Salı, Temmuz 24, 2012

İstanbul Hakkında (pek) Bilinmeyenler

-İstanbul'daki en eski cami Galata'daki Arap Camiidir. 1300 yıllık bu cami İstanbul'u işgal için gelen ve bir süre burada kalan araplar tarafından yapılmıştır. Osmanlı döneminde yapılan ilk cami ise Eyüp Sultan'dır. Yapım yılı 1458.
-İstanbul'da hatta Türkiye'de yapılmış ilk ulusal anıt ise şişli'deki Abide-i Hürriyettir. 31 Mart Vakasında ölen hürriyet şehitleri anısına yapılmıştır. Top namlusu şeklinde yapılmış abide mermerden bir kaidenin üstüne diklemesine oturtulmuştur.

-İstanbul'da araba ile (tabiki at ile çekilen arabalar) gezmek 1850'lere kadar (padişah ve ailesi dışında) sadece şeyhülislam ve sadrazama verilmiş bir ayrıcalıktı. 1900'lerde yavaş yavaş bu ulaşım aracını halk kullanmaya başlasa da kadınların ve gayrımüslimlerin binmesi pek hoş görülmezdi.
-Beyoğlu ilk kez 1856-57’de aydınlatıldı. O güne dek İstanbul geceleri kapkaraydı. Sadece belirli günlerde ve Ramazan gecelerinde bazı meydanlar ile önemli geçiş yerleri, katrana batırılmış bezlerin yakılmasıyla aydınlatılırdı. (Haldun Hürel, İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Açık)
-İstanbul’da ilk otomobil, 1895’te Basra mebusu Zehirzade Ahmet Paşa tarafından kullanıldı.
-İstanbul'un hatta Türkiye'nin uluslararası standartlardaki en büyük deniz feneri Şile'de bulunan deniz feneridir.
-İstanbul'daki ilk hapishane Ayvansaray'dki Anemas Zindanıdır.
-İstanbul'da ilk kahvehaneyi 1552 (veya 1554) yılında Tahtakale'de Halepli Hakem ile Suriyeli Şems açtı. Kente ilk kahve de 1551 yılında getirildi.
-İstanbul'da ilk trafik kazası, 1912 yılında, bugünkü Şişli Camii önünde oldu. İtalyan elçiliğinin şoförü, bir Arnavuta çarparak yaralamış kazayı yaptıktan sonra kaçmaya çalışmış ama Pangaltı'da arabasıyla giderken yakalanmıştır.
-İstanbul'da İlk Türkçe ezan, 30 Ocak 1932 tarihinde Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camiinde ikindi vakti okunmuştur.
-İstanbul'da ilk grev, Beyoğlu telgraf işçileri tarafından 1872 yılında yapılmıştır.
-İstanbul'daki en büyük ahşap yapı Büyükada`nın en yüksek mevkiinde bulunan Rum Yetimhanesidir.
İstanbul'un İlkleri, İstanbul Hakkında İlginç Bilgiler

Cumartesi, Temmuz 21, 2012

Osman Hamdi Bey

Bazı insanlar vardır anlatmaya nereden başlayacağınızı bilemezsiniz...Osman Hamdi Bey onlardan biridir. Belki adını hiç duymadınız. Ben mesleğim gereği biliyorum ama herkesin bilmesini isterim. Günümüzde Osman Hamdi Bey gibilerine "girişimci" diyorlar. Ama o "kar elde etmek isteyen girişimcilerden" değil.
İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne hiç gittiniz mi? İstanbul'da oturup gitmedim diyorsanız bence mutlaka "yapılacaklar listesine" ekleyin. Osman Hamdi Bey günümüzdeki İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurucusudur. Türkiye'de müze binası olarak inşa edilmiş ilk yapıdır bu bina aynı zamanda. Kurmakla kalmamış buradaki pek çok eseri toplamıştır. 29 yıl müdürlüğünü yaptığı müzeyi dünyanın sayılı müzelerinden biri yapmıştır.
1883'te Nemrut Dağı'nda yürüttüğü keşif çalışması Osmanlı Arkeolojisinin dönüm noktası kabul edilir. Orada işçilerle beraber 10 gün kar küremiş ve müze için kalıplar yapıp fotoğraf çekmiştir.

