Cuma, Haziran 27, 2014

Julia Teyze, Mario Vargas Llosa

Şubat ayındaki Ankara seyahatimizde halamın eşinin yani Gürsan eniştemin"çok güzel, beş kez okumuşumdur heralde" diye bana ve kardeşime tavsiye ettiği bu romanı okumak dört ay sonraya kısmet oldu. Böyle şiddetle tavsiye edilen kitapları okumayı seviyorum. Hemen araya alıyorum. İnanın ben beğenmeyecek olsam bile başkasını o kadar etkilemiş olması hoşuma gidiyor. Zevkler çok farklı sonuçta.
Neyse bu kitabı gerçekten sevdim. Yazarın anlatımındaki sade zenginlik çok hoş. Sanırım bu özellik okuduğum tüm Latin Amerikalı yazarlarda var. Çok renkli ve çarpıcı iken aynı zamanda duru..















Romanın konusuna gelince; hukuk öğrencisi ve aynı zamanda radyoya haber metinleri yazan 18 yaşındaki Mario'nun yengesinin kızkardeşi dul ve 32 yaşındaki Julia ile aşkı bir bölüm, diğer bölüm ise Mario'nun yazdığı öyküler. Toplam yirmi bölümün yarısı öykü yarısı Mario-Julia aşkı. Sadece aşk değil bu aşkın ailede yarattığı sarsıntı ve Mario'nun çalıştığı radyoda yayınlanan tiyatro metinlerini yazan meşhur ve ilginç Pedro Camacho'nun hikayesi de var.
Daha ileri gidip ipucu vermeyeyim ama şunları söyleyebilirim:
-Mario'nun anlattığı hikayeler bir sonuca bağlanmıyor. Yani her hikayenin ucu açık bırakılmış. Tam ne olacak diye düşünürken orda bitirmiş, hayal gücünüze kalmış yani..
-Romanın en son bölümü 12 yıl sonraya gidiyor ve yazarın Peru ve insanları hakkında tespitlerini de içeriyor.
-Mario sevgilisi Julia'dan bahsederken arada "Julia Teyze"demeye devam ediyor :-)
Perulu yazar 2010'da Nobel ödülü aldı. Bu roman bir nevi otobiyografi sayılabilir.
İsmet Birkan'ın çevirisi çok güzel. Okumanızı tavsiye ederim.

Semizotu Salatası ve Soğuk Ayranlı Çorba

Bence yazın bu iki yemek kadar serinletici ve sağlıklı başka yemek pek yoktur.
Semizotunu Zeynep annesinin Silivri'deki bahçesinden getirmişti. Küçük taneli ve leziz semizotunu yemek yapmak yerine salatada değerlendireyim dedim. Bol domates, salatalık,soğan,kapari turşusu ve sıcak suda şişirilmiş ince bulgur eşliğinde daha da leziz oldu. Limon ve zeytinyağını da bolca koydum.
Fazladan tuz eklemedim.Çünkü kapari turşusu tuzluydu.






















Diğer tarif de ben pazı ve pilavlık bulgur kullandım ama semizotu ve yarma ile de yapılabilir(bir gece önceden ıslanmış) . Birkaç yaprak pazıyı incecik doğradım.Bir diş rendelenmiş sarmısak,nane,tuz ve bulgur ile pilav yapar gibi pişirdim. İyice soğuyana kadar beklettim. Sonra buzdolabına kaldırdım, kullanmadan önce çıkarıp koyu kıvamlı ayranla karıştırdım.. .İki-üç gün dolapta bekleyebilir. Annem bunu yazın çok yapar. Tek püf noktası sadece kullanmadan önce ayranla buluşması. Önceden hepsini ayrana karıştırırsanız tadı hafif değişebiliyor. İdeal yaz çorbasıdır. Pişirirken veya sonradan içine taze nane de katabilirsiniz. Ben kuru nane ekledim..Sarmısak pişme aşamasında konduğu için sonradan çok koku yapmıyor.

Afiyet olsuuuun...
 

