlatımı sade. Zevkle okuyacaksınız.

Salı, Ocak 05, 2016

İş Bankası Müzesi, İstanbul

Eminönü'nde bulunan bu müzeyi eminim her gün yakınından geçen pek çok kişi bilmiyordur veya bilse de içine girmemiştir.
Bu bina 1892'de hizmete giren postahane binasıymış aslında. Sirkeci'deki büyük postane yapılıp oraya taşınınca 1927'de İş Bankası'na devredilmiş.
2004 yılına kadar İş Bankası Yeni Cami şubesi olarak faaliyet göstermiş. 2005'de müze haline getirilmesine karar verilmiş.

İçinde 80 yıl bankada kullanılmış eşyalar var. Soğuk damga, daktilo, bekçi lambası, kopyalama makineleri, telefonlar gibi. Giriş katı, bankolarıyla aslına sadık olarak bırakılmış. Bodrum katta para kasaları, para desteleme makinesi gibi pek çok ilginç şey var. Bu bölümün Neredeyse bir metre kalınlığındaki kapıları da çok ilginç.

Türkiye'de tasarruf bilinci İş Bankası'yla başlamış. Kumbara Türkiye'de bir İş Bankası icadıdır. Halkın tasarruflarını yastık altından banka kasasına çekmek o günün koşullarında gerçekten güçmüş. Bankanın ilk çalışma yılında sadece 96 kişi tasarruf hesabı açtırmış.
Müze binasının maketi.

Atatürk'ün evraklarından biri.

Kasaların olduğu bölmeye giderken koridor...
Kişisel kasalardan biri.

Müzede çocuklar için eğitim de veriliyor. Oyunlarla işletme kurmak, tasarruf yapmak, mal alıp-satmak, üretim gibi kavramlar öğretiliyor.

Pazartesi, Ocak 04, 2016

Keçe Kapı Süsü

Keçe gerçekten çalışması kolay bir malzeme, kaymadan kesebilirsiniz. Dikiş hatası belli etmiyor. Elde dikilmesi kolay ve ister yapıştırın ister dikin pek çok malzemeyle de kullanabiliyorsunuz. Arkadaşım yeni evine taşındığı için böyle bir yılbaşı hediyesi yapmak istedim. Pinterestte buldum modeli. Baykuşların hafif dolgun olması için elyaf doldurdum. Starforun üstüne yapıştırıp yanlarını da kurdele sardım ve askı yaptım. Hepsi bu. Uğraşması zevkli.

Çarşamba, Aralık 30, 2015

Etamin Lavanta Keseleri

Arkadaşlarıma yılbaşı hediyesi olarak yaptığım bu keseleri aslında mini yazlık çanta için tasarlamıştım. Ama yılbaşına kısmetmiş. İçlerini lavanta ile doldurup bir köşesine kurdeleden askı yeri yaptım. Dolap içlerine askılara takıp giysilerini lavanta kokusu sarsın diye.

Zamanın Kısa Tarihi, Stephen Hawking


Uzun zamandır aklımda olan ve okumam gerekir dediğim kitaplardandı. Bir roman değil. Evrenin oluşumunu eski filozofların tahminlerinden, bilim adamlarının araştırmalarından günümüze kadar açıklayan bir kitap bu. Herkesin anlayacağı bir dille yazılmış. Ancak çok ilgimi çekti mi? hayır. Bilimin bu alanı ile çok ilgilenmiyorum doğrusu ama yine de gerçekten merakımdan okudum ve Hawking'in ne kadar duru bir dille ve benzetmeler yaparak açıklamaya çalıştığını görüp çok takdir ettim. 
Konu çok ilgimi çekmese de biraz fikir sahibi olmam gerektiğini düşünüyordum. Bu konuyu derinlemesine bilenlere sıkıcı gelecektir ama benim gibi yüzeysel bilenlere ilginç geleceği bölümleri var.(kanımca gençlerin bu konuya ilgi duyması için yazılmış)
Uzay, galaksiler vb konulara az da olsa merakınız varsa kaçırmayın derim.
Stephen Hawking, bilim dünyasının en parlak teorisyenlerinden birisidir. Aynı zamanda astronom, fizikçi, evrenbilimci, teorisyen ve yazardır. 
Orijinal adı A Brief History of Time olan bu eseri yayınlandığı ilk günden bu yana uluslararası kapsamda 10 milyondan fazla satmış ve yaklaşık 40 dile çevrilmiştir.
Zamanın Kısa Tarihi, insanın sürekli olarak aklında olan evrenin nereden geldiği, nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı, sonunun gelip gelmediği gibi belirli sorulara yanıt vermektedir. 