1887'de Lübnan'daki Sayda'dan 17 lahitle dönmüştür ki meşhur İskender Lahdi ve Ağlayan Kadınlar Lahdi bunlardan ikisidir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yurtdışına öğrenim görmesi için yolladığı ilk dört öğrenciden biri olan (ve daha sonra sadrazamlığa kadar yükselecek olan) İbrahim Edhem Paşa'nın oğlu olan Osman Hamdi Bey, Paris'e hukuk eğitimi almak için gider ancak güzel sanatlara duyduğu ilgi nedeniyle resim ve arkeoloji dersleri alır. (oniki yıl kalır)
İstanbul'a döndükten sonra Saray Protokol Müdürü olur. Daha sonra 1875'de İstanbul'un ilk şehremini olur (ilk belediye başkanı)
Arkeoloji Müzesi'ne müdür olduktan sonra Osmanlı'daki eserlerin dışarıya kaçırılmasını engeleyecek yasalar için uğraşır. Arkeolojik kazıları tek elden yürütür.
İlk güzel sanatlar fakültesi sayılan Sanayi-i Nefise'yi açar. (şimdiki Eski Şark Eserleri Müzesi binasında) Günümüzde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi olarak devam eder.
Yaptığı resimlerle üne kavuşan Osman Hamdi Bey, figürlü kompozisyonlar ve porteler üzerinde çalışarak Türk resminde ilk kez figür kullanan ressamdır. Resimlerinde mimari detayları sık sık kullanır. Ayrıca çeşitli kıyafet ve pozlar ile çektirdiği fotoğraflarını çizimlerinde kullanır. En meşhur eseri Kaplumbağa Terbiyecisidir.(bu tablonun iki versiyonu vardır)

Hayatı "Gönlümdeki Osman Hamdi Bey" adıyla tiyatroya aktarılmıştır.(İStanbul Şehir Tiyatroları)

Cuma, Temmuz 13, 2012

İlhan Koman

Onu meşhur Akdeniz Heykeli'nden tanırsınız.

Çocukken evdeki dergilerden birinin kapağında görmüştüm bu heykelin fotoğrafını. Çok ilgimi çektiğini ve uzun uzun incelediğimi hatırlıyorum..

Bu güzel heykel sanatçı İlhan Koman'a ait. Bence İlhan Koman'ın çok etkileyici bir hayatı var. Kendisi yaşamının son yirmiüç yılını ailesiyle beraber İsveç'te Hulda adlı teknesinde geçirmiş.(1905 yapımı yelkenli bir kargo gemisi olan Hulda, adını Musevilikte bir tanrıçadan alıyor)Aynı zamanda Stockholm Güzel Sanatlar Akademisin'de ders de veriyormuş.  Eserlerinin çoğunu bu teknede yapmış. Ölümünün ve küllerinin çok sevdiği Baltık Denizi'ne serpilmesinin ardından, anısı ve eserleri bu gemi ile yaşatılıyor.

Koman'ın İsveç'te yaşayan sanatçı dostlarının yanı sıra, Türkiye'nin entelektüel çevresiyle de bağı her zaman çok kuvvetli olmuş. Hulda gemisi ülkemizden pek çok sanatçı ve yazarın İsveç'teki uğrak noktası haline gelmiş. Aşık Daimi, Aşık Nesimi, Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli Koman'ı teknede ziyaret eder, saz çalar türkü söylerlermiş.
İlhan Koman'ın çocukları, ailesi ve arkadaşları tarafından kurulan İlhan Koman Vakfı sanatçının ölümünün ardından 2009-2010 yılları arasında Hulda Festivali adında bir festival gerçekleştirdi. Bu festival kapsamında Hulda gemisi 2009 yılında Hollanda, Belçika, Fransa, Portekiz, ispanya, italya, Malta ve Yunanistan'a uğradıktan sonra 2010 yılında İstanbul'a geldi. Uğradığı tüm limanlar gibi burada kaldığı üç ay boyunca da gemide sergilenen eserler aracılığıyla ziyaretçiler, İlhan Koman'ın eserlerindeki sanat ve bilim buluşmasını gözlemleme imkanı buldu.
Bilim ve sanatı bir araya getiren eserlerinden dolayı kendisine Türk Da Vinci denilirmiş. Anıtkabir'deki rölyeflerden bir kısmı ona aittir.