Çarşamba, Haziran 18, 2014

mutfak düzenleme

bir evde en gerekli şey bol bol ve kullanışlı dolaplardır bence.
Benim evimde dolapların çok yetersiz olması özellikle mutfakta her şeyin üst üste veya açıkta durmasına neden oluyor. Bunun için küçük odada duran pek de kullanışlı olmayan çalışma masalı dolabı mutfağa taşımayı ve biraz da böyle denemeyi düşündüm. Olmasaydı geri götürecektim.























Ama gördüm ki baya kullanışlı oldu şimdi de zımparalayıp açık renk bir boya ile boyamayı düşünüyorum.
Dolabı yerleştirmeye gelince daha önce Mudo, İkea ve Migros gibi yerlerden almış olduğum baharatlık ve kavanozları boylarına göre yerleştirdim.Kendi evim olunca raflarını ona göre ölçüp, bir kiler dolabını sepetlerle de takviye yapıcam ama şimdilik elimde olan bu ama gerçekten çok işime yaradı. Tavsiye ederim.

Açık Deniz Kenarında, August Strindberg

Arada bir kendi seçimlerimin dışında yüzyılın en iyi romanları listelerinden de seçim yapar okurum. Açık Deniz Kenarında romanı da öyle. En iyi 30 roman arasında gösterenler var.Kafka'nın günlüklerinde "Durumum daha iyi, Strindberg’i okudum çünkü; Strindberg’i okumak değil, sinesinde dinlenmek için okuyorum. Bir çocuğu tutar gibi Strindberg sol kolunda tutuyor beni. Bir heykel gibi kolunun üzerinde oturuyorum."şeklinde bahsettiği bu roman gerçekten de ruhunu dinlendirmek isteyenlerin yaşayarak okumaları gereken bir kitap. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 Karmaşık düşüncelerle dolu olanları sakin bir ada ve deniz havası temizliyor.
Açık Deniz Kenarında, aynı Strindberg gibi, küçük bir adaya gelen balıkçılık uzmanı Axel Borg'un adada geçirdiği, bir yıldan az süren zaman dilimini anlatıyor. Beğenmediği ve hor gördüğü ada halkından başka kimse yok etrafta. 
İsveçli Strindberg'de aynı romadaki Borg gibi zihni hayli karışık düşüncelerle dolu, hayatı çıkmazda iken bir adaya gider ve bu romanı yazar.
-  -  - 
"Axel karakterinin açık deniz kenarında geçirdiği günlerde aradığının küçük topluma kendini kabul ettirmek olmadığı romanın ilk sayfalarında anlaşılır. İlerleyen sayfalarda ise Maria’ya davranışlarının dengesizliğinden aradığının aşk olmadığı da netleşir. Geriye Axel’in doğa ile ilişkisi kalır. Romanın en etkileyici satırlarının Strindberg’in eşsiz güzellikteki doğa betimlemelerinin olduğu söylenebilir. Kumsalı anlattığı satırlar yazarın üstün yeteneğini de gösterir : “kumsalda bir çam ağacının yalnız doruğu duruyordu: kabukları sıyrılmış, kumlarla oğulmuş, sularla yıkanmış, rüzgârlarla cilalanmış, güneşlerle sararmış bir halde: bir mamut iskeletinin göğüs boşluğunu andırıyordu.”
Strindberg’in yazarlığın yanı sıra usta bir ressam ve fotoğrafçı olması, betimlemelerin görsel bir şölen şeklinde anlatılmasına yarıyor belki de. Adanın doğasını anlattığı satırlarda yazar, yüzlerce otun, çalılıkların, ağaçların, çeşitli kuşların adlarını, görünüşlerini şiir dolu anlatıyor. Romanın pozitivist ve yer yer didaktik felsefesinden sıkılacak okur, doğa anlatımlarının olduğu bölümlerde hayranlık duyacaktır. "Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal
-  -  -
denizin verdiği huzuru ve dinginliği seviyorsanız  Behçet Necatigil'in muhteşem çevirisiyle okuyun bence..

Cuma, Haziran 13, 2014

Roman Okumanın Faydaları Nelerdir?