Cuma, Aralık 25, 2015

Ahşap sunum tahtası

Ahşap boyamak her zaman hoşuma gitmiştir. Sunum tahtası boyamak da ayrı bir zevkli. Elimde malzeme oldukça taş, kumaş, ahşap boyuyorum.
Boyamadan önce kurşun kalemle hatları hafifçe çiziyorum. Boyalar kuruduktan sonra mat cila ile bir kat cilalıyorum. Çünkü bu tahtada peynir, kurabiye veya kahve servis edilebilir. Leke kalmadan uzun zaman kullanmak için en az bir kat cila fena olmaz. 
Kullanmaya kıyamayıp duvara asmayı da isteyebilirsiniz.


Perşembe, Aralık 24, 2015

Göçmüş Kediler Bahçesi, Bilge Karasu

Eğer yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Bilge Karasu okuyorum. Daha önce hep aklımın bir köşesinde "okumalısın" dediğim yazarlardandı. Hakkında hep övgüler duymuştum.
Bu bir öykü kitabı.
İçindeki en sevdiğim öykü ise Barış Pirhasan'ın filme çektiği Usta Beni Öldürsene (aslında e ayrı yazılmış). "Analarının ölüsünü törenle kaldırabilmeleri için çocukların sağ kalması gerekir. kalmadıkları da görülür ama.” Bu öykünün ilk cümleleri. İnsanların yüzünde ölümün işaretlerini gören bir cambaz çırağı baş roldedir.
Bütün öyküleri masalsı ve ayrıntılardan kopmadan dikkatle okunmalı. Hepsinde incelik var. 12 bölümden oluşan kitapta Karasu, bireyin sorunlarına ağırlık vermiş, onun günlük hayatındaki açmazlarını işlemiştir. Her insanın hayatında en az birkaç kere kafasından geçirdiği ya da yaşadığı (sevgi, dostluk, yalnızlık, tutku, inanç/inançsızlık, korku ve ölüm gibi) kavramları imgesel bir dille anlatır. Yazar günlük hayattan bahsettiği için, hikayedeki kahraman ya da kişilerde kendinizden parçalar bulursunuz. Hani çok katmanlı derler ya, öyle bir anlatım. O yüzden okunması çok da kolay değil.
Ama dilinizde tat bırakır.

Çarşamba, Aralık 09, 2015

Ay ve Şenlik Ateşleri, Cesare Pavese

İlk kez okuyorum ama methini çok duymuştum. Hüznü,acıyı en iyi anlatan yazarlardan olduğunu biliyorum.
Pavese İtalyan edebiyatının ustalarından biridir. Yaşamına kendi son vermiştir. (Bu ara intihar etmiş veya hazin bir şekilde ölmüş yazarlar okumaktayım, öyle denk geldi)
Bu romanda II.Dünya Savaşı'nın hemen ardından doğduğu ve büyüdüğü köye dönen ve çocukluk arkadaşı Nuto ile görüşen, anıları canlanan Anguilla baş rolde. Hatırladığı geçmişi kadar şimdi köyde yaşananlar da acıdır. Özellikle Valino çok etkileyici idi.
..."O zamanlar büyümenin ne demek olduğunu bilmezdim, zor işlerin üstesinden gelmek olduğunu sanırdım, bir çift öküz satın almak, üzümün ederini belirlemek, biçerdöveri çalıştırmek gibi. Büyümenin çekip gitmek, yaşlanmak, ölümlere tanık olmak, Mora'yı şimdiki gibi bulmak olduğunu bilmiyordum. Kendi kendime, Canelli'ye gitmezsem, bayrak yarışını kazanmazsam, bir çiftlik satın almazsam, Nuto'dan üstün olmazsa, bir köpeği çiğ çiğ yerim derdim. Sonra Sor Matteo ile kızlarının arabasını düşünürdüm. Taraçayı. Salondaki piyanoyu. Şarap fıçılarını, tahıl ambarlarını. San Rocco Panayırı'nı.Büyümekte olan bir çocuktum." syf.78
Pavese bu romanı 1950'de bitirmiş. Bildiğim kadarıyla bu son romanıymış. Geçmişle hesaplaşmayı, bir yere ait olamamayı sorgulayan güzel bir kitap bırakmış.