bir evliya
İlhan Koman ki tıraşsız heykeltiraş
uçmağa doğru sakallı
elinde bombalarla bebekler
heykel gibi olmayan heykeller
taşınırdı garip maacir
güneyinden kuzeyine kutupların
battı batacak teknesiyle
varmak için Edirne'ye
Selimiye'ye...(Can Yücel)

Çarşamba, Haziran 27, 2012

Korsan Çıkmazı, Nezihe Meriç

"İşime öyle dalmışım ki, bir ara baktım, şaşılaştırdığım gözlerimle, sarkıttığım dudaklarımdan çocukluğum çıkmış gelmiş, yanıma oturmuş"
"Ha şöyle canım! Uzatıp bacaklarınızı oturun şimdi. “Aman usta bana bir şeyler getir. Kuzum. Ne getirirsen getir. Bir şiir getir, biraz deminki sevinçten getir, getir işte. Ve demli bir çay."
Hani derler ya "içinizi ısıtacak" işte öyle bir roman bu Korsan Çıkmazı..İlk satırlardan itibaren öyle.. Kitabı kardeşimden almıştım, ne zamandır kitaplığımda duruyordu. Yolda okudum çoğunu, zaten 154 sayfa.
Nezihe Meriç, eleştirmenlere göre, "toplu yaşayışlarda bile kendi iç yalnızlığını sürdüren genç kız ve kadınları anlatmadaki başarısı ve şiirli havasıyla" ön plana çıktı. Bu roman da öyle; birlikte büyümüş iki kızın evlenip çocuk sahibi olup beraber sürdürdükleri hayattan kesitler veriyor. Ama dediğim gibi içinizi ısıtarak bazen burarak; Sobada tıkırdayan çaydanlık, akşam olurken pencere önünde yapılan sohbetler, közlenmiş ateş dolu pirinç mangallar, kırmızı kareli örtüler, ısınmış gevrek çörekler, elma kabuğu ve susam kokusu...daha neler neler...
Çok beğendim, okumanızı isterim...
Öykü, oyun ve çocuk kitapları olan Nezihe Meriç, 1925'te dünyaya gelmiş. Çocukluğu Anadolu'nun değişik kentlernide geçmiş. Liseyi Eskişehir Lisesi’nde tamamlamış. İstanbul'da Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden bitirmeden ayrılmış. Piyano dersleri almış, Heybeliada İlkokulu’nda müzik öğretmenliği yapmış. Bir kızı var.
Korsan Çıkmazı ile 1962 Türk Dil Kurumu ödülünü almış olan bu çok değerli yazarımız 18 Ağustos 2009'da İstanbul'da hayatını kaybetti.
Nezihe Meriç ,Korsan Çıkmazı, YKY, İstanbul,2002.

Çarşamba, Haziran 20, 2012

Portekiz Turtası

Jamie Oliver'dan gördüğüm basit Portekiz turtasını geçen gün denedim, gerçekten de basit. Orjinali biraz daha uğraşı ister ama vaktiniz azsa bu tarifi yapın derim.

milföy hamurunu tarçınla yoğurun ve ince ince açın (elle de açılır) turta kalıplarına yerleştirip, çatalla birkaç delik açıp  8-10 dk 170 derece de pişirin. Kabaracaktır, çıkarınca elinizle ya da bir kaşığın sırtıyla bastırın. O piğşerken şu malzemeleriçırpın;
6 adet orta boy turta için;
-100 ml krema
-1 yumurta ve 1 yumurta sarısı
-1,5 yemek kaşığı esmer şeker
-limon kabuğu rendesi
-yarım çay kaşığı vanilya
bunları çırpıp fırından çıkan turtaların içine 2/3'ü nü dolduracak şekilde tatlı kaşığı ile paylaştırın. Tekrar fırına koyup, sık sık kontrol edin hafif pembeleşinceye kadar pişirin (son aşamada 1 dk ızgarada üstünü hafif yakabilirsiniz), isteğe göre karamel sos ile süsleyerek ılık servis edin.
Afiyet olsun...
Not: ben milföyü daha ince açabilirdim, beklediğimden biraz kalın oldu. Jamie gibi elimde açtım ama birdahaki sefere bardakla kesip şekil vereceğim.