""Kitap okumanın faydaları" olarak genellemedim konuyu.Çünkü illaki her çeşit yayın okumanın faydaları vardır kuşkusuz. Kimi ansiklopedi okur, kimi sadece şiir, kimisi bilim veya tarih kitabı okur sadece..Bazısı hikaye sever bazısı da çizgi roman.Bazıları da sadece günlük hayatta cümle içinde kullaanabileceği bilgiler veren kitapları okumayı sever. Okuyalım da ne olursa olsun..
Ben bugün roman okumanın faydalarını maddeleyeceğim. Bunları yıllar içinde kendimce keşfettim. Az ya da çok kendimde farkettim ..
Şöyle ki;
-Roman okuyan kişi eğer çok okuyorum, çok hızlıyım, şu kadar okudum iddiasıyla okumuyorsa yani gerçekten özümseyerek zevk alarak okuyorsa faydasını görecektir kanımca. Gazete haberi okur gibi düz okumuyorsa. Yani romanlarda geçen çeşit çeşit kişileri ve olayları empati yaparak,derin düşünceyi anlayarak, kendi hayatımıza uyarlayarak, tartarak ve karşılaştırarak okuyorsak mutlaka çıkarımda bulunuruz.
-Hayal dünyamızın genişlemesi söz konusudur.Gitmediğimiz pek çok yer, yaşayamayacağımız pek çok durum bizim ufkumuzu genişletir. Kuzey Avrupa kıyılarının deniz soğuğunu, Afrika'nın çöl sıcağını içimizde hissedebiliyorsak,müebbet hapis yatan veya idam mahkumu birinin hislerini  yaşamış gibi oluyorsak yetmez mi?
-Kelime haznemiz gelişir. Eğer ilk kez duyduğumuz kelimeleri merak edip altını çizip anlamını araştırıyorsak tabi. Bir de bir kelimeyi onlarca-yüzlerce kez duyarsak da kulak aşinalığı olur.
-Kendimizi ifade edebilme, duygularımızı anlayıp aktarabilme gücümüz artar. Bunu da romanlardaki sayısız durum, his ve olaydan çıkara çıkara geliştirebiliriz. İllaki okurken "hah bu tam benim hislerimi anlatıyor" deriz. Farklı hayatlarda kendimizi deneyimleyip zihin açarız..
-Çok da bilgi alırız. Roman okurken öğrendiğim başka kitap veya yazarlar o kadar çoktur ki.Ya da bu sebeple izlediğim filmler..Romanda adı geçen yer bilmediğim bir yerse mutlaka haritadan (tabi şimdi Google Earth'den)  bakarım. Romada dinlenilen müziği bulup dinlemek, adı geçen resmi bulup bakmak artık günümüzdeki teknolojiyle çok kolay. Romanın kapak resmine bakarım, çevirmeni kimmiş öğrenirim. Bir romanda ringa balığının peşine düşerim öbüründe Claude Lorrain'in resimlerinin. Bundan büyük zenginlik var mı?
-Dış dünyadan biraz kopup, biraz es verip daha rahatlamış ve dinlenmiş olarak kaldığımız yerden devam ederiz.
-Bir çok yazarın farklı hayatlarını öğrenme imkanı buluruz.
-Ayrıca bilimsel bir gerçek de var ki roman okumak beynimizn sol lobundaki aktiviteyi arttırır. Bu da duygusal becerilerde artış sağlar.
E ne duruyoruz okuyalım o zaman!
 

Cuma, Haziran 06, 2014

Evlilik, Sergio Pitol

 
 İstiklal'deki YKY'den kitap alırken kasanın yanında duran bu kitabı şöyle bir inceleyip almıştım. İyi ki de almışım. Daha önce okumadığım yazarlardan biriydi.
Okudum. Bir solukta bitirdim diyebilirim.80 sayfalık nefis bir romandı. Akıcı, dili harika..Romandaki kahramanların özellikle Jacqueline'in ağlanacak haline gülüp biraz ayıp ettim ama yazar öyle bir dille anlatmış ki dayanamadım..
Kısaca anlatacak olursam; konu Jacqueline ve Nicholas'ın dışardan güzel görünen evlilikleri. Jacqueline kocasını onun sadakatsizliğine tahammül edemeyerek farklı erkeklerle aldatır ve her biriyle ayrı ayrı onu öldürme planları yapar. Daha fazla bilgi vermeyeyim ama ben özellikle yazarın anlatım tarzına bayıldım başka eserlerini de almayı istiyorum.
Çevirmenin Roza Hakmen olduğunu da ayrıca belirteyim. Benim hiç düşünmeden çevirdiği kitapları alıp okuduğum çok başarılı bir çevirmendir.
Yazar Sergio Pitol Meksikalı'dır. Edebiyat ve hukuk eğitimi görmüştür. Kültür ataşeliği yapmış, İspanyolca'ya yüzü aşkın eser çevirmiştir.
 