Salı, Aralık 01, 2015

Balat Gezisi-2

İstanbul'un her yeri her an değişebilir. Bu çok iyi bir şey değil tabi. Özellikle tarihi dokusu olan yerler bence yüzyıllarca aynı kalmalı ve korunmalı. Balat onlardan biri ama biz restorasyona yeni yeni başlayan bir millet olduğumuz için (doğru restorasyon mu yapıyoruz o tartışılır) iki sene görmediğiniz bir yeri tekrar dönüp dolaşıp gezmeniz gerekir. Bu kez yine plansız gezdim. Balat'ı seviyorum. Yeni mekanlar açılmış, onları da göreyim dedim.



Onlardan biri Cumbalı kahve. İlk durağımdı. Bir kahve içip öyle başlayayım dedim. Buradan başlamam çok iyi oldu. Bu küçük kahvenin sahibi Serhat ile tanıştım. Kendisini son beş yıldır bu çevreye ve tarihine adamış. Çok okuyor ve araştırıyor. Ahrida Sinagogu'nun tam karşısında. Hemen bir çırpıda çevredeki dini yapılardan ve özelliklerinden bahsetti. Tavsiye ederim. Eğer havasındaysa o gün sizinle bilgilerini paylaşır bence. Kahvesinde değişik Türk kahvesi çeşitleri de mevcut. İç dekorasyonu da çok güzel ve sahibi her şeyi kendi elleriyle yapmış.
Buradan çıkıp Balat Cafenin de köşesinde bulunduğu evlerin dış cephelerinin yenilenip boyandığı merdivenli sokağa gittim.

Ordan Forno Balat'ta gidip bir pide yedim. Çok hoş bir mekan. Pide ve lahmacunu ve ilginçtir kahveleri de güzel.



Ara sokaklara gire çıka Vodina Caddesi ve tepedeki Özel Fener Rum İlköğretim Okulunun çevresini gezdim.

Yıldırım Caddesinde bulunan Eskici Naftalin, Maide Cafe vs görmeden de dönmedim. (Maide üzerinde yemek bulunan masa demekmiş. Dekorasyonu çok güzel)






Fener Rum Patrikhanesi ve Aya Yorgi Kilisesi


Fener Rum Patrikhanesi Ortodoks kilisesinin başpiskoposluğudur. İstanbul’da Fener semtindeki Aya Yorgi kilisesinde bulunduğu için Türkiye’de Fener Rum Patrikhanesi adıyla anılmaktadır.Birinci Constantinus’un Roma İmparatorluğunun başkentini Roma’dan Bizansa taşıması ve şehre Konstantinopolis (İstanbul) adını vermesiyle buradaki kilise başpiskoposluk mevkiine yükseldi.(MS 4.yy)

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u aldıktan ve Ayasofya’yı da camiye çevirdikten sonra Ortodokslara dini hayatta serbest olduklarını, bir patrik seçerek patrikhanenin faaliyete geçirilmesini bir fermanla bildirir. 1453-56 yılları arasında bugünkü Fatih Camiinin bulunduğu yerdeki Havariyyn Kilisesinde patriklik açılır. Daha sonra üç kez daha yer değiştirdikten sonra dördüncü ve son kez 1601'de patrikhanenin bulunduğu Aya Yorgi kilisesine taşınır .

Günümüzde aynı avluda bulunan patriklik binası,kütüphane, ayazma, müştemilat ve kutsal mür yağının üretim yeri de mevcuttur ve tabi ki (sanırım) onları gezemezsiniz. Ben de ikinci kez gelip Aya Yorgi'yi gezdim. Burası dışarısındaki sadeliğe tam zıt çok şatafatlı küçük bir kilise. Burada ilk yapı 12.yüzyılda inşa edilmiş Burç Kilisesidir. 1600' lerde yeniden inşa edilmiştir.(1700'lerde ve 1800'lerde yıkılıp yeniden yapıldığı veya genişletildiğine dair rivayetler vardır)İçinde Bizans dönemine ait mozaikler,kutsal emanetler, üç azizeye ait tabutlar ve 5.yy dan kalan patriklik tahtı var.

Kilisede ayrıca İsa'nın Kudüs'te zincirlenerek bağlandığına inanılan bir kutsal taş da bulunmaktadır.
12 sütun üzerine inşa edilen kilisede bu sütunlar havarileri temsil ettiği için üzerlerine tasvirleri yapılmıştır.