Portekiz turtası tarifi

Salı, Mayıs 22, 2012

Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar

Biliyorum, okumak için biraz geç kaldım. Hele de Puslu Kıtalar Atlası'nı bu kadar çok beğenmişken. Neyse okudum işte. Tabi ki yine çok güzeldi.
Kitabın tamamına yakını eceli gelen Cezzar Dede ve ölümün birbirlerine anlattıkları hikayelerden oluşuyor. Her hikaye dedenin ömrünü bir saat uzatacak. Hikayeler çok güzel,çok eglenceli, zaten kitabın ilk 60-70 sayfasını bir solukta okudum ama okurken bir-iki hikayenin sonunun biraz nasıl diyeyim hızlıca geçiştirildiğini düşündüm. Yani baştaki o tempoyu sona doğru çok yakalayamadım. Yani baştaki hikayeler çok daha ilginç ve üzerinde düşünülmüş. Neyse, geneli çok güzeldi, zaten yazarın güçlü anlatımı yeter.
Efrasiyab'ın Hikayeleri Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenendi ama sanırım kitap kadar ilgi görmedi.
"...Akademiden belgelenip kovulduğu için simetri duygusu hakkıyla gelişmeyen heykeltıraşın ihmali sonucu, bu heykel aşağıdakilere daima yan yan bakar, talebeleri dehşete düşürürdü..."syf.18
 Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar,  İletişim Yayınevi

Pazar, Nisan 15, 2012

Brioche Ekmeği (Briyoş)


Bir zamanlar Fransa'da sarayda en çok tüketilen ekmek olan Briyoş biraz poğaçaya benzer tadı ile harika...
Malzemeler: 
  • 1/3 su bardağı ılık su
  • 1/3 su bardağı ılık süt
  • 2 yemek kaşığı kuru maya
  • 4 su bardağı un
  • 2 çay kaşığı tuz
  • 3 yumurta
  • 1/4 su bardağı şeker
  • 300 gram tereyağı, yumuşak ve küçük eşit parçalara bölünmüş.
  • Üstüne sürmek için bir çorba kaşığı su ile karıştırılmış 1 adet yumurta
1- Su, süt ve mayayı büyük bir kapta karıştırın ve 10 dakika bekletin.
2- Unu ve tuzu ekleyip biraz yoğurun. Yumurtaları teker teker ekleyin ve yoğurun.
3- Şekeri ekleyin ve yoğurun. Tereyağ parçalarını teker teker ekleyip hamura yedirin. Bu aşamada elinizi değil bir spatula ya da kaşık kullanın ki elinizin ısısı ile tereyağı daha da erimesin. 10 dakika kadar yoğurduktan sonra hamurunuz kabın kenarlarına yapışmamalı.
4- Üstünü nemli bir bezle örtün. Mayalanmasını bekleyin. Oda sıcaklığında 1 saat beklediğinizde hamurunuz iki katına çıkmış olmalı. Hamur mayalandıktan sonra hamurun üstüne elinizle bastırın ve içindeki havasını alın.
5- Hamurunuzun üstünü kapatıp buzdolabına koyun. 30 dakikada bir çıkarıp hamurunuzu bastırıp havasını alın. Toparlayın. Bu işlemi ben 4 defa tekrar ettim.
6- Bir gece üstü kapalı olarak buzdolabında bekletin.
7- Ertesi gün kek kalıbına koyun veya top top 6 parça yapıp yanyana dizin, ya da muffin kalıplarına koyun (ben böyle yaptım) üstünü havluyla kapatıp oda sıcaklığında 2 saat bekletin. Sonra üstüne yumurta sarısı ve su karışımını sürün. 190 derece önceden ısınmış fırında 20-30 dakika kızartıncaya kadar pişirin. Fırından çıkarıp oda sıcaklığında bekletin ve afiyetle yiyin.
Aşağıdaki iki fotoğrafı da painbrioche.com adlı siteden aldım.