Bulgurlu birkaç tarif

Bulguru çok severim. Son zamanlarda gazete ve dergilerde bulgurun faydaları sayılıp dökülüyor. Ben de uyguladığım birkaç tarifi paylaşayım dedim.
Bizim evde pirinç pilavı nadiren pişer. Pirinç genelde ıspanak,pırasa vs.ye bir avuç eklenmek için kavanozda durur. Ama bulgur başka. İki günde bir bulgur pilavı yesem bıkmam. Değişik versiyonlarını yaptığım için her biri farklı bir yemek gibi gelir.
İşte bunlardan biri;
Taze Fasulyeli Bulgur Pilavı:















-1 su bardağı bulgur,
-bir kaşık tereyağı, biraz zeytinyağı
-10-12 adet yeşil fasulye
- 2 su bardağı kaynamış su veya et suyu
-1 orta boy soğan, 2 diş sarmısak
-tuz, karabiber, kimyon















tereyağı ve zeytinyağını tencereye koyun ve ince ince kıydığınız fasulyeleri ekleyip kavurun. Fasulyelerin yumuşaması önemli.Çeyrek çay bardağı su ekleyip yumuşayıncaya kadar pişirebilirsiniz. Soğanlarla birlikte koyarsak soğan daha önce pembeleşiyor.
Fasulyelerin biraz yumuşadığını görünce soğan ve sarmısakları ince ince kesip ekleyin. Beraber kavurun. Sonra bulgur,tuz,karabiber,kimyon ve sıcak suyu ekleyin. (Ben çoğu zamman bir kaşık salça da ekliyorum.Bu kez salçasız yaptım).Kısık ateşte pişirin.İsterseniz bir kaşık tereyağını da piştikten sonra ekleyip karıştırabilirsiniz.5 dk.dinlendirip servis yapabilirsiniz.

-Yeşil Mercimekli Bulgur Pilavı






















-Bir su bardağı pilavlık bulgur
-Bir çay bardağı az pişmiş yeşil mercimek
-1 orta boy soğan, 2 diş sarmısak
-2 su bardağı et suyu veya kaynamış su
-tuz, karabiber, kimyon
-1 kaşık salça
soğan ve sarmısağı ince kıyıp tereyağı-zeytinyağı karışımında kavurun. Salçayı ve bulguru ekleyip çevirin. Bir çay bardağı önceden haşladığınız ve suyunu süzdüğünüz yeşil mercimeği ekleyin. Su,tuz ve baharatları ekleyip kapağı kapalı şekilde kısık ateşte pişirin.