http://painbrioche.com/ sitesini mutlaka ziyaret edin.
Briyoş Brioche ekmeği tarifi

Salı, Nisan 10, 2012

İsveç Gezisi

Geçtiğimiz ay yaptığımız bir haftalık İsveç iş-gezimizde Stockholm, Malmö ve Göteborg'u gördük. 
Başkent Stockholm birbirine köprülerle bağlanan 52 adet adadan oluşuyor . Caddeler temiz ve düzenli, heryerde park ve müzeler var. Pahalı bir kent. Özellikle yeme-içme ve hediyelik eşyalar pahalı.
İsveç'ten ilginç ayrıntılar;
-Oldukça düz arazi yapısına sahip olan ülkede 100.000’e yakın göl var.
-Burası bir spor ceenneti, halkın %80'i herhangi bir sportif faaliyet yapıyor.
-Avrupa'da ortalama yaşam süresinin en uzun olduğu ülke burası.
-Avrupa'da en fazla dondurma tüketilen ülke de burası. (kişi başı yılda 14 lt)
-İsveç'te kadınların doğum izni iki yıl erkeklerinse üç ay . (ayrıca çalışan annelere her türlü kolaylık sağlanıyormuş).
-Erkekler çocuk bakıp yemek yaparken kadınlar ağır erkek işi dediğimiz işlerde çalışabiliyor. Bu ülkede kadın-erkek eşitliği her yerde dikkat çekiyor.
-Göteborg'da pet şişeyle su satmak yasak çünkü çeşme suyu içiliyor.
-İsveç'te nerdeyse herkesin bir teknesi var.(kişi başına düşen tekne sayısının en fazla olduğu ikinci ülkeymiş)
-Her yerde sürekli nefis kahveler var ve bol tüketiliyor.
-İsveç'te 50 yıl kadar önce trafik soldan akarmış, bir gün alınan kararla sağdan akmaya başlamış.
İsveç'in Neleri Meşhur? - İsveç Denilince Akla İlk Gelenler:
-İsveç köfte, -İsveç şurubu-iksiri ,-İsveç diyeti
-İkea mağazaları ,-Reçeli, -Nobel ödülleri, - Ericsson cep telefonları
-Volvo marka otomobil, - Ren geyikleri, -Olof Palme, (eski başbakan)
- Lappland bölgesi (yazın uzun gündüzleri ile ünlü )-schnapps adlı içkileri (kuzey ülkelerinde içilen)
                                                                      - - -
Şimdi biraz gezdiğimiz yerlerden bahsedeyim;
Stockholm'ün şehir merkezinden Old City denilen eski yerleşim yerine giderken aşağıdaki fotoğraftaki yoldan geçiyorsunuz. Güzel bir cadde.
Aşağıdaki fotoğrafta Old City'deki ana caddeye çıkan dar yollardan biri görünüyor. (bir de kebapçı var bu sokakta. Ayrıca dönerli pizza var İsveç'te.)
Çok gezdik, yorulduk kahve molası verelim dedik.
İşte bir şekerci dükkanı ve butik çikolata mağazalarından biri. Oldukça pahalı olduğu için sadece dışarıdan bakabildik.
Dönüş yolunda yine dar ve güzel sokaklardan biri.
Vasteras da İsveç'in en büyük kentlerinden biri. Ülkenin en eski lisesi burda. Ayrıca salatalığı bol olduğu için de "salatalık kenti" denilirmiş.Aşağıda Vasteras'tan bir sokak. Bu evler klasik İsveç binalarından,



konuk olduğumuz İsveç evi
Kuzine olarak da kullanılan şömine 
Mükemmel bisiklet yolları...
Bir cafedeki çaydanlık koleksiyonu

Uppsala Stockholm'ün 70 km kuzeyinde ve haliyle daha soğuk bir kent. Ingmar Bergman buralı. Aşağıda 1435'de yapılan Uppsala katedrali; Kuzey Avrupa'daki en büyük katedrallerden biridir. Yapının kuleleri 118 metreden fazladır. 
İsveç'in kurucusu sayılan Kral Gustav Vasa
Bol bol kahve ve yanına kek-kuarbiye tükettik.