-Mantarlı Bulgur Pilavı; Yukarıdaki tarifin aynı. sadece mercimek yerine mantar koyuyorsunuz. Ve ince kıyılmış mantarı soğan ve sarmısakla beraber kavuruyorsunuz. O kadar.
-Sade Bulgur Pilavı:  1su bardağı bulguru 2 su bardağı sıcak su, tuz ve karabiberle pişirin. Altını kapatınca 5 dk.dinlendikten sonra bol bol tereyağı ve 2 kaşık kaymak(isteğe göre) ile karıştırın. Bence bu da nefis oluyor.
-Meyhane Pilavı: Bizim ailecek bayıldığımız ve annemin de çok güzel yaptığı bu pilavın farklı tarifleri var. Biz sadece bulgur pilavı deriz. Meyhane Pilavı demeyiz. Bulgur pilavı denilince bizim için akla bu gelir. Diğerleri sade pilav, mercimekli pilav vs.diye geçer.
İnce kıyılmış soğan, sarmısak, yeşil ve kırmızı biber,incecik kıyılmış küçük bir patates..beraber kavrulur.Hattaa kurutulmuş domates de çok yakışır. Kurutulmuş patlıcanlı yapılanını da biliyorum.. Bol domates ve biber salçası konulur.Nane, kimyon,acı seviyorsanız pul biber eklenir. Biraz sulu bırakılır.
Bizim bir de bulgur çorbamız vardır. Erişteli, yeşil mercimekli ve bol kimyonluu. Durun onu da basitçe tarif edeyim. Kaynayan orta boy bir tencere suya bir çay bardağı bulgur, bir çay bardağı yeşil mercimek koyup tuz ve karabiberle pişirin. Pişmeye yakın bir çay bardağı kesilmiş hamur veya kuru erişte koyun. Beraber 5 dk pişsinler. Siz ayrı bir tavada ince kıyılmış bir soğanı,salça, kekik ve tereyağı ile kavurun. Çorbaya ekleyin. Et suyu da çok yakışır...
Afiyet olsun..
 

Çarşamba, Haziran 04, 2014

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis-Ferdinand Céline

Charles Bukovski, Jean-Paul Sartre, Hakan Günday ve Tezer Özlü gibi yazarların çok etkilendiği, Fransız edebiyatını temelden sarsan, sokak ağzı denilen tarzın öncülerinden olan Céline, yarı otobiyografik bu romanı 1932'de yazmıştır.
 Bana göre okunması hem kolay hem de zor bir romandı. Kitapta kolaylıkla okunup geçilecek, üzerinde kafa yorulmayacaak bir tek satır yoktu gibi. Genelde uzun ve  çetrefilli cümleler vardı. Bu nedenle her sayfa iki sayfa gibi zamanımı alarak gecede ancak 15 sayfa okuyabilmeme neden oldu. Anlaşılması kolay ama salim kafa ile okunması gereken cinsten. Savaşın anlamsızlığına, genel ahlaka, savaş sonrası yıkıma, sıradan insanlara değinilen romanda ana karakter Bardamu'da sıradan biridir. Pek insan sevgisi ile dolu olduğu söylenemez. Genelde her olaydan paçasını kurtarmak ve para kazanmak derdindedir. Önce savaşa katılır, Afrika'ya gider, oradan Amerika'ya geçer bir süre orda yaşar tekrar Fransa'ya döner. Yarım bıraktığı tıp eğitimini tamamlar. Başına musallat olan Robinson'un sorunları ile uğraşır. Pesimist, kendini düşünen, bazen aklına eseni yapıp sonra kendi bile niye öyle yaptığını anlamayan bunun üzerine de pek kafa yormayan biridir. İnce bir espri anlayışı vardır. Okudukça bunları birine anlatıp gülmek isteyecek kadar..
"Böylece, kıvrak buğulu sıcakta, bodur ağaçlı ve boz bir sonsuz şerit oluşturan kıyıdan uzaklaşmadan yol aldık. Ne gezintiydi ama! Papaoutah güçlükle yarıyordu suları, sanki tüm terini akıtmış da içinde yüzyüyormuşçasına. Dalgacıkları teker teker sarmalıyordu, pansuman yaparcasına..."syf.174
"Ruh cümlelerle yetinmesini bilir, oysa beden öyle değildir, o daha müşkülpesenttir, kas da olsun ister. Beden daima elle tutulur bir gerçektir, bu yüzden de hep hüzünlüdür ve tiksindirici bir görüntüsü vardır. .."syf.304
"Daha önce en çok meraklısı olduğumuz şeylerden, günün birinde artık gitgide daha az söz eder oluveririz, ille de konuşmak gerektiğinde zorlanırız. Hep kendi sesimizi duymaktan gına gelmiştir. ..Kısa keseriz...Vazgeçeriz...Otuz yıldır konuşup duruyoruzdur zaten. ..Haklı çıkmayı bile umursamamaya başlarız."syf.504
  570 sayfalık bu romanı Yiğit Bener iki yılda gecesini gündüzüne katarak çevirmiştir. Bence de gayet güzel çevirmiştir.
Yapı Kredi Yayınları,2013