Baharatlı keklerinin adı pepperkaka ve çok beğenilen bir çeşit. İçinde biber olmasına rağmen, acımsı tadı hiç farkedilmiyor. Ayrıca, İsveçliler tarçını çok sevdiklerinden, küçük tarçınlı kekler hemen hemen her yerde bulunabiliniyor. Ayrıca tarçınlı-zencefilli kurabiyelerden de çok var.


Ve meşhur Semla, yemeden dönmeyin..


Bir deee Viking şapkası almadan dönmeyiiin :-)

Yazılar ve Fotoğraflar; Okan Övet
İsveç'te Neler Yapılır?; İsveç Hakkında,

Pazar, Nisan 08, 2012

Krep Süzet Yapalım

Crêpe Suzette -Fransız krep
Yine birkaç tarifi karıştırıp kendime göre ideal krep süzet tarifimi buldum.
İki kişilik tarif; 4 yemek kaşığı unu bir yumurta ile yavaş yavaş çırparken içine azar azar yarım bardak süt ve çeyrek bardak su ekleyin bir çimdik tuz ekleyip sulu bir karışım elde edin. (Bir parça portakal ya da limon kabuğunu da hamura rendeleyebilirsiniz)
 
Karışımı 1-1,5 saat bekletin. Hafifçe yağladığınız krep tavasına kepçe ile azar azar koyup pembeleşinceye kadar pişirin. Tabağa alın.

Krepler bittikten sonra tavada bir kaşık tereyağı ile bir kaşık toz şekeri karamelize edin. Bir bardak portakal suyu, biraz portakal kabuğu veya limon kabuğu rendesi ekleyin. En son varsa portakal likörü koyun.(yarım çay bardağı kadar)Bu aşamada restoranlarda ateşe verip alevlenirirler tavayı...
Krepleri arkalı önlü bu karışımda ıslatıp dörde katlayın (ocak açıkken).

Sonra hepsini bir iki dakika suyunu çekene kadar pişirin ve tabağa alın.

Dondurma, taze meyve, reçel ne isterseniz beraber servis yapın. Afiyet olsun. Portakal yerine kayısılı ya da şeftalili de yapabilirsiniz.

Krep Süzet Tarifi,  Krep Süzet Yapalım...

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Yaz Geliyoooooor! Elbise Dikelim :-)

İşte size yaz için tiril tiril ve rahat üç elbise modeli. Üçünü de kendim diktim.
Bu modelde evdeki fazla kumaşları kullanabilirsiniz. Uyumlu olsunlar yeter. Çok rahat bir model, üzerinizden çıkarmak istemeyeceksiniz.
Mangonun bir elbisesinden esinlendiğim bu modelde kalıba falan gerek yok. Giydiğiniz bir askılı bluzun üst kısmının ölçüsünü alın. Diğer kumaşları da kat kat büzgüler ekleyerek alt alta dikin. Araya, kumaş birleşme yerlerine renkli kurdeleler, düğmeler, pullar dikebilirsiniz.
İkinci modeli birkaç yıl önce gazetede Gülse Birsel'in üstünde görmüştüm. Yine evdeki benzer bir elbisemden basit bir kalıp çıkardım. Ama ortası beyaz keten kumaştan üzerine kaneviçe ile etamin gibi işledim. Motif size kalmış...
Yaka kenarlarını ve bel kısmındaki parçanın çiçekli kumaşla ek yerlerini de kırmızı renkli iple tığla yaptım. Yapması da giymesi de çok zevkli.
Son elbisemin dikişi diğerlerine göre biraz zor. Bunun gögüs ve sırt kısmı var. Burda Dergisinden aldığım bir model ama kendime göre uyarladım.  
Aslında klasik bir kesim. Büzgü çok ve en altta etek ucunda bir karışlık fırfırlı dikilmiş bir kumaş parçası daha var.
Kol oyuntularından gelen kalın bir şerit arkada birleşiyor.Üçgen şeklindeki açıklığı da kurdeleyle sırta ekledim. Gögüs altında da kalın bir şerit var.

yazlık elbiseler, elbise modelleri, elbise dikelim
En güzel elbise modelleri...Yazlık elbise modelleri...